Geçen pazar günü “Meşal’den Nasrallah’a” başlıklı ‘direniş ve muhalefet’ yalanını kaleme almıştım. Bu, sürekli kampanyalara ve kamuoyunun sömürüsüne bağlı olarak borsa fiyatları gibi inip çıkan ve hava durumu gibi değişken olan eski bir sürekli yalandır.
‘Direniş ve muhalefet’ yalanını yaymanın en belirgin silahı, karakter suikastı veya ahlaki suikasttır. Bu, insanları itibarsızlaştırmak için yaygı bir söylentidir. Biz, tasfiye ve cinayetle karıştırılmaması için ahlaki suikast terimini benimseyeceğiz.
Radikalizm tehlikesine veya İran ajanlarına ışık tutmaya çalışan ve ülkemizi yok etmeye çalışanları ifşa eden herkes için söylenebilir. Bu, yeni bir şey değil, aksine uzun bir zamandır var. Ayrıca hafızada kalan ve kamuoyunda tartışılan örnekler de var.
Örneğin Afganistan’daki sahte “Cihad” aşaması, Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgali ve El Kaide’nin “Kafirleri Arap Yarımadası’ndan çıkarma kampanyası” gibi. Bunları takiben El-Kaide’nin küresel terörizmi, ABD’nin Irak işgali ve 2006’daki ‘maceralı’ Lübnan savaşı geliyor.
Aynı şekilde her zaman ‘tank füzeleri’ olarak adlandırdığım Gazze’deki kan tacirlerinin DEAŞ’a karşı savaşları, Arap Baharı olarak bilinen büyük yalana yol açmış savaşları ve anlatacak yer bulamadığım olaylar şeklinde devam ediyor.
Tüm bu olayların ortak paydası, en tehlikeli silahın kullanıldığı “bilinçlendirme” kampanyalarıdır. Bu, farklı düzeylerde uygulanan ahlaki bir suikasttır. Şu an ise en büyük infaz zemini haline gelen sosyal medya, bir ahlaki suikast kampanyası yürütüyor.
Suudi Arabistanlı yazar ve araştırmacı Profesör Halid el-Addad, ‘Al-Vatan’ gazetesindeki ‘Entelektüel ve Radikalizmle Mücadele’ başlıklı makalesinde, “Entelektüelin radikallikten arındırmada önemli bir rolü var ve Suudi örneğinde bu role genellikle büyük ölçüde güvenilmiyor” ifadelerine yer verdi.
Addad, “Entelektüelliği dine, geleneklere ve göreneklere karşı bir statü olarak gören Suudi entelektüel, toplumun önünde ahlaki olarak suikasta uğradı. Suudi alıcının zihnindeki ana rolü, toplumun kimliğini değiştirmek ve yabancılaştırmakla temsil ediliyor. Bu durum, türleri ne olursa olsun radikalizm yanlılarının yayılmasını sağlıyor” dedi. Bu noktada asla unutamadığım bir hikâye anlatacağım.
Bir gün merhum yazar Ali Salim (Allah ona rahmet etsin) ile Kahire’de görüştüm ve yazı işleri müdürü olduğum dönemde gazetenin son sayfasında ya da ‘ilk 2’ dediğimiz sayfada yayınlanmak üzere gazete için bir makale yazmasını istedim.
O gün kendisine, merhum Cumhurbaşkanı Enver Sedat (Allah ona rahmet etsin) döneminden bu yana barış sürecinin en önde gelen savunucularından biri olarak kendisine karşı yürütülen kampanyalarla nasıl başa çıktığını sordum. Aynı şekilde bu kampanyaların saldırganlığına ve sertliğine rağmen nasıl hayatta kaldığını ve yenilik yaptığını sordum.
Ali Salim, bana “Ahlaki suikast, bilgeye sıkılan en tehlikeli kurşundur” yanıtını verdi. Aynı şekilde tehlikeli bir şekilde kullanılan bir mermi olduğunu ve susturuculu tabancaya benzeyen bir noktaya ulaşana kadar geliştiğini belirtti.
O zaman ahlaki suikastın en son güncellenmiş halini bana anlatarak, “Bir topluluk oturuyor ve falanca insanlar hakkında konuşuyor. İçlerinden biri de ‘Beni sessizliğimle baş başa bırak!’ diyor” dedi. Salim, “Herkes susuyor. Çünkü ne ahlaki suikastın faili bir şey anlatmış, ne de orada oturanlar bir şeyler sorgulamış. Bu nedenle aklı başında bir kişi tek kelime etmeden suikasta uğramıştır” ifadelerini kullandı.
Buna binaen ‘ahlaki suikast mermisi’ bugün de gelişmeye devam ediyor ve hatta en büyük infaz zemini aracılığıyla aşırı derecede kullanılıyor. Bu mermi, ‘direniş ve muhalefet’ yalanına hizmet eden ve radikallerin hoşgörü kılığına girdikten sonra kendilerini yeniden konumlandırmalarına yardımcı olan iletişim araçlarıdır.
Ve hikâye sürüp gidiyor...
TT
Beni sessizliğimle baş başa bırak!
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة