Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Sputnik ... Füze mi aşı mı?

Sputnik ... Füze mi aşı mı?

Cuma, 9 Nisan, 2021 - 11:30
Sevsen Ebtah
Gazeteci ve yazar. Lübnan Üniversitesi'nde Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü Profesörü

Fransız siyaset bilimci ve uluslararası ilişkiler uzmanı Bertrand Badie’ye göre Batı, kapılarını Rus ve Çin aşılarına açarsa bu, bir hakaret olur. Ancak Rusya endüstrisinin gururu ‘Sputnik’, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti üzerinden, Avrupa Birliği (AB) tarafından resmi olarak izin alınmadan Avrupa’ya girdi. Almanya, satın alabilmek için umutsuzca bekliyor, Fransa ise çabalamaya başladı. Ayrıca diğer ülkeler de bu yolu takip edecek. İngiliz ‘AstraZeneca’nın yan etkileriyle ilgili şüpheler, Fransızların yarısını ve Lübnanlıların üçte birini aşı randevularına gitmekten vazgeçirdi. Öte yandan ‘Pfizer’, İngiltere ve ABD arasında şiddetli bir savaşa neden olan ‘AstraZeneca’ aşısının bıraktığı boşluğu telafi edemeyecek. Prestijli The Lancet tıp dergisine göre bu boşluk sonrasında ise aşılar yerini Sputnik’e bırakabilir.

Aşılara ulaşma ‘maratonu’, kartları karıştırdı. Herkes, yeni mutantlar yayılmadan enfeksiyonu durdurmak ve ekonomiyi canlandırmak için ‘zamana karşı hararetli yarıştan’ bahsediyor. Daha hızlı iyileştiren, daha hızlı nefes aldırır ve para kazanır. Diğer aşılarsa kesinlikle ışığı göremez. Ancak o zamana kadar 3 temel Batı aşısı mevcut. 2 aşı ise şeffaflık eksikliği ve askeri bir diktatörlüğün ürünü olmakla suçlanıyor. Ancak yine de kıtlık nedeniyle onları terk etmek zor. Bu durum ise Çin ve Rusya’ya, büyük satranç tahtasında hamle yapma ve taşlarını kolayca hareket ettirme fırsatı veriyor.

İşin tuhaf yanı Hindistan da icat veya araştırmalara yatırım yapmadan ‘AstraZeneca’ aşısı üretme haklarını satın aldı. Ve dakikada 5 bin doz üreterek en büyük aşı fabrikası haline geldi. Bangladeş’ten Nepal ve Afganistan’a kadar en yakın komşularını kazanmak için ücretsiz bir dağıtım kapısı aracılığıyla bu savaşa dahil oldu. Ama durum, düşündüğümüzden daha karmaşık. Bir kıtadan plastik kapak, başka bir kıtadan özel şişeler ve üçüncü bir yerden kimyasal formül gerektirmeden üretilebilecek tek bir aşı yok. Böylece dünya iç içe geçmiş ve karmaşık hale gelmiş durumda.

ABD’nin Hindistan’ı dizginlemek için bazı malzemeleri tedarik etmeyi bırakması yeterliydi. Savaş küreselleşti, birden fazla yüze ve bir silaha sahip.

Oldukça aktif şekilde dağıtılan milyonlarca Çin dozundan bahsetmeye gerek yok. Hastaları ile meşgul olan ABD, 100 milyar dolarlık yatırım sonrasında kendi topraklarında üretilen aşıların satışını yasakladı. Avrupa da nüfusunu aşılamak için büyük bir savaşa girmiş durumda. Çin ise Allah’ın geniş ülkelerinde dolaşıyor, aşılarını Irak, Pakistan ve Fas da dahil olmak üzere 53 ülkeye yayıyor. Şu ana kadar en büyük kaybeden Avrupa’dır. Sadece aşı sağlayamamakla kalmadı, Fransa aşıların anasıydı ve icat konusunda bir üne sahipti. Ancak kendi topraklarındaki fabrikalarla bile önceliğini koruyan anlaşmalar yapamadı. Avrupalılar ise milyonlarca dozun, gözleri önünde

(anlaşmalar uyarınca AstraZeneca’yı alma önceliğine sahip olan) İngiltere’ye gönderilmesi nedeniyle öfkeli.

Tehditten sonra durum, alıkoyma ve seyahat engeli uygulamaları ortaya koyma noktasına ulaştı. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, İngiltere’nin bu eylemini ‘sömürü’ olarak nitelendirdi. İngiltere, ilk dozla nüfusunun neredeyse yarısını aşıladı. Fabrikalar, İngiliz halkını kurtarmakla görevlendirildi. Bu, kendisini ‘yamyamlar’ dünyasında saf ve yıldızlar arasında yaşayan olarak nitelendiren Avrupa’nın endişeyle izlediği bir tür şantajdı. Boris Johnson, aşılamada kazandığı zaferle ‘Brexit’ lehine ek bir parlak nokta elde etmişti. Bu bağlamda Avrupa ülkeleri, vatandaşlarını koruyamazken İngiltere ise onları bir dozda bile olsa tedarik etmekten kaçınıyor. Aşının üretilmesi ve güvence altına alınması bir ‘ulusal güvenlik’ sorunu haline geldi. Aşının olmaması, hükümetleri halklarının önünde ‘kritik ve kırılmış’ bir duruma sokmakta. Aşı yaptırmak, bilimsel yetki ve güç sağlayan birçok üstünlükten biri sayılıyor.

Acil ihtiyaç, Çin ve Rus aşılarına yönelik suçlamaları yutuyor. Putin’in ulusal aşısına ‘Sputnik’ adını vermesi ve ona zafer işareti eklemesi ise tesadüf değil. Bu isim, Sovyetler Birliği’nin 1957’deki Soğuk Savaş sırasında fırlattığı füzenin veya dünyadaki ilk uydunun adıdır. O dönemde uydu, ABD’yi dehşete düşürmüştü ve uzayın fethi, savaşın başlangıcı olmuştu. Bundan sonra her durak, takip edilmiş ve kayda alınmıştı.

Bu kez ise Putin, ilk uydunun etkisine paralel bir aşı ile geri döndü. Öyle ki ‘Sputnik’ aşısı hakkındaki konuşmasının tonlamalarını ve sözlerini dinlemeniz yeterli. Ama buna rağmen Rusya, vatandaşlarını korumak için hala çok şeye ihtiyaç duyuyor. Rusya’nın kibri ise muhaliflerini kışkırtmaktan geri durmuyor.

Le Drian, Rus aşısını ‘saldırgan bir diplomasi’ çerçevesinde bir ‘propaganda aracına’ dönüştüğü şeklinde nitelendirmekte tereddüt etmedi.

Avrupa’nın ‘maske diplomasisinden’ büyük bir acı çekmesi sonrasında ‘aşı diplomasisi’ olarak adlandırma yapmaya yönelmesi, sadece bir başlangıç. Sihir her an, sahibinin aleyhine dönebilir. Tüm aşılar, hala test edilme aşamasında. Bizler, kobaylar olarak, maymunlardan ve şempanzelerden gelenler de dahil olmak üzere teknolojilerinde yeni kombinasyonlara tabi olmaya kendi özgür irademizle maruz kalmaktayız. Ancak mevcut olanla uğraşmaktan başka seçeneğimiz yok.

Nefret dolu noktaları bir kenara bırakırsak, en azından hangilerinin daha uzun etkili ve daha az zararlı olduğunu bilmek için, beyaz ipliğin siyah iplikten ayrılması beklentisiyle, herhangi bir ülkenin kendisine sunulan her şeyi denemesi gerekir. Ve bu durum ise, sabır, tecrübe, ellerinden gelenin en iyisini yapan laboratuvarlara boyun eğmeyi ve yalnızca başarısızlıkla miras alınabilecek siyasi ıstırabı affetmeyi gerektirir.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya