Tarık Alhomayed
Suudi yazar. Şarku'l Avsat eski genel yayın yönetmeni
TT

Yemen ve Dünya Kupası

Siyasi eylem söz konusu olduğunda, iyimserlik ve kötümserliğin anlamı yoktur. Siyaset, veriler doğrultusunda “elde tutma ve pazarlık etme” açısından mümkün olanın sanatıdır. Kan enjekte etmek için politikacıların soğukkanlı olması gerekir. Bu husus, Yemen’deki en önemli olayı okumak adına gereklidir.
Cumhurbaşkanı Abdurrabbu Mansur Hadi, Yardımcısı Ali Muhsin el-Ahmer’in görevine son verildiğini, geçiş süreci görevlerinin tamamlanması için bir başkanlık konseyinin kurulduğunu ve yetkilerini geri alınamaz bir şekilde konseye devrettiğini açıkladı. Bu karar tarihi bir adımdır, meşruiyet yolculuğunda gerçek bir pusuladır. Ayrıca Suudi Arabistan'ın Yemen konusundaki hassasiyetini teyit etmekte ve Suudi liderliğinin, zorlu ve karmaşık bir dosyayı ustaca siyasi bir şekilde ele alma becerisini göstermektedir.
Bir Arap yetkili bana “Suudi’nin bu siyasi eylemi, bence, BM’nin 2216 sayılı Kararını çıkaran siyasi eylemiyle eşdeğerdir” dedi. 14 Nisan 2015 tarihinde çıkarılan ve 25 maddeden oluşan bu karara Güvenlik Konseyi'nin 14 üyesi destek vermiş, Rusya çekimser kalmıştı. Bu karar, Yemen Cumhurbaşkanı Abdurrabbu Mansur Hadi’nin, Körfez İşbirliği Konseyi ve Arap Birliği'nden Yemen'i Husi saldırganlığından korumak için askeri müdahale talebine işaret ediyor. Ayrıca bu karar kapsamında “barışı, güvenliği ve istikrarı baltalamakla” suçlanan Abdülmelik el-Husi ve diğerlerine karşı yaptırım uygulanması ön görülüyor.
Arap yetkili, Suudi politik yaratıcılığına ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Bence bu durumu Dünya Kupası ile karşılaştırırsak; siyaset ve uluslararası ilişkiler anlamında yapılan, “Dünya Kupası’na katılmak değil, Dünya Kupasını kazanmakla eşdeğerdir.”
Bir diğer diplomat ise sözü edilen hamlenin iki ana hedefi gerçekleştirdiğini belirtti: Husi karşıtı siyasi yapıyı tüm bileşenleriyle bir araya getirmek ve Husilere siyasi çözüme ortak olmaları için müzakere etme fırsatı tanımak. Öyleyse bugün, tek bir Yemenli bireyin veya bileşenin ideolojik dürtülerle verdiği bir kararla değil, siyasi anlayışlara dayalı tarihi bir kararla karşı karşıyayız.
Bu adım aynı zamanda Suudi Arabistan'ın Yemen kriziyle mücadelede Batı'dan veya ABD’den daha dikkatli ve etkili olduğu anlamına geliyor. Ayrıca bu, Suudi Arabistan'ın Yemen'in birlik ve istikrarı hususundaki kararlılığını ve İran gibi yıkıcı rollere sahip olmadığını gösteriyor.
Uluslararası toplumun unuttuğu ve insan haklarını savunduğunu iddia eden kurumların sessiz kaldığı bir husus var ki, o da İran'ın Yemen'de askeri darbeyi himaye ederek, milisleriyle darbeyi desteklediği, Suudi Arabistan’ın ise Yemen'deki meşruiyeti yeniden tesis etmek için BM’nin 2216 sayılı kararı kapsamında bir Arap koalisyonu içinde hareket etmesidir. Cumhurbaşkanının yetkilerini devrettiği başkanlık liderlik konseyinin kurulması ve başkan yardımcısının görevden alınması, Suudi Arabistan'ın rasyonel bir devlet olduğunu göstermektedir. Yemen'de, istikrarın sağlanması ve -bireylerin, milislerin veya bir bileşenin değil- devletin desteklenmesi için yeterli esnekliğe sahip olduğu anlamına gelmektedir. 
Evet, yol uzun ama bu “tarihi hamle” iyimserlik ve karamsarlıkla ilgisi olmayan gerçek siyasi kararların yolunu açtı. Bu, ciddi çalışmalarla siyasi çözümlerin önünü açmayı amaçlayan bir hamledir ve pek çok Batılının yanı sıra yıkıcı İran'ın yaptığı gibi sahte sloganlardan uzaktır.