Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Biden’ın turunun meyveleri... Sürdürülebilirlik ve istikrar

Biden’ın turunun meyveleri... Sürdürülebilirlik ve istikrar

Pazartesi, 18 Temmuz, 2022 - 08:15

ABD Başkanı Joe Biden, ziyareti ve gerek Washington'dan gerekse diğer karar mercii başkentlerden gelecek tepkiler konusundaki şüphe uyandırma kampanyasına rağmen bölgeye geldi.

Bu ziyarete ilişkin tepkileri bilmeden sonuçların gerçekçi bir değerlendirmesini yapmak ve tüm tarafların açık ve pratik tutumlarını yorumlamak erken olabilir. Ziyaretin başarılı olup olmaması kriteri, gerek potansiyel fayda görenler gerekse potansiyel zarar görenler olsun ziyaret ile bağlantılı olanlara göre değişiyor.

Zarar görenlere ilk yardım Moskova’dan geldi. Moskova, hiç vakit kaybetmeden yarın Tahran'da Suriye’deki durumu görüşmek üzere Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i İranlı ve Türk mevkidaşları ile bir araya getirecek bir zirve çağrısında bulundu. Zirveyi sınıfta kalan üç başarısız öğrenciyi bir araya getiren toplantı olarak nitelendirmek neredeyse doğru olsa da esas dikkat çekici olan şey, daha bir kıyıya demirlemeden hemen başka bir kıyıya demir atan Türkiye Cumhurbaşkanı’nın katılması.

İkinci yardıma koşan ise Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah oldu. Nasrallah yakın zamanda yaptığı bir konuşmaya, “Yaşlı ABD başkanı, yaşlılık dönemine girmeye başlayan ya da çoktan girmiş olan ABD’nin bir resmidir” ifadeleri ile başlayıp şu tehditlerle son verdi:

“Bu ülkenin doğal hakkı olan gaz ve petrol ile kendi kendini kurtarmasının yasak olduğu bir denkleme varmak isterseniz, hiç kimse gaz ve petrol çıkaramaz.”

Bu ziyaretten esas zarar gören Moskova ve Tahran’ın yanı sıra Washington'ın bölgeden tamamen ve nihai olarak çekilmesini ve Ortadoğu'ya olan ilgisinin azalmasını savunanlar sıraya giriyor. Zira Biden'ın ‘bölgesel entegrasyon’ konusundaki sözleri, ABD'nin hatasından döndüğünün ve bölgeye tekrar odaklandığının bir göstergesi sayılıyor. Bununla eş zamanlı olarak İsrail, Suudi Arabistan'a yakınlaşmak için derin bir arzu duyuyor. Dolayısıyla İran'ı çevresinde istikrarsızlaştırıcı bir güç olarak gören herkes için bir koordinasyon çerçevesi fikri destekleniyor. Bu da 2020'de Kasım Süleymani'nin Bağdat'ta öldürülmesine misilleme olarak İran'ın Washington'ı bölgeden kovma tehdidinin zayıflığını gösteriyor.

Zarar görenler arasında Biden’ın ABD içerisindeki muhalifleri de geliyor. Hele de yaklaşan seçimlerde Biden kendisine ve Demokratlara hizmet edecek başarılar elde etmeyi başarırsa bu durum derinleşecek.

Ziyaretten potansiyel olarak kâr sağlayanlara göre başarı kriterlerine gelince, bunlar değişiyor. ABD yönetimiyle başlayalım. Washington ittifakları güçlendirme ve genişletme konusundaki acil gereksiniminin yanı sıra öncelikle devam eden çatışmalara son vermeyi, istikrarı mümkün olan en üst düzeyde sağlamayı ve Ukrayna savaşının sonucunda Rusya ile yaşanan şiddetli anlaşmazlığa karşı baskı araçlarını seferber etmeyi amaçlıyor. En önemlisi de Rusya'nın savaş girişimlerini desteklemedeki etkisi nedeniyle Rus petrol ihracatına uygulanan ambargonun devam etmesini ve tabii ki Avrupa için buna bir alternatif bulunmasını istiyor.

Ziyaretin hedeflerine ulaşma kriteri, Suudi Arabistan ve genel olarak Körfez ülkeleriyle ilişkileri düzeltmeyi ne ölçüde başardığına bağlıdır. Başkan Biden, İsrail'den yaptığı açıklamada hatasından geri döndüğünü ve Krallığın jeostratejik önemine kani olduğunu itiraf etti. Krallığı petrol üreticisi ve kaynağı olan bir ülkeye indirgemek yerine, Körfez ülkelerinin yanı sıra Mısır, Fas vb. ülkelerle birlikte Krallığa ABD siyasetinin, değerlerinin ve çıkarlarının temel direkleri olarak bakmaya yöneldi. Bu yüzden -ki Başkan Biden, Suudi dış politikasında meydana gelen temel değişikliklerin ve bir tepki politikası olmaktan çıkıp koruyucu bir politika olarak bunun iç yapısal değişiklikler gerektirdiğinin mutlaka farkında- dünya ülkeleri ile siyasi ve ekonomik işbirliği ufkunu genişletmeye odaklanıyor. Bu yüzden herhangi bir ittifak iki şey üzerine kurulmalı: Al-Ver.

En az bunun kadar önemli olan başka bir faktör; Washington'ın bölgenin güvenliğine ve onu tehdit eden her şeyle mücadele etme bağlılığının retorik desteği bir yana Suudi Arabistan'ı ve Körfez ülkelerini ikna etme yeteneği. Biden yönetimi, bir hava savunma sisteminin kurulmasını engelleyebilecek noktaları aşabilir ve bölgedeki birçok ülkenin hava savunma yeteneklerini İsrail ile bütünleştirebilirse, ziyaret amacına ulaşmış olacaktır. Bunun için Krallığın Batı Şeria'daki su sorununu çözme konusundaki rolünün yanı sıra Suudi Arabistan'ın İsrail'e daha fazla açık olmasını sağlayıp, İsrail ile ekstra işbirliği kanalları açarak ‘İbrahim Anlaşmaları’nın genişletilmesi gerekiyor.

Bütün bunlarda başarılı olunması için kaçınılmaz olarak iki ana konunun ele alınmasını gerekiyor: Birincisi, Washington'ın İran’ın nükleer silah elde etmesine engel olma hususundaki uzlaşıya rağmen diplomatik seçenekte ısrar etmesi doğrultusunda İran'ın nükleer dosyasına yaklaşımda Washington ve Körfez ülkeleri arasındaki anlaşmazlığı yönetebilme yeteneği. İkinci konu, İsrail-Filistin çatışmasının, İsrail ve Filistin taraflarının karşılaştığı tüm zorluklarla birlikte iki devletli çözüm temelinde ele alınması.

Sonuç iki noktada özetlenebilir: Birincisi, Washington'un Araplardan, özellikle Suudi Arabistan'dan istedikleri karşılığında Araplara sunacağı şeyler nelerdir? İkincisi, yönetim bu turdan sonra adım adım siyasi düzeyden ziyade, pratik bir İsrail-Arap normalleşmesine ulaşabilecek mi? Görüşmelerin ardından yapılan açıklamada, iki ülke arasındaki ortak ve üzerinde mutabık kalınan başlıklara yer verilirken daha fazla zaman gerektiren yanıtlanması gereken birçok konu bulunuyor.

Genel olarak Suudi ve Arap tarafına bakacak olursak ziyaretin başarısının kriteri, ABD’lilerle koordinasyon ve işbirliğinin etkinliği, onları politikalarını sürdürmeye teşvik etmek ve bölgeye geri dönmenin gerekliliği ve önemi için Krallığın ilgili Arap tarafları arasında sakinlik ve fikir birliği ortamını sürdürmedeki belirleyici rolüne ek olarak, Biden'ın yukarıda belirtilen hedeflerinden mümkün olduğunca en fazlasına ulaşmayı başarabilmesidir.

İsrail'deki iç siyasi koşullar ve çoğu yetkilinin ve kamuoyunun - anketlere göre - Washington'ın İran'la olası herhangi bir anlaşmada İsrail'in çıkarlarını dikkate alacağına güvenmemesi sebebiyle, İsrail tarafında ziyaretin başarı ve başarısızlık kriterlerini belirlemek daha karmaşık bir iş. Kudüs Deklarasyonu’nun imzalanmasına, ABD'nin İsrail'in güvenliğine yönelik açık taahhüdüne ve daha önce İsrail'in ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) yetki alanına dahil edilmesine rağmen, Biden'ın İran'ın nükleer dosyasına ve bölgedeki uygulamalarına diplomatik bir çözüm bulma konusundaki ısrarına ilişkin anlaşmazlık devam ediyor. Nitekim farklı bir görüşte olan İsrail, ABD’nin ve müttefiklerinin müzakerelerin ufkunu çok daha büyük bir dizi konuyu içerecek şekilde genişletmeleri gerektiğini savunuyor.

Başarı aynı zamanda, İsrail uçaklarının uçmasına izin verilmesinden tutun İsrailli Arapların Hac yapmak için doğrudan Mekke'ye gitmelerini sağlamaya ve CENTCOM liderliğinde Arapların ve İsraillilerin, İran'dan veya vekillerinden gelen füzeleri veya insansız hava araçlarını (İHA) tespit etmeleri için radarların paylaşımına yönelik ilk adımları atmalarını sağlayacak şekilde, bölgesel bir hava savunma sistemi kurmaya kadar iş birliğine yönelik çeşitli adımların atılmasına da bağlı.

Filistin meselesine gelince, Biden'ın Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamanın Filistinlileri tam anlamıyla tatmin etmediği ve Yair Lapid'i fazla tahrik etmeden siyasi meselelerden ziyade insani ve ekonomik uygulamaların vurgulandığı genel açıklamalar arasında kaldığı görülüyor. Biden iki devletli çözüme desteğini ve buna yönelik kademeli bir şekilde harekete geçilmesini vurgulamasına rağmen İsrail'e herhangi bir mesaj göndermedi.

Başarı ve -başarısızlık demeyelim de- tökezleme; Arap tarafının Washington'a yapması gerektiği gibi, ABD'nin bölgeye yönelik politikasının gerektirdiği açık vizyonun, kararlılığın ve sürdürülebilirliğin yanı sıra Washington'un pratik siyasi, diplomatik ve güvenlik önlemleriyle İran'ın bölgenin güvenliğindeki istikrarsızlaştırıcı rolünün farkında olduğunu yansıtmasıyla bağlantılı.

Sonuçlar ne olursa olsun, büyük olasılıkla bölge, zorluklara ve başta oluşum aşamasında olan Ortadoğu bölünmesi olmak üzere çeşitli tehlikelere gebe ve eşi görülmemiş yolların kavşağında duruyor.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya