Memun Fendi
TT

Yeni Soğuk Savaş’ın kurbanı olur muyuz?

Bir yanda ABD ve müttefikleri, diğer yanda Çin ve yanındaki güçler arasında yeni bir Soğuk Savaş’ın şekillendiğinden şüpheniz olmasın. Ancak büyük güçler arasındaki tüm savaşlar gibi bedel ödeyenler, Washington ve Pekin'den uzak ve çatışmanın kenarında duran ülkeler olacak. Son Soğuk Savaş’ın neden olduğu zayiatlardan bir örnek resmi netleştirecektir:
Vietnam Savaşı’nda ABD tarafında ölü sayısı yaklaşık 50 bin, Vietnam’da ise 3 milyona ulaşmıştı.
Asya'da Endonezya'dan Sri Lanka ve Afganistan'a, Afrika'da Mozambik’ten Angola'ya, Güney Amerika'da El Salvador’dan Şili'ye kadar yaşanan dolaylı çatışmalara gelince; bilançoları korkunç derecede ağırdı ama bu medyanın umurunda değildi. Farklı renk ve ırktan cesetler hiçbir zaman spotların ve ilginin odağı olmadı.
Bu yeni Soğuk Savaşı neden önemsemeliyiz? Çünkü basitçe, potansiyel kurbanları olmamız çok muhtemel. Bölgemizde ABD ve Çin arasındaki çatışmanın özelliklerini belirleyen ayırıcı çizgilerimiz var. İran'ın taraf olduğu tüm çatışmalarda yavaş yavaş Çin'in taraf olduğunu ve diğer uçta da Washington'ın durduğunu göreceğiz. Geleneksel bölgesel anlaşmazlıklar, yeni çatışmanın yakıtı olarak kullanılıyor. Yavaş yavaş kendimizi taraf olmak bir yana, herhangi bir ilgimizin olmadığı büyük savaşların ortasında bulacağız. Geçmişte komünizmle mücadelede gördüğümüz gibi heyecan ve hamasetimiz öyle bir noktada ki, Afganistan’a giden çocuklarımız savaşmak konusunda Afganlardan daha hevesliydi. Ondan sonra da geri dönenlerdeki geri tepme etkisinin (blowback effect) sıkıntılarını çektik. 1990’lı yıllarda dönenler Mısır’ı ateşe vermişlerdi. Bunların kalıntılarını halen daha geniş Arap dünyası haritasında görüyoruz.
Yeni bir Soğuk Savaş’ın şekillenmesiyle neden ilgileniyorum? Çizgilerinin oluştuğuna dair herhangi bir belirti var mı? Burada biri sert gücü, diğeri ise yumuşak gücü temsil eden iki ana göstergeye değineceğim.
İlk örnek, Avustralya'yı dünyadaki nükleer denizaltı üreticisi ve sahibi yedinci güç yapmayı amaçlayan ABD, Avustralya ve İngiltere arasındaki yeni ittifak. İttifakın amacı, bir tarafını bu üç ülkenin diğer tarafını da Çin’in oluşturduğu bir deniz çatışmasının hatlarını çizmek. Elbette Avustralya, bu yeni adımının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT) için bir ihlal olmayacağını açıkladı. Ancak bu, ABD Genelkurmay Başkanı ile Çinli meslektaşı arasında yapılan ve şu an iki taraf arasında savaş olasılığının bulunmadığının söylendiği telefon görüşmeleri gibi güven verici açıklamalar çerçevesinde kalıyor. Zira potansiyel bir savaş olmadığı söylenmesine rağmen İngiltere, Kraliçe'nin adını taşıyan uçak gemisini temmuz ayında Güney Çin Denizi'ne gönderdi.
İngiltere-Avustralya-ABD üçgeni, Çin'e karşı genişleyen bir ittifakın temel çekirdeğini oluşturuyor. Çin ile yüzleşme açıkça ve doğrudan beyan edilmese de bir gerçek haline geldi. Bu ittifakın kapsamı, dünyanın çoğu bölgesini kapsayacak şekilde sert ve yumuşak biçimlerde genişleyecek.
ABD, 11 Eylül 2001 olaylarından sonra bölge rejimlerini değiştirmeye dayalı girişimlerde bulundu. Bunun için devrimler yoluyla doğrudan iç müdahaleler, 2003 Irak İşgali’nde olduğu gibi bölgesel güvenlik denkleminin çöktüğü dış müdahaleler ya da daha yumuşak müdahaleler kullanıldı. Yumuşak müdahaleler kapsamında, (dini söylemin modernize edilmesi ve eğitim müfredatlarının yeniden gözden geçirilmesi için) ülkelerimizin eğitim sistemleri eleştirildi ve kültürümüz şiddet içerdiği söylenen bileşenlerinden arındırıldı. Nitekim gerçekten de müfredatlarda bir takım değişiklikler yapıldı.
Bugün yeni olan, Washington ve Londra'nın bölgemizin Çin'e karşı söylemlerini benimsemesi için ısrar etmeleri. Bildiğim kadarıyla, bu yöndeki baskı çok yoğun. Çin'e karşı bu yaklaşımın inşası yerel güçlerin yaratıcılığına bırakılmış durumda ve bunun gün geçtikçe şekillendiğini görüyorum.
Beni korkutan, kalıntılarının bir parçası olduğumuz geçmiş Soğuk Savaş’tan ders çıkarmamış olmamız. Cemal Abdunnasır’ın Sovyet bayrağı altına girmesini ifade eden Nil üzerinde yükselen kızıl yıldız ibaresi, o günlerde epey popülerdi ve Abdunnasır gerçekten de Sovyet kampına katılmıştı. Ancak yerel bir versiyonu ve Arap milliyetçiliği projesi, gericilik karşıtı söylem gibi yerel başlıklarla...
Bunun sonucunda girmemiz gereken savaşlarda toprak ve can kaybettik. Buna rağmen Abdunnasır daha sonra Arap Soğuk Savaşı olarak bilinecek durumun sınırlarını çizdi. Bu, büyük Soğuk Savaş'ın bölgesel bir mikro kozmosuydu. Küresel Soğuk Savaş nasıl Vietnam'da bir sıcak savaşa dönüştüyse, Arap Soğuk Savaşı da Arap-İsrail çatışması, ülkelerimizde darbelerin ve iç savaşların körüklenmesiyle daha sıcak hale geldi.
Bugün görüyorum ki hatları bizden uzakta şekillenen ama savaş tecrübeleri bölgemizde başlatılan, birinci dereceden kurbanları olacağımız yeni bir dünya çatışmasına kendi irademizle ve farkında olmadan dahil oluyoruz. Bunu görmek için tek yapmanız gereken Çin ve Rusya'nın duruşlarını ve İran'ın nasıl onlara doğru çekildiğini, karşıt kampın nasıl şekillendiğini takip etmektir. Biz de bir eylemsizlikle, öz çıkarlarımızı savunmak için değil, sadece maç başladı diye diğer takımı desteklediğimizi (ancak bir stratejimiz olmadan) göreceğiz. Bu sefer daha temkinli olmanın, durumu daha net bir stratejik vizyonla değerlendirip sadece kendi çıkarlarımız için taraf tutmanın ve bedel ödemekten kaçınmanın zamanı geldi.