Ukrayna'daki savaş dolayısıyla bugün dünyanın karşı karşıya olduğu kriz, yüzümüzü siyasi rasyonalizme (realpolitik) dönme, varsayımsal siyasetten, tabiri caizse sosyal medyadan uzaklaşma ihtiyacını teyit ediyor.
Örneğin seçim kampanyasına Mısır'ı eleştirerek başlayan ABD Başkanı Biden'ın Gazze savaşını durdurmak için ise Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’ye başvurması akla mantığa sığmıyor.
Biden'ın Suudi Arabistan'ı eleştirip ardından enerji istikrarını desteklemek için Suudi Arabistan’ın peşinden koşması veya Venezuela'yı eleştirerek sonra petrol konusunda bu ülkeyi kullanması mantıklı değil.
Diğer yandan Avrupa'da kaydedilen savaşın git gel ziyaretlerle değil de zoom üzerinden çözülebileceği düşünülemez.
Bu savaş dolayısıyla Rusya’dan önce asıl Batı'yı ve ABD’yi etkileyen yaptırımların getirilmesini akıl almıyor. Bunların tepkisel kararlar olduğu anlaşılıyor. Şahıslara ve mal varlıklarına aleyhlerinde herhangi bir yargılanma olmadan yaptırım uygulanması veyahut siyasetin spor dünyasını etkilemesi de bir o kadar mantıksız.
Ekonomi aleyhinde veya bugün Çin’e muhtaç olan ABD ya da Avrupa’nın değil de Çin’in yanında olan büyük şirketler aleyhindeki yaptırımlar abes.
ABD Dışişleri Bakanı'nın Biden'ın Çin Devlet Başkanı'nı arayıp ondan şunu şunu talep edeceğini söylemesi mantıksız. Hiçbir devlet yoktur ki, görüşme gerçekleşmeden önce açık isteklere yanıt versin. Bu tarz hareketler alkış toplamaya, retweet ve like almaya yarar sadece. Ancak politik gerçekçilikte size saygı duyan birini bulamazsınız.
Petrol fiyatlarındaki yükseliş akla sığmaz iken İngiltere ve ABD ise Suudi Arabistan ile temasa geçmek için acele ediyor. Baktığımızda Husi terörü İran menşeili balistik füzeler ve İHA’lar ile Suudi Arabistan'ı hedef aldığı zaman Washington ise nükleer anlaşmayı tamamlamak için Viyana'ya koşmuştu.
Aslında terörist İran'ın nükleer silah sağlamasını, füze projelerini ve bölgeye girişini engellemesi gereken nükleer anlaşmanın mahkum takas anlaşmasına dönüşmesi akıl almaz.
ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan'ın bir ay öncesinde değil de şimdi konuşup şunları demesi çok garip:
“Husilerin son 48 saat içerisinde Suudi sivil altyapısına düzenledikleri saldırıları kınıyoruz. Husiler bu terörist saldırıları kendilerine füze, insansız hava araçları, eğitim ve uzmanlık sağlayan İran sayesinde gerçekleştiriyor.”
Peki ya Husileri terör listesinden çıkaran ABD yönetimi değil miydi?
Şuan Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle ‘ortaklık’ ve ‘ittifaktan’ bahseden ABD yönetiminden ciddi bir tutum var mı? Şimdi Körfez ülkelerinden petrol fiyatlarını düşürmelerini ve uluslararası istikrarı desteklemelerini talep eden ABD, Körfez güvenliği konusunda ciddi bir tutum göstermiş miydi?
İran Devrim Muhafızları Erbil'e 12 balistik füze fırlattığını duyurur iken ABD Irak'ın güvenliği konusunda ciddi bir tutum takınmış mıydı? Sonra da Washington'un Devrim Muhafızları’nı terör listelerinden çıkarmak istediği söyleniyor. Washington, Viyana'da Tahran'ın ardından koşmaya devam ederken İran ise Irak hükümetinin kurulmasını engelliyor. Peki nerede kaldı ABD’nin ciddi tavrı?
Bugün sosyal medya politikacıları, petrol fiyatlarındaki artışın ‘trendin’ yükselişi değil de gerçek olduğunun farkına vardı. Bu kriz ve diğeri ile mücadele etmek için siyasi rasyonalizme dönmekten başka çare yok.
Bundan gayrısı ise anca saçmalık ve popülizm.
TT
Siyasi rasyonalizm zamanı
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة