Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

İran sinemasına veda mı ediyoruz?

İran sinemasına veda mı ediyoruz?

Pazar, 11 Eylül, 2022 - 14:00

18.Haziran 2021 tarihinde İbrahim Reisi'nin ön dişlerinden dördü görüldü. Gülmeyen adam gülmüştü, çünkü İran cumhurbaşkanı seçilmişti. O seçildiğinde, sanatçılar ve yönetmenler elleriyle boyunlarını yokladılar, çünkü 1988’deki infazların kahramanı başkan olmuştu. O yıl yaklaşık 5 bin erkek ve kadın infaz edilerek cesetleri bilinmeyen yerlere dağıtıldı. Reisi’nin sızdırılan az sayıdaki fıkhi görüşü korkularını ikiye katladı.

Sinemacıların korkularını pekiştiren bir faktör daha vardı; tarafsız bir gerçeklik olarak tanımlanabilecek kısmın ortadan kalkması. Ekonomik kriz, film yapımcılarının çekebileceği ve devletin kaldırabileceği bir şey bırakmadı. Örneğin İran sinemasının konuları arasında yer alan doğa ve çocukları ele alırken aynı zamanda krizin onlar üzerindeki yansımalarını gizlemek zorlaştı. Korkanların korkusunun gerçek olduğu beklenenden daha kısa sürede doğrulandı; Mayıs ayında, Cannes Film Festivali'nden birkaç gün önce, önemli sayıda belgesel yapımcısı tutuklandı. Temmuz ayında Muhammed Resulof ve Mustafa Ali Ahmed tutuklandı. Cafer Penahi iki meslektaşı hakkında bilgi almaya çalıştığında onlara katıldı. Üçü, bir dizi uluslararası ödül kazanan İran'ın önde gelen film yapımcıları arasında yer alıyor, ancak seyahat yasağı nedeniyle ödüllerini her zaman teslim alamadılar. Neden tutuklandılar? Çünkü iktidarın yolsuzluğunu ve Abadan'da 49 kişinin hayatını kaybettiği bir binanın çöküşünün de gösterdiği gibi verimsizliğini protesto eden bir açık mektup yayınladılar. Mektupta sorumlulardan hesap sorulması ve güvenlik güçlerine halkın öfkesi karşısında “silahlarını bırakmaları” çağrısı yaptılar. Ağustos ayında İran'da ilk kez mesleklerini icra etmekten men edilen film yapımcılarının isimlerini içeren resmi bir "liste" yayınlandı.

Sinema konusu özel bir öneme sahip, zira İran, dışarıyı ilgilendiren sadece iki yatırımda başarılı oldu; biri kötü olan Hizbullah, diğeri ise iyi olan sinema.

Her halükarda bu başarı, kolay elde edilemedi.

Aslında 1979 devrimi sinematik bir olayla başladı. Alman Reichstag yangını (2/1933) ve Mısır Kahire yangını (1/952) gibi Abadan'daki Rex Sineması da (8/1978) yakıldı. Bu yangında tahmini olarak minimum 377, maksimum 470 kişi öldü. Devrimcilerin ortak kanısı, panik, kaygı ve kaybolma duygularını uyandırmanın iktidarın yasadışı bir şekilde ele geçirilmesinin önünü açtığıydı. Nefret edilenler ve bu yangınlarda kurban olarak sunulanlar şunlardı: Çok geçmeden Hitler tarafından yönetilecek olan Alman parlamentosu, kısa süre sonra Özgür Subaylar tarafından yönetilecek Mısır'ın başkenti, yakında Humeyni tarafından yönetilecek İran sineması.

İran sinema ile devrimden önce tanışmıştı. İran 1930'larda ilk sessiz filmini çekti, ancak yetmişler İran sinemasının netleştiği ve olgunlaştığı yıllardı. Yeni Dalga Fransız muadillerini (Truffaut, Godard, Chabrol...) taklit ederek bu yıllarda gelişti. Ardından 1973'te Tahran'da uluslararası bir film festivali düzenlendi. Şah rejiminin sansürü de hafif değildi, ancak daha sonraki İslami sansürün yanında daha çok çocuk oyuncağı kalıyordu.

Devrim sinemadan nefret ediyordu çünkü sinema "ahlaksızlıktı ve Batılıydı." Ancak yine de, Amerikan büyükelçiliği çalışanlarının rehin alınması olayından sonra ABD ile karşı karşıya geldiğinde "Büyük Şeytan" a karşı kısa propaganda filmlerine sponsor oldu. Ardından, Irak ile girişilen savaşta, İran sinemasının mütevazı gündemine daha küçük şeytan Irak da eklendi.

Bu arada Kanadalı gazeteci Shane Smith'in İran sineması üzerine yaptığı belgesel çalışmasında anlattığı beklenmedik bir olay yaşandı: Humeyni bir akşam televizyon seyrederken “Gaav” (İnek) filmine rast geldi. Film, Şah döneminden kalmasına izin verilen ender filmlerden biriydi ve Humeyni'nin nefret ettiği hiçbir şeyi içermiyor, basit insanların gerçek sorunları etrafında dönüyordu. Ayetullah bunun üzerine sinemaya değil, cinsel ilişkilere karşı olduğunu belirtti. Bu cümleyi sarf etmesi İran'da sinemanın yeniden başlaması için yeterli görüldü.

Bu cümle sayesinde birçok yasaktan kaçınması şartıyla sinemanın büyümesine ve ilerlemesine izin verildi. Bu yasaklar; devlet ve güvenlik hizmetleri ile ilgili her şeyden kaçınmaktı ki bunlar çok fazlaydı, "ahlak"a aykırı her şey, cinsiyetler arası ilişkiye yer vermek ve açık saçık olmak, hakim yorumuna göre Şeriat'a uygun görünmeyen her şey. Bu nedenle çekimler için iç mekanlar, odalar ve doğa tercih ediliyordu.

1983 yılında, yönetim film endüstrisini finansal olarak desteklemeye başladı. Seksenlerde ve doksanlarda İran filmleri uluslararası film festivallerine katılmaya ve İranlı sanatçılar ödüller kazanmaya başladılar. Muhammed Hatemi (1997 - 2005) dönemi, mevcut özgürlük alanını genişletti. Abbas Kiyarüstemi'nin ilk filmi "Kirazın Tadı", Cannes'da "Altın Palmiye" ödülünü kazandı. Bir yıl sonra, Semira Mahmelbaf'ın "The Apple" (Elma) filmi dünya çapında ün kazandı. Dünya ikisini, Hatemi ve sinemayı hoş karşıladı. Sinema daha cesur hale geldi ve ezilen kadınları, Irak savaşına katılan askerleri, yoksulları ve Afgan mültecileri ele almaya başladı. Kadınlar film endüstrisinde oyuncu, yazar, yapımcı ve yönetmen olarak giderek daha fazla yer alır oldular.

Mahmud Ahmedinejad dönemi (2005 - 2013) özgürlük alanını yeniden daralttı ancak korsan filmcilik ve ülkedeki yüksek oranda uydu kanalları seyircisi, yabancı filmlerle bağlantının kopmasını engelledi. Londra ve Los Angeles arasında dağılan İranlı mülteciler ve göçmenler, akrabalarını dünyada olup bitenlerden haberdar ettiler. 2009'da bir Hollywood heyetinin Tahran'ı ziyaret etmesine izin verildi, ancak "İran'a yönelik kötülemelerden dolayı özür dilemesi" istendi. Ahmedinejad döneminin sona ermesiyle birlikte Amerikalı yönetmenler, oyuncular ve film uzmanları Tahran'a davet edildi. Ancak Hasan Ruhani başkanlığında (2013-2021) işler pek de ilerlemedi. Ahmedinejad döneminde kapatılan “İran Sinema Evi”ni 20 ay sonra yeniden açtığı doğru, ama genel kural değişmedi: Bir adım ileri iki adım geri, sonra bir adım geri iki adım ileri…

Bugün Reisi ile birlikte, maalesef İran sinemasının gelişiminin garip ve kabul edilemez olduğuna dair bir kanaat belirginleşiyor. Böyle bir rejimin altında esas ve muhtemel olan; sinemanın ölümü.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya