Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

2024’te Trump

2024’te Trump

Çarşamba, 20 Ekim, 2021 - 11:15
Abdulmunim Said
Kahire’de Mısır Gazeteciler İdaresi Meclisi Başkanı ve Kahire Bölgesel Strateji Çalışma Merkezi Yönetim Müdürü

ABD’de, özellikle ülke için ‘önemli’ kabul edilen konularla ilgili pek çok soru ve çok az cevap var. Bu sorulardan bazıları bizi ilgilendirmiyor çünkü bizde sorulmuyorlar. Bazıları da Yüksek Anayasa Mahkemesi’nin Roe v. Wade Yasası'nı yeniden inceleyip incelemeyeceği türünden. Kürtaj hakkıyla ilgili olan söz konusu yasaya göre, bebek kadının bedeninin bir parçası olduğu ve kadın da bedeni konusunda özgür olduğu için kürtaj hakkına sahiptir. ABD’de gündemde olan sorulara dönecek olursak, diğer bir kısmı bizi çok ilgilendirmiyor ama önemsediğimiz Amerikan devletini etkilemeleri olası olduğu için kendilerini takip ediyoruz. Mesela; yasa tasarılarına muhalefette olmazsa olmaz hale gelen geciktirme veya Filibuster hakkını sınırlamak ya da engellemek için müdahalede bulunulup bulunulmayacağı gibi. Bilmeyenler için bu hak, azınlığın ifade özgürlüğü hakkını korumak için tasarlandı. Azınlık Senato’da yasa hakkında konuşarak oylamasını geciktirebilir ve bu hak ancak üçte iki çoğunluğun sağlanması yani 67 üyenin oyuyla engellenebilir. 1971 yılında 67 oy sınırı 60’a indirildi. Filibuster, çoğunluğu orta bir yol bulmak için azınlık ile pazarlık yapmaya zorlayan bir engel, gelgelelim artık orta yolu bulmak imkansız hale geldi. Aksine bu hak sayesinde federal hükümetin işleyişini aksatmak mümkün hale gelirken, birkaç aylık geçici olanlar dışında uzlaşmak mümkün olmaktan çıktı. Kuvvet ve güce sahip olan Yüksek Anayasa Mahkemesi, yürütme ve yasama erklerini dengeleyen yargının başında yer alıyor, ama mahkeme üyeliği bir talih kuşu gibi, çünkü diğer erklerin aksine zamanla sınırlı değil. Anayasa Mahkemesine seçilen yargıçlar ömür boyu bu mevkide kalıyorlar.

ABD anayasasında yargıçların sayısını belirleyen bir madde yok, fakat on yıllar süren uygulamaların ardından bugün 9 sayısında karar kılınmış durumda. Geçtiğimiz on yıllar boyunca geleneksel olarak bu sayı liberaller ile muhafazakarlar arasında eşit olarak bölündü. Ancak eski Başkan Trump bu konuda şanslıydı, çünkü yargıçlar başkan tarafından atandığından onun döneminde Anayasa Mahkemesi üyelerinin dağılımı 6 muhafazakar 3 liberal üye şeklinde oldu. Cimri Demokratlar filibuster hakkını sınırlamak ya da feshetmek istiyorlar, ancak Amerikan yargı sisteminin çökmesini önleyen bir denge kurmak için yargıçların sayısını artırma konusunda bonkörler.

Tüm bu soruların henüz bir cevabı yok, ama en zor ve aynı zamanda heyecan verici soru şu; eski Başkan Donald Trump 2024’teki başkanlık seçimlerine aday olacak mı? Her ne kadar Trump, bu seçimlerde Cumhuriyetçilerin adayı olacağını ima etmek ve atıfta bulunmak için hiçbir fırsatı kaçırmasa da bunu açıkça söylemek istemiyor ve görünüşe göre bu durum onu eğlendiriyor. Kendisine yakın olanlar aday olacağından eminler ama Trump’ın attığı her adımla sadece seçmen tabanını güçlendirmeyi hedeflediğini biliyorlar. Biden ile rekabetin bu noktasında, adaylığını açıklamaması, Beyaz Saray’da olsun ya da olmasın sadece onu sevdiği ve desteklediği için tabanının kendisine daha çok bağlanmasını sağlıyor. Ayrıca Trump, siyasi geleceği için iki önemli hedefe ulaşmak istiyor. Birincisi, rakiplerinden kurtularak Cumhuriyetçi Parti’nin kontrolünü tamamen ele geçirmek, 2022'de yapılacak ara seçimlerde Temsilciler Meclisi ve Senato üyeliğini veya eyaletlerde valilik ve diğer önemli mevkileri kendisini destekleyen adayların kazanmasını istiyor. İkincisi, parti ön seçimlerinde karşısına çıkabilecek tüm rakiplerden kurtulmak istiyor. Biden ya da Demokrat Parti’nin bir başka adayına karşı seçim savaşını yürütürken partisinin tek adayı olmak istiyor. Trump’ın bu iki hedefini gerçekleştirmekte kullandığı enstrümanlar, ipleri koparmayan ya da Demokrat Parti ile aralarında bir köprü olan veya halihazırdaki rakibi ve parti içindeki ılımlı kanadı temsil eden Elizabeth Cheney’i destekleyen tüm Cumhuriyetçi üyeleri tamamen reddetmek. Partinin önemli liderlerinden birisi olmasının yanı sıra kadın olması, ılımlılığı ve Trump’ın parti içindeki hegemonya ve etkisine direnmesi Cheney’e önemli avantajlar sağlıyor.

Trump’ın muzaffer bir şekilde Beyaz Saray’a ulaşmak yolunda elindeki enstrümanların başında, tüm Amerikalıların nefret ettiği son başkanlık seçimlerinin sonuçlarını sorgulamak geliyor. Trump’ın temel argümanı, kendisinin seçimlerde yenilip Biden’ın kazanmasının nedeni, seçimlerde hile yapılması. Oy kullanma hakkına sahip olmayanların oy kullanması veya aslında ölü olanlar adına oy kullanılması. Ne var ki Trump, eyaletlerde açtığı davaların hiçbirini kazanamadı ya da tarafsız soruşturma ofisleri tarafından tekrarlanan incelemelerde veya çeşitli eyaletlerde oyların yeniden sayımında haklı olduğu kanıtlanmadı. Açtığı tüm davaları kaybetti. Tüm argümanları başarısız oldu hatta kimi zaman bu kendisine ve Cumhuriyetçilere yönelik düşmanlığı körükledi. Çünkü seçim sonuçlarını kabul etmeyi reddettiği süre boyunca, suçlamaları Demokratlar, seçim sistemi ya da posta yoluyla oy kullanma uygulamasıyla sınırlı kalmadı. Aksine seçim sürecinde görev yapan yüzlerce Amerikalıya kadar uzandı ki bunlar arasında dürüstlüğüne ve tarafsızlığına dil uzatılması zor olan hukuki şahsiyetler de bulunuyor. Trump muhtemelen tüm bunları biliyor, dolayısıyla bu suçlamayı ısrarla tekrarlaması, Trump’ın “Tekrarlanan yalan gerçeğe dönüşür” sözüne inandığı görüşünü pekiştiriyor.

Trump’ın kampanyasının diğer ayağı, Demokratların veya Başkan Biden'ın kişisel başarısızlığına odaklanıyor. Bilhassa da şu konulara odaklanıyor; Afganistan'dan çekilme, genel bütçenin onaylanması, altyapıyla ilgili yasanın çıkarılamaması, son olarak da Biden döneminde kurbanlarının sayısı geçen yıl Trump’ın başkan olduğu aynı aylardan daha fazla olan Kovid-19 ile mücadele. İki husus Trump’a oldukça büyük bir fırsat sunuyor. Birincisi, Demokrat Parti'deki ilericilerin Başkan Biden üzerinde artan baskısı, öyle ki Biden’ın teklif ettiği tüm yasa tasarılarına yalnızca Cumhuriyetçi üyeler değil, aynı zamanda güçlü ılımlı Demokrat akım tarafından da karşı çıkılıyor. İlerici baskı, buna ilaveten, Demokrat Parti’yi artık sosyalist bir partiye dönüşmekle itham etmeyi kolaylaştırıyor. İkinci husus, Trump'ın Biden’a daha fazla baskı yaparak seçmen tabanını güçlendirmesi, Cumhuriyetçi sağ tarafları Trump'a yakınlaştırıyor, ona oy vermeye, para ve oy ile onunla yakınlaşmak için yarışmaya daha fazla bağlı hale getiriyor. Demokratların başarısızlığı üzerinde durmasına bile gerek yok, zira Demokratların kendisi genellikle partileri için çizdiği imajı yansıtıyorlar. Bu imaja göre, Demokrat Parti daha fazla kamu harcaması yapan, dışarıda zayıf (halbuki Trump’ın kendisi de Afganistan ve bir bütün olarak Ortadoğu’dan çekilmeyi desteklemiş ve buna karar vermişti) müzakerelerde kolayca pes eden bir parti. Biden’ın İran ile müzakerelere kolayca dönmesi, Demokrat Parti’nin yumuşaklığına yönelik eleştirilerine ek alan tanıdı.

Bu, 20 Ocak 2025’te Trump’ın Beyaz Saray’a gireceği anlamına mı geliyor? Büyük olasılıkla, yanıt hayır. Bunun nedeni, Trump’ın abası altında halen birden fazla davaya dönüşen ve kendisini mahkum edebilecek çok sayıda suç ve ihlaller taşıyor olması. Bir diğer neden, bizzat Trump’ın ailesinin kendisini insani ve adli konularda kınayan kitaplar yayınlamaktan vazgeçmemesi. Nitekim Bob Woodward'ın son kitabı “The Danger”, Trump'ın varlığının ABD için ne kadar büyük bir tehlike oluşturduğuna işaret ediyor.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya