Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Haritaları kartlara dönüştürme sanatı

Haritaları kartlara dönüştürme sanatı

Pazartesi, 25 Ocak, 2021 - 07:45
Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni

Kendisi ile yaptığım bir röportajda eski Yemen devlet başkanı Ali Abdullah Salih şöyle demişti: “Röportajımız bitti, şimdi ben sana bir soru sormak istiyorum; neden bazı Lübnanlılar ülkelerinin gücünü ve kapasitesini aşan roller oynamakta diretiyorlar?” Ardından şunu eklemişti:    “İstihbaratımızın elde ettiği kesin bilgilere göre, bazı Husi gençler Suriye’ye gidiyor ve oradan pasaportlarına giriş damgası vurulmadan Lübnan’a sokuluyorlar, sonra aynı yolla Suriye’ye dönüyorlar. Ulaştığımız bilgiler, söz konusu kişilerin ya Beyrut’un güney banliyösünde ideolojik eğitim ya da Bekaa’da askeri eğitim aldıklarını teyit ediyor.”  Ali Abdullah Salih son olarak,“Eğer bu tür kartlarla oynarsanız ülkenizin bölgede bir dostu kalmaz. Ben halihazırda bu konuyu kamuoyunda açıkça dile getirmek istemiyorum çünkü mesele Lübnan’daki Hizbullah’tan önce İran ile ilgili. Bu yüzden uygun zamanda gündeme getireceğim. Peki ama neden bu tür roller nedeniyle zarar görmeyi kabul ediyorsunuz?”

Bu görüşme 2009’un mart ayının son haftasında gerçekleşmişti ve Ali Salih, Arap Birliği zirvesine katılmak için Doha’ya gitmeye hazırlanıyordu. Dediğine göre Husiler’e gösterdikleri “sempati” nedeniyle Libya ve Katar’a sitemliydi.

Biden döneminde İran-ABD ilişkileri ile ilgili bir formüle ulaşılıncaya kadar Yemen’deki savaşın durmasının imkânsız olduğuna dair analizleri okurken aklıma Ali Salih’in bu sözleri geldi. Bazı analistler, açıktan veya kapalı kapılar ardındaki gizli müzakere salonlarında yürütülecek kompleks pazarlıklarda Yemen tarafının yer almayacağını vurguluyorlar. Ali Salih’in sözlerini hatırlamamın bir nedeni de Lübnan’ın bugün gerçekten de hiçbir hakkı olmamasına rağmen başka ülkelerin iç işlerine karışmasının, toprakları içindeki unsurları eğitme ve silahlandırma rolünü oynamasının bedelini ödüyor olması. Eski Yemen devlet başkanı, Lübnan’ın gücünü ve boyunu aşan bir çatışmaya vekil rolüyle karışmasının bedelini ödeyeceğini tahmin etmişti ve öyle de oldu.

Aslında en çok dikkatimi çeken husus, özellikle Saddam Hüseyin rejiminin kökünden sökülmesinden sonra bölgeyi hedef tahtasına oturtan İran saldırısının, bir dizi haritayı İranlı müzakerecilerin Biden ile müzakere masasına giden yolda ya da o masada kullanabileceği salt kartlara dönüştürmekteki başarısı.

Konuştuğum bir Iraklı politikacı şöyle diyordu: “Tecrübe bize çok hayalci olmamayı öğretti. Devletin temellerini geri kazanmak için ciddi çaba gösteren bir hükümetimiz var. Bu çabası mayın dolu bir tarlada yürümek gibi. Yavaş adımlarla ilerlememiz, kaydettiğimiz mesafeyi sağlama almamız, ardından yeniden ilerlememiz gerekiyor. Silahlı gruplar, devleti, gücünü ve nimetlerini paylaşmaya bağımlı hale geldiler. Bu yüzden bir daha elde edemeyecekleri bu altın fırsattan kolay kolay vazgeçmeyecekler. Seçim, devlet projesine nefes alma ve kendisini toparlama fırsatı verebilir ama köklü bir değişime neden olamaz.”

Ardından şunları ekledi: “Biz ne kendimizi ne de başkalarını kandırmak istemiyoruz. Irak’ın geleceğindeki belirleyici unsur, kesinlikle yerli ve dahili değil. Ne yazık ki masada biz olmayacağız. Irak’ın geleceğinin Biden döneminde nükleer anlaşma ve etkilerini canlandırmak için başlatılabilecek ABD-İran müzakereleri masasında ele alınan bir meseleden ibaret hale gelmesinden korkuyoruz. Amerikalılar ve Avrupalılar şimdi müzakerelerde balistik füzeler ile İran'ın bölgesel davranışlarının da ele alınması gerektiğinden bahsediyorlar. İran'ın nükleer programında taviz verebileceği, ancak neredeyse tamamen kontrol altına almayı başardığı Arap ülkelerindeki bölgesel kazanımlarına tutunmaya çalışacağı inancındayım.”

Bu sözler kesinlikle basit değil. Önemsiz, az kaynağa sahip olan ve yoksulluğunun baskısını azaltmak için egemenliğini satmak zorunda olan bir ülkeden bahsetmiyoruz. Maceralar ve baskı rejimi, ardından kötü yönetim ve devlet fikrinin gerilemesi olmasaydı bir ilerleme modeli olabilecek zengin bir ülkeden bahsediyoruz. Örneğin, Irak ile İsrail’in ekonomik koşulları karşılaştırıldığında, Arapların kalbi acıyor. Aynı şekilde İsrail’in Washington, Moskova ve diğer büyük başkentlerdeki ağırlığı ile Bağdat’ın önce İran’ın koşullarını karşılaması gerektiği için halen güçlü uluslararası ilişkiler kuramaması karşılaştırıldığında da. Nitekim İsrail, Biden yönetimi ile diyalog kurmadan önce toplayabileceği kadar çok sayıda askeri ve diplomatik kart toplarken, Irak’ta hükümet ve ondan önce de Başbakan Mustafa el Kazimi kabinesinin bağlı kalmaya çalıştığı devleti restore etme projesi, Yeşil Bölge veya ABD Büyükelçiliği’ni hedef alan roket saldırıları ile yıpratılıyor.

İran’ın Suriye’deki durumu herkes tarafından bilindiği gibi Lübnan’daki durumun da kanıtlanmaya ihtiyacı yok. Lübnan’da çalan uyarı zilleriyle ayyuka çıkmış bir skandal var. Salgın, yoksulluk sınırı altında yaşayan vatandaşları avlarken, nefret siyasete hâkim olmaya devam ediyor. Cumhurbaşkanı Mişel Avn, hükümeti kurmakla yükümlü Saad Hariri’yi sevmiyor, babasına karşı yürütmek istediği savaşı kendisine karşı yürütmeye çalışıyor olabilir. Ancak zaten zor şartlar altında ezilen Lübnan vatandaşının suçu nedir ki, Cumhurbaşkanı’nın Temsilciler Meclisi’nin seçtiği ve hükümeti kurmakla görevlendirdiği kişiye karşı nefretinin bedelini ödüyor?

Mişel Avn’ın duygusal birisi olmadığını biliyorum. Hariri, Berri, Frenciye, Canbolat, Caca ve birçoklarını sevmediği, onları “Cumhuriyetin çocuğu” Cibran Basil’e karşı olmak ve doğal hakkı olan cumhurbaşkanlığı makamına ulaşmasını engellemek için komplolar kurmakla suçladığı bir sır değil. Ancak sıradan Lübnanlıların suçu nedir ki, insanlar hastane kapılarında ölürken ya da evde açlıktan kıvranırken hükümetsiz yaşamak zorundalar? Avn, kendi döneminin tarihe Lübnan’ın parçalandığı ve dağıldığı dönem olarak geçmesini nasıl kabul edebiliyor?

Washington-Tahran ilişkileri netleşmeden, hatta belki de Biden selefi zamanında cezalandırılan “Cumhuriyetin çocuğuna” geleceği hakkında güvence vermeden hükümetin kurulmayacağını söyleyenlerle karşılaştığınızda bu saçmalık doruk noktasına ulaşıyor. Sana’dan Beyrut, Bağdat ve Şam’a krizler Biden ipine asılı bir durumda. Tahran, kültürel veya ekonomik çekiciliğiyle değil, mezhepsel hesaplar, füzeler, insansız hava araçları ve milislerle haritalara nüfuz etmeyi başardı. Sonuç; haritaların kartlara dönüşmesi.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya