Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Milletler arası oyunda Suriyeli mülteciler

Milletler arası oyunda Suriyeli mülteciler

Pazartesi, 12 Temmuz, 2021 - 13:00
Fayez Sara
Suriyeli gazeteci-yazar

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) tarafından 2020 yılında yayınlanan istatistiklere göre dünyadaki Suriyeli mülteci sayısı 7 milyona yaklaşıyor. Bu da Suriyelileri dünyanın en büyük mülteci grubu yapıyor ve her üç Suriyeliden birinin mülteci olduğu anlamına geliyor. Bazı ülkelerin Suriyelileri mülteci olarak kaydetmediği hesaba katıldığında sayı ve oran daha da artacaktır. Örneğin 1 milyondan fazla Suriyelinin ikamet ettiği Arap Körfez ülkelerinde ve dünya çapında yüz binlerce Suriyelinin dağıldığı onlarca ülkede, aralarında öğrenci, iş adamı ve işçilerin bulunduğu Suriyeliler mülteci olarak değil, ülkelerin düzenlemelerine göre ikamet izni almış yabancılar olarak kaydediliyor.

Suriyeli mülteciler konusu, acıları ve tehlikeli yansımaları ile dünyaya, kurumlarına ve ülkelerine büyük bir yük oluşturuyor. Bu da onu küresel ilgi odağı haline getiriyor. Kökten çözümünü siyasi programlarına dahil ediyor. Çözümün, rejimin İran ve milisleri ile Rusya’nın aralarında olduğu yerel, bölgesel ve küresel müttefiklerinden yardım aldığı 10 yılı aşkın bir süredir devam eden yıkıcı savaş ve Suriyelileri ülkelerinden göç ettiren, farklı ülkelere sığınmaya iten sebeplerini ortadan kaldırmak olduğunu gösteriyor.

Uluslararası toplum, Cenevre Bildirisi, 2254 sayılı BM kararı ve takip eden inisiyatifler uyarınca Suriye çözümüne giden bir yol belirlemeye çalışsa da pratik adımlara ulaşmakta başarısız oldu. Ardından Suriye meselesiyle ilgili uluslararası durum geriledi. Bu gerilemeyi ifade eden hallerden biri de mülteciler meselesinin bir milletler arası oyuna dönüşmesi. Her taraf kendi yöntemiyle oyuna dalarken bu, mültecilerin sığındıkları ülkelerde yaşamlarını ve çevrelerini iyileştirmek için mücadele etmelerine rağmen, yaşamları üzerinde daha fazla olumsuz yansıma ve acı bırakıyor. Nitekim uluslararası yetkililer ile mültecilerin yaşadıkları ülkelerin yetkililerinin açıklamaları da bu konuda olumlu ifadeler taşıyor. Sözgelimi Türkiye, Almanya, Fransa ve Kanada gibi ülkeler, Suriyeli mültecilerin davranışları, eğitim ve çalışma hayatına entegre olmaktaki başarıları konusunda olumlu değerlendirmelerde bulunuyorlar.

Suriyeli mülteciler ve davalarına yönelik uluslararası tutumun genel özelliği, Suriyelilere ve özellikle de mültecilere karşı katı olmak. Günümüz dünyasında giriş vizesi olmadan Suriyelilerin topraklarına girmesine izin veren ülke sayısı bir elin parmak sayısını geçmiyor. Çoğu ülkede Suriyelilerin giriş vizesi alma koşulları neredeyse imkansız hale getirildi. Aynı durum ikamet izni ve talep edene sığınma hakkı verme konusunda da geçerli. İkamet iznini kısıtlamak ve geciktirmek doğal hale geldi. Tüm bu önlemler, bu ülkelerdeki Suriyeli mültecilerin ve ikamet izni alanların varlığını azaltmayı amaçlıyor. Bu ülkelerden biri de İngiltere. Danimarka gibi çok az sayıda Suriyeli mültecinin yaşadığı ülkeler dahi, Suriye rejiminin kontrolü altında olan bölgelerin “güvenli bölgelere” dönüştüğü gerekçesi ile topraklarındaki mültecilerin bir kısmını sınır dışı etmeye çalışıyor. Halbuki mevcut gerçek veriler, uluslararası kuruluşlar ile Suriye'deki statükoyu takip eden ülkelerin çoğunluğunun değerlendirmeleri bunun aksini söylüyor.

Ülkelerin yukarıda bahsettiğimiz ve başka ülkeleri aynı davranışa hatta belki de daha kötüsüne teşvik eden politikalarına rağmen, mülteciler kimi zaman çok daha zor durumlarla da karşı karşıya kalıyorlar. Lübnan’daki Suriyeli mültecilerin durumu belki de diğerlerine göre en kötüsü. Suriyelilere her bakımdan en yakın olan bu ülkede mülteciler çok katmanlı bir trajedi yaşıyor. Çok ağır yaşam koşullarına sahip, iş, barınma, eğitim vb. konularda sıkıntı çeken mülteciler olmalarının yanı sıra, Lübnan’da yaşamı vuran ekonomik krizin eşlik ettiği korona pandemisinin atmosferiyle de çevrililer. Ayrıca, çeşitli mezhepsel, kültürel ve sosyal geçmişe dayalı bir ayrımcılık düzeyiyle karşı karşıya bulunuyorlar. Esed rejimiyle müttefik ve uyumlu bir yönetimin altında yaşıyorlar. İki taraf arasında özellikle güvenlik alanında büyük bir iş birliği bulunuyor ve bu, bir yandan mültecilere zorluklar yaratarak yaşamlarını zorlaştırmayı, diğer yandan kamplarını basıp onları belirli hususlara zorlamayı içeriyor. Mültecileri son seçimlerde oy kullanmaya zorlamak, Lübnan güvenlik organlarının mülteciler arasında rejim tarafından arananları, kendisinden ayrılanları ve muhalif aktivistleri rejime teslim etmesi bu baskı ve zorlamalara örnek verilebilir.

Lübnan'daki Suriyelilerin durumunu Türkiye'deki kardeşlerinin durumuyla kıyaslamak doğru olmasa da, Türkiye’deki Suriyelilerin durumu da ırkçılık olgusu dahil olmak üzere ciddi sorunlarla çevrili. Türkiye işgücü piyasasında Suriyelilerin sorunları düşük ücretler, uzun çalışma saatleri ve işverenlerin Suriyeli çalışanlarını Sosyal Güvenlik Kurumuna kaydettirme konusundaki isteksizliği başta olmak üzere üç noktada toplanıyor. Bütün bunlara bir de bazı işverenlerin Suriyeli işçilerinin ücretlerini ödemeyi reddetmesi olgusu ekleniyor.

Bazı ülkelerin izlediği prosedürel politikalara ve Suriyeli sığınmacıların içinde yaşadıkları toplumların baskı ve zulüm gibi görünen davranışlarına açıklama getirebilir, bunlar olağanüstü hallerin bir sonucu olabilir. Dolayısıyla daha sonra tamamen veya kısmen değişebilir. Fakat, Türkiye’nin Avrupa Birliği ve bazı ülkeleriyle ilişkilerde kazanımlar elde etmek için 2014-2015'te Suriyelilere Avrupa'ya göç kapılarını açması gibi, ülkelerin kendi yerel koşullarıyla ilgili olsun ya da olmasın, mülteci meselesini siyasi hedefleri için kullanmaya dayalı politikaları için aynısı söylenemez.

Mülteci meselesinin siyasi hedefler için istismarının ikinci yüzüne gelince, İran ve milislerinin Suriyelilere karşı politikaları gibi, politikaları, özellikle de askeri operasyonları, Suriyelilerin başka ülkelere sığınmasına yol açan Rus devletinin politikası kendisi için bir örnek oluşturuyor. Bu iki ülke de Suriyelilere topraklarına sığınma ve ikamet etme izni vermedi. Ancak bütün bunlar, Rusya’yı mülteciler için timsah gözyaşları dökmekten ve mültecilerin ülkelerine dönmeleri çağrısında bulunmaktan alıkoymadı. Dönmeleri için hiçbir icraatta bulunmadı ya da dönmelerine yardımcı olacak güvenceler sunmadı. Bu, amacın mültecilerin dönmesinden ziyade Moskova ve rejimin mülteciler meselesini çözmeye çalıştıkları izlenimi vermek olduğunu tekit ediyor. Böylece, bunu kullanarak bir yandan rejimi rehabilite etmek, bölgesel ve küresel çevresine yeniden entegre etmek, diğer yandan uluslararası toplumun Suriye’nin yeniden inşasına katılmasına kapıyı aralamak ve onu buna yönlendirmek istiyorlar. Ne var ki, uluslararası toplum, Esed rejimi Suriye sorununda siyasi çözüm (mülteciler meselesinin öncelikleri arasında yer alacağına şüphe yok) bağlamı dışında kaldığı sürece yeniden inşa sürecine katılmayacağının altını çizmiş bulunuyor.  


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya