Fayez Sara
Suriyeli gazeteci-yazar
TT

2020 sonunda Suriye

Suriye'nin bugünkü fotoğrafı, daha önce tarihinde yaşamamış olduğu bir durumu yansıtıyor. Bugünün fotoğrafı sadece yaklaşık 10 yıl önce yaşanan olayların ve gelişmelerin değil, aynı zamanda o dönemde Suriyelilerin Esed rejimine karşı başlattığı devrime yol açan politikaların devam etmesinin de bir sonucu.
Yaşanan ekonomik krizin teyit ettiği şey de en azından budur. Rejimin doğasında bulunan yağma, yolsuzluk ve rüşvet politikalarının bir sonucu olarak patlak veren kriz, Suriye lirasının değer kaybetmesine ve Suriyelilerin günlük ihtiyaçlarını asgari düzeyde bile karşılayamamasına yol açtı. Yoksulluk ve açlık, rejimin kontrolü altındaki bölgelerde günlük yaşamın en belirgin tezahürü haline geldi. Koronavirüs salgınını ve yaygınlığını inkar etmeye devam etmek de imkansız hale geldi. Masyaf, Selmiye, Şam, Lazkiye, Suveyda’dan sızdırılan bilgiler, her gün yüzlerle kaydedilen vakalara rejimin gerçeği inkar edip başını toprağa gömerek karşılık verdiğini söylüyor. Rejimin, destekçileri ve sevenleri dahil olmak üzere kontrolü altındaki bölgelerde yaşayanları tehdit eden yoksulluk, açlık ve salgınlarla baş edemediği fikri, bu inkarla somutlaşıyor.
Siyasi sahne de en az günlük yaşamın gidişatı kadar kötü. Esed rejimi, İranlı ve Rus müttefikleri arasındaki ihtilafın rüzgârına kapılmış. Müttefiklerinden her biri yatırımlarının karşılığını almak istiyor. Oysa bunları kesintiye uğratan sadece tünelin sonunda sona ereceğine dair bir ışık görülmeden devam eden çatışma değil. Aynı zamanda, bir yandan iki tarafın stratejilerinin çatışması, diğer yandan özellikle de Suriye'nin yeniden inşası çağrıları ile Şam'daki Mülteciler Konferansının yaşadığı feci başarısızlık ışığında, az olan için birbirleriyle rekabet etmeleri de bunları kesintiye uğratıyor.
Rusya ve İran ittifakı için siyasi bir ufuk olmadığından rejimin durumu gittikçe kötüleşiyor. Zira gerek Kürt Demokratik Birlik Partisi "PYD" ile Suriye Demokratik Konseyi'ndeki müttefiklerinin ABD ile yaptıkları ittifakın gücüyle yönettikleri Doğu Fırat bölgesi, gerekse ABD’nin aleni rızası, Rusya’nın gizli onayı ile tamamen Türk kontrolü altında olan İdlib ve çevresinde olsun sahada değişiklik yapma imkanları yok. Dolayısıyla Esed ve müttefiklerinin önünde sınırlı enerjilerini tüketen düşmanca politikaları sürdürmekten başka seçenek yok. Bunların bir tanesi de Esed ile kuzeni Rami Mahluf arasındaki çatışmadır. Mahluf son olarak, kendisini Beşşar Esed karşıtı muhalefet, Alevilerin liderliği ve ülkenin yönetimi için onunla mücadele kapsamına yerleştiren bir program açıkladı. Müttefiklerin enerjilerini tüketen diğer gelişmeler arasında, Güney Suriye'de Rus uzlaşı formülünün başarısızlığı ve İran’ın kayda değer bir karşılık vermeden İsrail hava saldırılarına maruz kalmaya devam etmesi de var.
Suriye gerçekliğinde siyasi ufkun tıkanması durumu rejim ve müttefikleriyle sınırlı değil, aksine başka tarafları da kapsıyor. Suriye Demokratik Konseyi’ne liderlik eden PYD, kötüleşen ve gerileyen, Beyaz Saray’da yönetimin Trump’tan halefi Biden’a intikal edeceği tarihi bekleyen bir ABD tutumundan mustarip. PYD, Washington’un istediği gibi birleşik bir Kürt pozisyonu formüle etmek için, Suriye Kürtlerini temsil eden bir başka taraf olan Kürt Ulusal Konseyi ile bir mutabakata varmaya da çalışıyor. Bütün bunlara ilaveten, PYD içinde askeri ile siyasi kanat ya da daha net bir dille, askeri lider General Abdi (Mazlum Kobani) ile her zaman örgütün politikaları üzerinde tek söz sahibi olan Kandil’deki liderler arasında da anlaşmazlıklar var.
Irak Kürdistan bölgesinin lideri Barzani'ye yakınlığı nedeniyle "ılımlı" olarak nitelendirilen bir siyaset takip eden Kürt Ulusal Konseyi'nin kafa karışıklığı da eklendiğinde Suriyeli Kürtlerin içinde bulunduğu çıkmaz daha belirgin bir hal alıyor. Kürt Ulusal Konseyi, Türkiye’nin karşı olduğu ve terör örgütü gördüğü PYD ile anlaşmak ile daha zor olan Türkiye’nin Suriye muhalefetindeki ana müttefiki Suriye Ulusal Koalisyonu ile ilişkilerini düzenlemek seçenekleri arasında ne yapacağını bilemez bir durumda.
Tabii ki Fırat’ın doğusu için söylenenler, İdlib’i çevreleyen ve komşu şehirlere ait alanları da kapsayan bölgelerden oluşan batısı için de geçerli. Bu bölgelerin hepsi, Heyet-i Tahriru’ş Şam’dan (Nusra) Ensar ed Din gibi DEAŞ destekçisi gruplara kadar silahlı aşırılık yanlısı örgütlerin varlığına rağmen Türk kontrol bölgesi olarak tanımlanıyor. Türk kontrolü, rejimin bölgede yeniden kontrol sağlamasını engelledi ve engellemeye de devam ediyor. Bu, aynı zamanda hem rejimin Türkleri bu bölgeden çıkarmaktan aciz olduğunu ortaya koyuyor hem de Suriye meselesiyle ilgili herhangi bir çözümde onların da var olacağını teyit ediyor. İdlib’teki durum Türkiye için bu kadar önemli olduğundan, herkese karşı farklı şekillerde kullanılan siyaset, güç, baskı, şantaj veya sessiz kalmalarını sağlama yöntemleriyle, yerel güç ve taraflardan uluslararası ve bölgesel güçlere, tüm tarafları kapsayan istisnai çabalar gösteriyor.
2020 sonunda Suriye fotoğrafının son kısmı muhalefetle ilgili. Bu bağlamda ilk olarak Yüksek Müzakere Komitesi ile başlamalıyız. Komite, Ulusal Koalisyon, Koordinasyon Organı, Kahire Platformu, Moskova Platformu gibi ana gruplara ilaveten bağımsız temsilcileri içeriyor. Göründüğü kadarıyla Yüksek Müzakere Komitesi hem zayıf hem de zayıflatılmış. Zayıf, çünkü zayıf gruplardan oluşuyor ve bunların ana bölümü, Suriye meselesinde uzmanlaşmış ve Türkiye, Rusya ve İran’ı bir araya getiren Astana Süreci’ndeki iki tarafla bağlantılı. İşte Moskova Platformu da bu taraflardan biri olan Rusya’nın pozisyonunu temsil ediyor. Diğer yandan Komite’ye başkanlık edip faaliyetlerini yöneten Ulusal Konsey de, Suriye muhalefeti içinde Türkiye’nin pozisyonunun en çok sözcülüğünü yapan gruplardan. Yüksek Müzakere Komitesi zayıflatılmış, çünkü 2254 sayılı BM kararını temel alan 2012 Cenevre Bildirgesi'ne dayanılarak yapılması gereken müzakere görevinin dışında bir yere sürüklendi. Gerek Cenevre Bildirgesi gerekse BM kararı, siyasi geçiş ve geçiş yönetiminin kurulmasını Komite’nin Esed rejimi ile müzakerelerinin nihai hedefi haline getirmişti. Ne var ki, sözde Anayasa Komitesi çerçevesinde düzenlenen anlamsız, başarısız ve 10 yıl da devam etse bir sonuca ulaşamayacak müzakere turlarında bu hedeften vazgeçildi. Muhalefeti temsil eden delegasyon, müzakereleri Suriye çözümüne yönelik bir araç yerine teknik bir süreç ve kendi içinde bir gaye olarak yönetiyor.
2020 sonunda Suriye’deki durumu özetle, şu ana kadarki en kötü durum diye tanımlayabiliriz. Bu, Suriye topraklarının tamamındaki Suriyelilerin durumu için de geçerli. Yolsuzluk, yağma ve rüşvetin yanı sıra baskı ve terör politikalarının devam etmesi sebebiyle rejim ve müttefiklerinin kontrolü altındaki bölgelerde yaşayan Suriyeliler, en kötü durumda olanlar. Buna, bir de genel ve siyasi sıkışmışlık eşlik ediyor. Yerel güçler bu konuda bir atılım yapmaktan aciz görünüyor. Suriye meselesinde güçlü olarak varlık gösteren bölgesel ve küresel güçler bile, ki bununla Türkiye, İran, Rusya ve ABD’yi kastediyorum, Suriye’yi bu sıkışmışlık durumundan kurtaracak yeni yollar belirleyebilecek, herhangi bir çözüme götürecek kapıları açabilecek güçlü ve etkin adımlar açıklamakta oldukça ihtiyatlı davranıyorlar.