Bekir Uveyda
TT

Kavurucu Irak Ağustosu

Arapça miladi takvim aylarının isimlerini bilen herkes, aralarında Irak’ın da olduğu Arap Maşrık (Levant) ülkelerinde Ağustos ayının ‘Ab’ diye adlandırıldığını bilir. Aynı bağlamda, Araplar arasında ne kadar yaygın olduğunu bilmediğim bir bilgi daha ekleyelim, o da özetle Maşrık ülkelerinde benimsenen ay isimleri ile İbrani takvimindeki ay isimlerinin çoğunun aynı olduğudur. Çoğu araştırmacı tarafından söylenen ve benimsenen yoruma göre bunun sebebi gerek Maşrık gerek İbrani takviminde ay isimlerinin Babil kökenli olmasıdır. Konu bağlamında üçüncü bir hususa daha değinmek istiyoruz, halk deyimlerini araştıranların çoğu, aynı Arap toplumlarda sıcaklıkların yakıcı bir düzeye ulaştığını ifade etmek için Ağustosu ‘kavurucu ab’ diye andıklarını bilir.
Irak'ın son bir haftadır tanık olduğu yüksek siyasi kaynama, önceki günkü (1 Ağustos) olaylarla kaynamanın devam etmesi, bölgeyi beklenmeyen gelişmelere hazırlama kapsamına mı giriyor, yoksa bu, sadece Iraklıların son yıllarda politikacılarının çoğunun uygulamalarına karşı bastırdıkları öfkelerinin kavurucu bir patlaması mı? Bu soruyu yanıtlamaya çalışmadan önce, dünün Saddam Hüseyin'in kalabalık ordusunun 1990'da Kuveyt sınırına saldırmasının 32’inci yıldönümüne denk geldiğini hatırlamakta bir sakınca yok. ‘Saddam Hüseyin'in ordusu’ ifadesi birilerini şaşırtmalı mı? Hayır, öyle düşünmüyorum, çünkü o sırada sadece işgal kararını değil, tüm kararları veren dönemin Irak Cumhurbaşkanı idi. Bu nedenle, tüm Arapların en ciddi felaketinin günahını bir bütün olarak Irak'a yüklemeyi hiçbir zaman kabul etmedim. Takip eden herkes Saddam'ın yönetim yıllarının diğerlerinden daha fazla ‘tüm kararları tek başına alan yönetici’ karakteristik özelliğini taşıdığını bilir. Irak'ta ‘tek lider’ sıfatı, Kuveyt sınırına ordu birliklerini konuşlandıran ilk Irak Cumhurbaşkanı olan Korgeneral Abdulkerim Kasım ile ilişkilendirilse de; Kasım'a yönelik suikast girişiminde ana taraf olan Saddam Hüseyin, birbiri ardınca Irak'ın başına geçenler sınıflandırıldığında bu sıfatı en çok hak eden olmayı sürdürüyor. Ancak yine de objektif olarak başkalarına şaşırma hatta kınama hakkı marjı bırakıyoruz.
Son günlerde olayların tırmanmasına gelince, bu makalenin yazıldığı ana kadar, çatışan taraflardan hangisinin galip geleceği belli değildi. Destekçileri arasında sözü dinlenen lider Mukteda es-Sadr, bir orta çözümü kabul edecek ve destekçilerine meclis içindeki oturma eylemini sonlandırıp meclisi boşaltma talimatı verecek mi? Yoksa Irak sokaklarında sahip olduğu karşılığın ivmesi bu kadar büyük olduğu sürece taleplerine sıkı sıkıya sarılmakta ısrar mı edecek? Öte yandan, ‘Koordinasyon Çerçevesi’ adını taşıyan koalisyonun liderlerini de benzer bir sınav bekliyor. Bu liderler Irak'ın istikrarını, dış bağlılıklara, özellikle de İran yönetimine bağlılığı sürdürme zorunluluğundan daha önemli görmeye ve onu tercih etmeye hazırlar mı? Aslında bu, herhangi bir çözümün püf noktası. Dolayısıyla Irak olaylarındaki gelişmelerin Arapların ilgisini çekmesi şaşırtıcı değil. Bilhassa Ukrayna savaşının devam etmesinin sonuçları nedeniyle istikrarsız petrol piyasasındaki öneminden dolayı, Irak’ın güvenliğine küresel olarak ilgi gösterilmesi de garip değil. Bu nedenle Bilad er-Rafideyn’in (Irak) iç savaş bataklığına sürüklenmesini önlemek için her türlü çaba gösterilmeli.
Saddam'ın devrilmesinden bu yana bir bütün olarak Irak liderlerinin ülkelerini istikrarlı bir yola sokamamaları gerçekten acı verici. Baas rejiminin çöküşünün ardından gelen uluslararası karışıklığın, Irak'ın başına gelenlerden, altyapının çökmesinden, derin devlet kurumlarının yitirilmesinden büyük ölçüde sorumlu olduğu doğru. Ancak bu, Iraklı politikacıların çoğunu bugün ülkelerinin bu duruma gelmesindeki sorumluluktan kurtarmıyor. Aynı şey, yaklaşık olarak Libya'daki durum, NATO müdahalesini izleyen kaos, silahlanma ve milis örgütler nedeniyle Libya’nın ve Libyalıların başına gelenler için de geçerli. Buna ne zaman Libya'yı mevcut durumundan çıkarabilecek bir son verilebilir belli değil. Irak'ın veya Libya'nın geleceği hakkında, birçok dünya başkentindeki karar vericileri endişelendiren pek çok soru var. Bu haklı ve nedenleri bilindik bir ilgi. Ancak yine aynı ölçüden bakacak olursak, sınırlarından uzakta, bulundukları bunca müdahalenin nelere yol açtığı konusunda ilgili başkentlerin kendilerinden de yanıt bekleyen pek çok soru var.