Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Disiplinli kaosu çevrelemek bilgeler ittifakının görevidir

Disiplinli kaosu çevrelemek bilgeler ittifakının görevidir

Pazartesi, 28 Mart, 2022 - 10:30

Kanada merkezli bir gazetede yayınlanan Arap asıllı Kanadalı bir akademisyenin kaleminden çıkmış "Ortadoğu'nun Çatlakları" başlıklı makale ilgimi çekti. Gerçek şu ki Ortadoğu'daki bu çatlaklar yeni değil, hatta o kadar sıradanlaştı ki yapısal hale geldi. Yeni olan, büyük olaylar ve büyük değişiklikler gibi kısa bir süre içinde bölgenin şahit olduklarıdır. Bunlar çatlakları belirginleştirdi, yansımaları siyasi ve güvenlik koşullar üzerinde net izler bıraktı. Bu olaylar- değişkenler arasında 4 tanesi öne çıkıyor.

Bölgede ağırlığı görülen ilk olay-değişken, Tahran ile 5+1 ülkeleri arasında nükleer faaliyetlerine ilişkin anlaşmadır. Anlaşmayla ilgili süreç, imza öncesi açık ve gizli görüşmelerle başladı ve bugün Viyana’da yürütülen müzakerelerle devam ediyor. Müzakerelerden, Donald Trump döneminde ABD’nin tek taraflı çekildiği anlaşmaya geri dönüleceğine dair beyaz bir duman veya dönülmeyeceğini gösteren siyah bir duman henüz çıkmadı. Müzakerelerin gidişatı hakkında söylenenlerden, 2015’teki anlaşma formülüne geri dönmenin veya dönmemenin sonuçlarının en iyimser beklentilere göre bile bölgenin istikrar ve uyumu lehinde olmayacağı anlaşılıyor. Başarılı olması halinde mevcut çatışmaları şiddetlendirebilir ve bölge ülkeleri arasında başka çatışmaları doğurabilir. Zira İran'a yönelik yaptırımlar kaldırılır, para ve yatırımlar akar ve kendisine uygulanan tecrit sona ererse, bu, İran'ın kapasitesini ve müttefiklerini güçlendirmek anlamına gelir. Müzakereler tökezlerse de, Ukrayna'da Rusya ve müttefikleri ile ABD liderliğindeki Batılı ülkeler arasındaki savaş bağlamındaki keskin gerilimlerin arka planında İran'ın tehlikeli rolü ve müdahaleleri sonucunda gerilim seviyesi ve mevcut baskılar artacaktır.

İkinci olay - değişken, Barack Obama'nın 2008'de Beyaz Saray'a gelişinden bu yana ABD'nin bölgeden siyasi ve askeri çekilme dizisidir. Bu geri çekilme dizisinin son halkası, ABD’nin Afganistan'dan utanç verici çıkışı ve burada hepsine yer veremeyeceğimiz bölgedeki müttefiklerine yönelik kitlesel saldırılara karşı donuk, muğlak, hatta belirsiz tepkilerdir. İran destekli ve onun tarafından finanse edilen Husilerin BAE'yi hedef alan füze ve insansız hava araçları saldırısı ile birkaç gün önce Suudi Arabistan şehirlerini ve tesislerini hedef alan saldırıları, ABD’nin müttefiklerini hedef alan saldırılara örnek verilebilir. Bir de İran topraklarından fırlatılan İran balistik füzelerinin Erbil'i hedef alması ve Amerikalıların bu saldırı hakkında kem küm etmesi örneği var.

ABD'nin geri çekilmesinden söz ettiğimizde, tam olarak bölge işlerine, siyasi ve ekonomik koşullarına, bir enerji kaynağı olarak önemine, ulaşım yollarına ve stratejik konumuna olan ilginin azalmasını kastediyoruz. Obama döneminden itibaren Washington, İran'ın nükleer faaliyetlerini kısıtlayacak ve nükleer silah edinmesini engelleyecek bir anlaşmaya varmayı saplantı haline getirdi. Bu saplantı, İran ve müttefiklerinin bölgedeki birçok kilit noktanın kontrolünü ele geçirmesine, güvenliği ve diğer tüm meselelerde baskı yapan önemli bir oyuncu olmasına yol açtı. Suriye'de 11 yıl önce patlak veren savaş ve Washington'un buna yönelik politikası, aynı şekilde, Lübnan'ın ısrarla ihmal edilmesi ve İran’ın avı olması için kaderine terk edilmesi, ciddiyetine rağmen Yemen savaşının ihmal edilmesi söylediklerimize tanıklık ediyor. Washington'un bölgeye yönelik politikasından bahsederken sıkıcı bir tekrara düşmemek için, bölgenin tüm meselelerine olan ilgisinin azaldığını ve bu ilgisizliğin bölgedeki birinci müttefiki İsrail'e kadar uzandığını söylemekle yetinelim.

Üçüncü olay- değişkene gelince, İsrail ile normalleşmedir. Bu, İsrail ile çatışmanın önceliğinin eskisine göre daha alt sıralara gerileyişini ve varoluşsal düşman algısındaki değişimi doğrulayan stratejik bir değişkendir. Sözü edilen bu gerileme, tüm Arap bölgesinin güvenliğinin çoğu İran kaynaklı tehlikelere, çatışmalara, savaşlara ve müdahalelere maruz kalmasının bir sonucudur. Tüm bunlar normalleşme sürecini hızlandırmış, İsrail ile ilişkilerin ve rolünün bölgenin içinden geçmekte olduğu ardışık krizlere yaklaşımda önemli ve hayati bir yer edinmesini sağlamış olabilir.

Son olay - değişken, Ukrayna'da devam eden savaş ve nasıl sonuçlanacağıdır. Çözüm ufku hala kapalı. Rusya ile tüm Batı ülkeleri arasındaki eşi benzeri görülmemiş gerilimin ardından, özellikle de çatışmanın hayal etmesi zor olan sınırlara yayılması durumunda, tüm dünyada koşulların varabileceği tehlike noktası belirsiz. Bu savaş, özellikle küçük ve zayıf gelişmekte olan ülkeler için tarafsızlık alanını azalttı. İsrail dahil olmak üzere tarafsızlık lüksüne sahip olabilecek ve dar sınırlar içinde, geçici bir süreliğine de olsa ayrışmalarına izin verilebilecek sadece birkaç ülke var. Bu noktada, ivme kaybederken Moskova'nın çektiği sıkıntıların ve belki de başarısızlığının yansımaları öne çıkıyor. Bu, Suriye'yi, Libya'yı ve belki de başkalarını beklenmedik, ilave ve hesaplanmamış gerilimlere maruz bırakabilir. Rusya ve Batı, her biri ayrı taraftan müttefikler ve dostlar kazanmak için karşı koyma araçlarını takviye etmek, bunları finansal, ekonomik, askeri olarak ve petrol arzı açısından desteklemek için her şeyi göze almış durumda.

Bu dört olay - değişken, Suriye, Libya ve Yemen’de iç savaşlar, Sudan ve Tunus’ta siyasi sorunlar ve krizler gibi birçok Arap ülkesinde bıraktığı izler nedeniyle bölgenin henüz atlatamadığı Arap Baharı'nın sarsıntılarından geride kalanlara ekleniyor. Tüm bu etkenler ve dönemeçler, Ortadoğu'yu dizginlenmiş ya da sözde yaratıcı “disiplinli kaos”tan muzdarip hale getirdi. Disiplinli kaos, “organize kaos”tan farklıdır, çünkü bu ikincisi amaçlıdır. Disiplinli kaos ise çıkışlar ve çözümler arar, ama belirli bir hedefi yoktur.

Bu noktada, ne demek istediğimizi açıklayan, bölgedeki bir dizi gelişme ve olaya dair hızlı bir okuma yapalım.

Bir yanda Yemen savaşının tarafları arasında Riyad'da müzakereler çağrısı var. Öte yanda Husi milisleri, sonuncusu cuma günü Cidde'deki Aramco tesislerinin füzelerle hedef alınması olmak üzere Suudi Arabistan’ın farklı bölgelerindeki şehirlere ve hassas noktalara füze ve insansız hava araçlarıyla düzenledikleri saldırılarını sürdürüyorlar. Abu Dabi, Tahran destekli Husi milislerinin saldırısına uğradıktan sonra Tahran'ın bölgedeki ana müttefiki Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'i kabul etti. Bundan hemen sonra Şam, ortak bağları güçlendirmek için İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan'ı kabul etti. Diğer yandan Arap-Amerikan ilişkilerindeki soğukluk, Rusya'nın tamamen Ukrayna savaşıyla meşgul olması, Çin'in tarafsızlıktan çok Moskova'ya yakın olan tutumunun arka planında, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayed, Şarm El-Şeyh'te Tahran'ın baş düşmanı İsrail Başbakanı Naftali Bennett'in de katılımıyla tarihi bir toplantı düzenlediler. Buna ek olarak, Lübnan, İran'ın bölgedeki bir numaralı kolu olan Hizbullah'ın hegemonyası nedeniyle yoğun Arap baskısı altında bulunuyor. Aynı zamanda, İran’ın müttefiki Beşşar Esed, İran ile organik ilişkisini koparma ve Arap kucağına döndürme çabası gibi hüsnükuruntuya benzeyen bir argümanla pazarlanıyor. Bu arada Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn Vatikan'ı ziyaret ediyor ve Hizbullah'ı uydurma bir şekilde bölgedeki Hristiyanların koruyucusu olarak pazarlamaktan, Lübnan'daki olumlu rolünü övmekten çekinmiyor. Tüm bunların arkasında, Sünni Arap çoğunluğa düşmanlık besleyen ve Vatikan'ın iradesine ve yönlendirmelerine açıkça aykırı olan azınlıklar ittifakı fikrinin teşvik edilmesi yatıyor. Eşzamanlı olarak Lübnan Başbakanı Necib Mikati, Kuveyt inisiyatifinin yeniden canlandırılmasından ve Arap Körfezi ülkelerinin Lübnan'a dönüşünden bahsediyor! Bu tam anlamıyla seçeneklerin çelişkisidir.

Bölgede ve son zamanlarda dünyadaki durumun ciddiyetinin, gelecekteki tehlikelerden kaçınmak için harekete geçmeyi gerektirdiğine şüphe yok. İvedilikle harekete geçmek gerekiyor, ancak kaynağında mümkünse Körfez ülkeleri, Mısır, Ürdün, Fas ve Irak'taki bilge ve sağgörülü şahsiyetleri içine alan ve net hedefleri olan bir Arap ittifakı olursa daha verimli ve etkili olacaktır. Böylece dünyaya ve Batı'ya tek bir dille hitap edebilir, o da önce bölgenin, sonra müttefiklerinin çıkarları arasında bir buluşma alanıdır. Bunun için yakın bir zamanda düzenlenecek olan Arap Birliği zirvesine umut bağlıyoruz. Umarız zirve alışılmış olduğu gibi bu eğilimi olgunlaşmadan önce yok etmek yerine, açığa vurur ve kökleştirir.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya