Abdullah Raddadi
Suudi araştırmacı ve ekonomi uzmanı
TT

Teknoloji şirketlerinin ‘sağılması’

Avrupa Birliği (AB) halen Amerikan teknoloji devlerinin peşinde. Bu şirketlerin yıllarca tekelcilik davalarında yargılanması ve kendilerine dijital vergi dayatılmaya çalışılmasından sonra, bu yıl Avrupa'daki teknoloji şirketlerinin çalışmalarını düzenlemek için Dijital Hizmetler Yasası (DSA) ve Dijital Piyasalar Yasası (DMA) çıkarıldı. Bu iki yönetmeliğin küresel çapta uygulanması hedefleniyor. Söz konusu çabalar bu kez internet hizmeti veren Avrupalı ​​şirketler aracılığıyla geldi. Avrupa Telekomünikasyon Ağ Operatörleri Birliği (ETNO) geçen mayıs ayında bir rapor yayınladı. Raporda küresel internet trafiğinin yarısından fazlasının sadece altı şirkete ait olduğu belirtilerek bu şirketlerin Apple, Microsoft, Facebook, Amazon, Google ve Netflix olduğunu bildirdi. Bu altı şirketin toplam piyasa değeri, 27 AB ülkesinin toplam gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) -18 trilyon dolar- yarısından biraz daha azına, 8,25 trilyon dolara denk geliyor. Bu veriler halen Avrupa Komisyonu'nun ağzını sulandırıyor. Komisyon bıkmadan usanmadan, adeta teknoloji şirketlerini ‘sağmanın’ yollarını arıyor.
Bu ifadelerimiz AB’nin istediklerine kıyasla sert değil. Zira AB gelecek yıl, büyük teknoloji şirketlerinin Avrupa'da telekom şebekeleri kurma maliyetlerine katılma olasılığını tartışacağı istişareler başlatacak. Bu konuda mantıkları şöyle işliyor:
Söz konusu şirketler kullanıcılara ulaşarak bu ağlardan faydalanıyor ve bu ağları inşa etme maliyetlerine katkıda bulunmuyorlar. Bu da teknoloji şirketlerini daha çok herhangi bir katkıda bulunmadan altyapıdan finansal olarak yararlanan ‘bedavacılar’ haline getiriyor. Buna ek olarak Avrupalı ​​telekom operatörleri, teknoloji şirketlerinin bir çıkar çatışması olduğunu savunuyor. Onlara göre teknoloji şirketleri telekom şirketleri ile rekabet eden ses ve televizyon hizmetleri sunuyor. Bunu yaparken de telekom şebekelerini kullanıyorlar. Telekom firmalarının teknoloji şirketlerinin bu hizmetleri vermelerine engel olma hakları yok ve telekom firmaları açısından adil görünmeyen bu rekabetten dolayı aldıkları zararları kendileri ödeyemezler.
Telekom şirketlerinin düşüncelerindeki pek çok nokta mantıklı. Zira iletişim ağlarını kurmaya ve geliştirmeye yatırım yapan taraf onlar ve bu süreç sürekli ve kesintisiz bir şekilde devam ediyor. Örneğin 10 yıl önce kurulan 4G ağlarının 5G’ye yükseltilmesi gerekiyor. 10 yıldan fazla bir zaman geçmeden de 6G piyasaya sürülecek. Bu sırada teknoloji şirketleri tamamen bu ağlardan faydalanıyor. Teknoloji şirketleri, kârlarını maksimize etmelerini ve birkaç yıl içinde piyasa değerlerini ikiye katlamalarını sağlayan şebekelerin yapımında telekom operatörlerinin katkısı olmasaydı bu kârları elde edemezlerdi.
Ancak işin ironik yanı, bu katkıyı isteyenlerin AB ülkeleri olmasıdır. Nitekim kendileri pek çok açıdan zengin. Böyle bir katkı talep etme hakkı varsa bu Afrika ve Asya’dakiler gibi yoksul ülkeler olmalı. Zira bu ülkeler güçlü telekomünikasyon ağlarına sahip olması durumunda elde edebileceği tüm ekonomik faydalara rağmen, telekomünikasyon ağları kurma güçlerinin zayıf olmasından ötürü sıkıntı çekiyorlar. AB, nüfusu 1,3 milyardan fazla olan Hindistan'a kıyasla nüfusu yarım milyarı geçmiyor olsa da dev teknoloji şirketlerine fayda sağlayan vatandaş sayısını öne sürüp duruyor! Mesele maddi yetersizlikse, yoksul ülkeler bu katkıyı daha çok hak ediyor. Mesele sayı ise Hindistan, Çin, Endonezya gibi nüfusu fazla birçok ülke kendisine fark atar.
Avrupalı ​​telekom operatörlerinin, teknoloji şirketlerinden fon toplamaya yönelik bir mekanizma için zaten bir önerileri var. İnternet trafiği için adil bir kota belirlemek, bu kotadan daha fazla trafiğe sahip şirketlerden para toplamak ve bu parayı telekom şebekeleri kurmak için kullanmak istiyorlar. Avrupa Komisyonu gelecek yılın ilk çeyreğinde başlayacak altı aylık istişarelerde kullanmak üzere, operatörlerden Netflix ve YouTube gibi sitelerin internet trafiğinin ortalama adil kotanın üzerinde olduğuna dair kanıt getirmelerini istedi.
Avrupa’nın bu yönelimleri şu soruyu gündeme getiriyor: Avrupa'nın durumu nasıl? Çin ve ABD’ye kıyasla teknoloji açısından geride kalmış durumda. Sürekli ekonomik felaketler yaşıyor. Doğal kaynaklarının çoğunu tüketmiş veya bu kaynaklardan yararlanmasını engelleyen düzenlemelere kendini kaptırmış ve kışın kendi vatandaşlarını bile ısıtamayacak duruma gelmiştir. Görünen o ki daha önceki yüzyıllarda başka ülkelerin doğal kaynaklarından beslendiği gibi, şimdi de aynı yöntemi -ancak şimdiki zamanın dayattığı medeni şekliyle- kullanıyor. Teknoloji şirketlerinden para almaya çalışmak umutsuz bir girişimdir. Teknoloji şirketleri bu kadar kolay boyun eğmeyecektir. Eğerlerse de istediklerini alana kadar coğrafi sınırları içinde teknoloji şirketlerinin hizmetlerini durdurmakta bir sakınca görmeyen ülkelerden aynı girişim dalgalarıyla karşı karşıya kalacaklardır.