İlyas Harfuş
Lübnanlı gazeteci ve yazar
TT

Mukteda Sadr gol attı

Iraklı Şii lideri Mukteda es-Sadr, rakibi eski Başbakan Nuri el-Maliki'nin temsilcisini, geçen ekim ayında yapılan son seçimlerden bu yana kurulmayı bekleyen yeni Irak hükümetinin başına geçirme girişimlerini engellemeye çalışıyor.
Maliki ve Koordinasyon Çerçevesi'ndeki İran yanlısı olarak nitelenen müttefikleri -hepsi olmasa da çoğu- Sadr'ın seçimleri kazanan kendisine bağlı 73 milletvekilini istifaya çağırma kararından yararlandı. Sadr’ın bu çağrıyla amacı -kendisinin de dile getirdiği gibi- “vatan uğruna fedakarlık ve yolsuzluğa karşı savaşa devam etmek” idi. Maliki bunu, ipleri eline almak ve Koordinasyon Çerçevesi'nde ikinci sıradan lider olan Muhammed Şiya Sudani’yi hükümetin başına geçirmek için bir fırsat olarak değerlendirdi.
Emevi Valisi Haccâc bin Yusuf’a nispet edilen meşhur bir söz vardır: “Ben sorunlar çözen, sarp yollar aşan tanınmış biriyim. Sarığımı taktığımda anlarsınız ne denli yiğit olduğumu…”
Aynı şekilde Sadr da sarığını taktı ve destekçilerini Yeşil Bölge'ye çıkıp parlamento binasını “barışçıl” şekilde basmaya çağırdı.
Bu sahne, Donald Trump’ın destekçilerinin bir buçuk yıl önce Kongre binasını basmasını anımsattı. Aradaki tek fark ise, Sadr'ın destekçilerinin zafer üniformaları içinde ve Şii oyların çoğunluğuyla kuşanmış olarak gelmeleridir. Oysa Trump’ın destekçileri, ellerinde silah ve sopalarla yenilgiyi zafere dönüştürmek istiyorlardı.
Mukteda Sadr, Maliki'ye ve Haşdi Şabi’deki rakiplerine gol attı. Destekçilerine, “mesaj yerine ulaştı” dedi. Yeni hükümeti kurma sürecinde onların taleplerini görmezden gelmek zor olacak.

Mukteda es-Sadr ile Nuri el-Maliki arasındaki mücadele ve çatışma Maliki'nin başbakan olduğu zamana kadar uzanıyor. İkisi arasındaki nefretin, kişisel ve politik faktörün örtüştüğü çeşitli sebepleri vardır. Ayrıca Maliki'nin İran rejimine mutlak bağlılığına mukabil es-Sadr, kendisini mezhepsel nedenlerle İran'a yakın bir Iraklı din adamı olarak takdim etmeye çalışıyor. Buna ek olarak Sadr, Irak'ın çıkarlarını gerçekleştirmeye ve İran'ın çıkarlarından uzakta Arap komşuları ile ilişkilerini düzenlemeyi arzuluyor.
İranlılar Sadr'ın pozisyonlarından ve “Şii Evi’ni” bölmedeki rolünden hoşnut olmadılar. Ayrıca bir Şii din adamının “itaat evinin” dışına çıkmasından da hoşlanmadılar. Oysa Tahran, kendisine bağlı olan dört Arap başkentinden biri olan Bağdat üzerindeki hegemonyasıyla övünmektedir.
Elbette Lübnan'da ve başka yerlerde de İran’ın mizacına uymayan Şii din adamları var. Ancak Mukteda es-Sadr'ın konumu ve temsil kapasitesi farklı bir konudur. Bundan dolayı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, Sadr'ı çoğunluk hükümeti kurma talebinden vazgeçmeye ve Tahran'ın uzlaşı hükümeti olarak adlandırdığı hükümetin kurulması için başka bir figürü kabule ikna etme çabalarına girdi. Ancak Kaani’nin çabaları başarısız oldu. Şu anda Bağdat'a yaptığı ziyarette bir kez daha Sadr'ı diğer Şii güçlerle birleştirmeye çalışıyor. Fakat “Maliki'nin Wikileaksı” olarak nitelendirilen sızıntılardan sonra bu sefer de başarılı olması pek olası değil. Bu sızıntılarda, eski başbakanın rakibi Sadr’ı “katil”, Sadr grubunu ise “korkaklar” olarak nitelendirmeye varan çok sayıda suçlama yer alıyor.
Sadr, parlamentoda en büyük bloğu oluşturduktan sonra iktidardan uzlaştırılmasını asla kabul etmeyecek. Nitekim sonuçlar göz ardı edilerek ve Tahran'ın doğrudan baskısı altında bu şekilde uzaklaştırılmak, onun için, hareketi için ve ailesinin Saddam rejimine karşı mücadelesinden bu yana Irak Şii arenasında temsil ettiği şey için tam bir yenilgiye eşdeğerdir. Sadr, parlamentodan istifa etme kararının bir uyarı mesajı olmasını bekliyordu. Ancak muhalifleri, aldıkları oylarla Sadr'ın milletvekillerini takip eden adayların seçilmesiyle sonuçlanan bir "hukuki" uygulamaya geçtiler. Böylece Sadr'ın itirazlarını ve önderlik ettiği büyük Şii bloğunun pozisyonlarını hiç dikkate almadan da siyasi sürece devam ederek ve hükümeti kurarak istediklerini elde ettiklerini hissettiler.
Mukteda es-Sadr’ın destekçilerinin parlamento binasını basıp yaptıklarının bir anlamı varsa o da bölgemizdeki çoğu ülkede seçimlerin absürt bir süreç olduğudur. İran'ın etkisi Lübnan'da ve başka yerlerde olduğu gibi Irak'ta da politika yapımında rol oynadığından, kurumlar işlevsiz bir hale geldi ve felç oldu. Iraklılar geçen ekim ayındaki seçimlerden bu yana yeni bir hükümetin kurulmasını bekliyorlar. Aynı şekilde Lübnanlılar da geçen mayıs ayından bu yana hükümetin kurulmasını bekliyorlar. Bunun öncesinde de aylarca hükümetleri beklediler. Şüphesiz yeni bir cumhurbaşkanı seçmek için de uzun bir süre bekleyecekler. Bu sırada insanların hayatı alt üst olur, ekonomik çöküş ağırlaşır ve devlet bir serap haline gelir.