Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist
TT

Ne Amerika ne de Rusya nükleer silaha sahip bir İran istiyor!

Washington, tarafların Viyana müzakerelerini geciktirme yönündeki açıklamalarına rağmen görüşmelere geri dönmenin İran’ın tutumuna bağlı olduğunu duyurdu. ABD’lilerin bir kısmı, önceki nükleer anlaşmayı etkinleştirmeye istekliler. Ancak bu durum yeni bir felakete neden olacak. Çünkü önceki nükleer anlaşmayı etkinleştirmek, İran’a uygulanan yaptırımların kaldırılmasını sağlayacak.
Saygın bir ABD’li politikacı bana gerçek meselenin nükleer olmadığını söyledi. Ortadoğu’da durum şu ki İran bölgeye hâkim olmak istiyor. Fakat bunu yapabilecek mi? Muhatabım, iki seçenek ortaya atıyor.
“İranlıların bölgeye hâkim olamadan nükleer silaha sahip olma aşamasına geldiklerini ya da nükleer silaha sahip olma aşamasına ulaşamadan bölgeye hâkim olduklarını varsayalım. Hangisi daha tehlikeli? Tabii ki bölgeye hâkim olmak daha tehlikeli. Çünkü nükleer silah aşamasına ulaşmak sadece bölgeyi kontrol etmeye yardım edecek bir araçtır. Yani İran, sadece Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan’ı değil, aynı zamanda Ürdün’ü de kontrol etmek için çok güçlü olursa bu, nükleer silah aşamasına gelmekten daha tehlikeli bir durum olur. Değerlendirme yaptığımızda Amerikalıların, İsraillilerin ve Avrupalıların meseleye stratejik bakmadıklarını, aksine ‘nükleer silah istemiyoruz’ demekle yetindiklerini görürüz. Fakat bölgeye stratejik olarak baktığımızda farklı bir sonuca ulaşıyoruz: İran için kötü olan her şey, diğerleri için iyidir. İran için iyi olan her şey ise diğerleri için felakettir.”
Muhatabım sözlerine şöyle devam etti:
“İran yarın büyük bir altın madeni keşfederse bu nükleer silahtan daha tehlikeli olur. Çünkü İran rejimi güçlenirse Ortadoğu, Araplar, İsrail, Avrupa, ABD ve Türkiye tehlikede demektir. Öyleyse hedef, İran’ın zayıf olmasıdır. Bu, Amerikalılar ve Avrupalılar için karmaşık bir durumdur. Çünkü onlar, Ortadoğu halkları gibi düşünmeyi bilmiyorlar. Ortadoğu halkları ise çok önemli bir özelliğe sahip: Düşmanım için kötü olan her şey benim için iyidir. Elbette bu, iyi bir düşünme şekli değil. Ancak İran söz konusu olduğunda bu düşünme tarzı iyidir. İkinci Dünya Savaşı’nı ele alalım. ABD, Rus lider Josef Stalin’i destekledi. ABD, Stalin’in kötü adam olduğunu biliyordu. Ancak Stalin, Hitler’e karşı savaşıyordu. ABD, Stalin’i destekleyerek Hitler’e karşı daha etkili bir şekilde savaşabilirdi. Bunun için ABD’ye göre bazı durumlarda Rusya için iyi olan şey, kendisi için kötü değildi. Fakat İran’ın bugünkü durumunda amaç ‘İran rejimini zayıflatan her şey iyidir’ şeklinde olmalıdır. Çünkü İran gibi büyük bir tehlikeyle baş etmenin tek yolu rejim değişikliğidir. Fakat ABD, rejimleri değiştirmeye çalışmanın meşru olmadığını kabul etmesinden dolayı bundan yana değil. Diğer yandan İran’da rejim değişikliğini destekleyen birçok kimse var. Onlar, İran’ın bölgede istikrar faktörü olması için bu durumun meşru olduğu düşüncesinde. Zira mevcut İran rejimi bölge için bir felakettir. Bunun için geriye tek bir seçenek kalıyor: İran’ı zayıflatan her şeyi desteklemek. Ancak böyle düşünenler, ‘Bu konuda Amerikalıları ikna etmek mümkün müdür?’ diye soruyorlar. Bu uzak bir ihtimal.”
“Ya Avrupalılar?”
Muhatabım bu soruyu “Sıfırın altında bir olasılık” diye cevapladı.
Bu iki grubun İran’ı güçlendirmesi, endişe konusudur. Ayrıca bu, İran için bir nimettir. Bazıları, İranlıların boylarından büyük bir rol oynayıp anlaşmayı kendi elleriyle parçalamalarını ümit ediyorlar. Ancak İranlılar bu hatayı yapmayacak kadar zekiler. Bunun için böyle düşünenler, güçlü bir İran’dan endişeleniyor. Aynı şekilde bir tarafın siber savaşlarla ve diğer araçlarla İran içinde sabotajda bulunması dikkat çekici bir durumdur. ABD’li muhatabım konuya dair şunları söyledi:
“Sabotajda bulunanın kim olduğunu bilmiyorum. Ancak bunun Norveç olmadığından eminim. İsrail de olabilir. Çünkü Tel Aviv, Tahran’la savaş halinde değilken İran, kendisini İsrail’le savaş halinde olduğu bir pozisyona sokmuştur. Bu yanlış. Amaç, İran’a zarar vermektir. Araç-gereçler önemli değil. Bu, stratejik bir düşünceydi. Şu an zekilerin ve aydınların anlayabileceği bir konudan bahsedelim. Onlara İran’ın, özellikle tüm dünyayı kapsayan terör ağıyla medeniyet kurallarının karşısında herhangi bir ülkeden daha fazla duran bir devlet olduğunu söylüyorum. Bunun için bir devlet, daha önce herhangi bir ülkenin benimsemediği türde eylemlerde bulunduğu zaman kendisine benzersiz eylemlerle karşılık verilmelidir. İran’ın terör eylemleri ABD’ye kadar ulaştı. Üstelik bu konuda herhangi bir caydırıcı güçle karşılaşmadı. Çünkü ABD’nin eski Başkanı Barack Obama buna teşvik etti ve teslim oldu. Bunun için İran’ın yeni cumhurbaşkanının ABD Başkanı Joe Biden’ın teslim olmaya karşı duracak kadar katı ve sert olmasını temenni ediyorum.”
Kendisine bu defa “Yeni Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi döneminde İran’ı nasıl görüyorsunuz?” diye sordum. Cevabı şöyle oldu:
“Bunun olmamasını ümit etmeme rağmen İran dikkatli hareket edecek. Bunun sebebi ise İranlıların, hesaplarını ve değerlendirmelerini nadiren kaybetmeleridir. Her halükârda cumhurbaşkanı, dini lidere bağlı. Aynı şekilde İbrahim Reisi’nin çok sayıda İranlıyı öldürmesine rağmen sahneden uzaklaştırılmadığını da göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Bu da bazı zalimlerin gelişim yanlısı olduğunu anlamamızı sağlıyor. Örneğin Stalin çok katıydı. Ancak aynı zamanda Batı’nın caydırıcılığını anladı ve Amerikalılar Berlin’e girdiği zaman şehirden vazgeçti. Fakat İran, nükleer bombaya sahip olduğu zaman bu bombayı kullanmaya cesaret edebilecek mi? Eğer cesaret edebilecekse kime karşı kullanacak? Kesinlikle cesaret edemeyecek. İran’ın nükleer bombayı kullanacağını düşünmüyorum. Ayrıca İran’ın nükleer bomba istediğini de zannetmiyorum. İran, birkaç hafta içerisinde nükleer bomba üretebilecek konuma gelmek istiyor. İranlılar, bomba üretmeye değil de tersaneye ulaşmak istiyor. Zira tersane seçeneğine sahip olmanız, pratik olarak iyi bir şeydir. Bu da Arapları tehdit etmektedir.”
Bunun üzerine kendisine “Önce Arapları sonra da İsraillileri, Avrupalıları ve Amerikalıları tehdit ediyor. Ortadoğu’da nükleer bir yarış olacağını düşünüyor musunuz?” diye sordum. Bana şu cevabı verdi:
“Evet. Şöyle ki İranlıların nükleer silaha sahip olma aşamasına geldikleri zaman Türkiye ve Mısır gibi ülkelerin tarafsız kalacağını düşünmüyorum. Öncelikle Recep Tayyip Erdoğan gibi bir cumhurbaşkanıyla Türkler ve ardından da Abdulfettah Sisi gibi bir cumhurbaşkanıyla Mısırlılar buna tarafsız kalmayacaktır.”
Muhatabım şu an için ortada bir çözüm olduğu görüşünde. Şimdilik sorun şu ki Biden’dan dolayı durum daha da kötüleşiyor. Muhatabıma “İran ve vekillerinin, Irak’taki Amerikan üslerini bombaladığını görmüyor musunuz?” sorusunu yönelttim. Bana şunları söyledi:
“Buna planlı bir şekilde karşılık verilebilir. Zira Irak’tan sonra Amerikan halkı, Ortadoğu’da askeri müdahalede bulunma kabiliyetine sahip değil. Sonra Amerikalılar, İran yerine Çin’e karşı koymak istiyor. Bunun için ambargo iyidir ve daha da artırılmalıdır.”
Fakat heyetler, Viyana’ya geri döndükleri zaman Amerikalılar, anlaşmayı canlandırıp yaptırımları kaldırmayı kabul edecek mi? Muhatabım bu soruyu şöyle cevapladı:
“İranlılar müzakereleri durdurduğu zaman Amerikalılar, yaptırımları artıracaktır. Ancak İranlılar daha zeki. Amerikalıların sorunu şu ki onlar karşı tarafın kendilerine hile yapmasını istiyorlar. Avrupalılar da aynı şeyi talep ediyorlar. İranlılar ise kibar. Onlardan kibar bir şekilde Amerikalıları aldatmaları istenirse İranlılar, buna tamamen hazırlar.”
ABD’li politikacı Amerikalıların önceki nükleer anlaşmanın çerçevesini İranlı milisleri ve füze programını kapsayacak şekilde genişletmelerini uzak bir ihtimal olarak görüyor. Müzakerelerden olumlu bir sonuç çıkacağını da düşünmüyor. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın “Daha güçlü ve uzun süreli bir anlaşma istiyoruz” sözü de kendisi için çok bir şey ifade etmiyor. “Öyleyse İran, bölgeye hâkim olmayı başaracak mı?” soruma verdiği yanıt ise şu oldu:
“Tüm Ortadoğu’ya hâkim olmasına gerek yok. İran, Suudi Arabistan’ı ve Mısır’ı zayıflatmak istiyor. Diğer yandan Ürdün’de de bir dayanak noktası oluşturmaya çalışabilir. Ortadoğu’da kötü ekonomik durumdan yakınan ülkeler var. Amerikalılar, İran’a fon desteğinde bulunduğu zaman Tahran bu fonu söz konu ülkelerde kendisini güçlendirmek için kullanabilir. Çünkü yaptırımları kaldırmak, İran’ın Lübnan ve Ürdün’de istifade edebileceği yüz milyarlarca dolara sahip olmasını sağlayacak. “
Bu defa “Ancak siz Suriye’den bahsetmekten kaçınıp Ürdün’den söz ediyorsunuz. bahsediyorsunuz. Peki, şu an İran güçlü bir şekilde Suriye’ye yerleşti mi?” diye sordum. Cevabı şöyle oldu:
“Paradoksal bir duruma rağmen Suriye’de iki önemli mesele var: İlki, Suriye’de tüm askeri ve milis merkezli varlığı yerle bir eden İsrail. İkincisi de Ruslar. Ruslar Amerikalıların yanında yer alıyor. Çünkü Ruslar, İran’ın katılımı olmadan Suriye’yi kontrol etmek istiyor. Bundan dolayı İsrail’in askeri saldırılar yapmasına izin verildi. Fakat başka bir durum da söz konusu. Rus Devlet Başkanı Vladimir Putin, nükleer silaha sahip bir İran istemiyor. Aynı zamanda güçlü bir İran’ın ABD için de kötü olacağının farkında. Putin bunun için ABD’nin İran’ı zayıflatmasına müsaade etmeyecek. Ancak İran’ı ekonomik olarak zayıflatmasına izin verebilir. Bu Rusya’nın engel olmayacağı bir şeydir.”
ABD’li politikacı Çin’le ilgili olarak da “Çin, ambargonun kaldırılacağına ilişkin herhangi bir bilgiye sahip değilken İranlılarla ticaret yapmaya başladı” dedi.
Muhatabıma “Sizin Ürdün’den çokça bahsettiğinizi fark ettim. İran, Ürdün’e yönelmeye mi başladı?” diye sordum. Bu defa şunları söyledi:
“Şu an Irak petrolünü Mısır’a ulaştırmak ve oradan da Avrupa’ya pazarlamak için Ürdün kullanılacak. Ancak Irak petrolünün, gelir elde edecek derecede Tahran’ın nüfuzu altında olup olmadığını yeterince bilmiyorum. Eğer doğruysa bu durum, Ürdün’ün İranlılara yardım edecek bir işin içinde olacağı anlamına gelir. Fakat tekrar söylüyorum ki bu petrolün İran projesi olup olmadığına dair bir bilgim yok.”
Ortadoğu her geçen gün kendisini karanlık bir gecenin içinde buluyor. Fakat İran’ın gecesi de aydınlık olmayacak.