Davud Ferhan
Iraklı yazar
TT

Barış bir tür lükse mi dönüşecek?

Savaş tarihinin ayrıntılarını araştıranlar, bunun, kayıtlı insanlık tarihinden önce yarı uluslararası kabile çatışmaları ile başlayan, daha sonra şehirler, uluslar veya imparatorluklar arasındaki savaşlara dönüşen kesintisiz bir dizi olduğu sonucuna vardılar. Savaşların adı kara savaşlarından deniz savaşlarına, ardından hava kuvvetlerine doğru genişledi ve bilimkurgu filmlerinin öngördüğü gibi uzay savaşlarına dönüşme yolunda. Ancak Napolyon Savaşları'na katılan ve fikirleri hala askeri akademilerde okutulan Alman tarihçi Carl von Clausewitz'in dediği gibi her dönemin kendine özgü savaşları, silahları ve taktikleri var.
BM’nin faydalarından biri, uluslararası barış ve güvenlik çarkını ileri doğru itmek için bir dizi merkezi yasaya, anlaşmaya, sözleşmeye ve koşula ulaşmış olması. Ne var ki bunlar genellikle süper güçlerin, özellikle Güvenlik Konseyi üyelerinin veya ideolojik ittifakların nüfuzuna tosluyorlar. Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi (1948) ile Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme (1965), savaşları önlemeyi, sınırlamayı veya yayılmalarını engellemeyi amaçlayan bu anlaşmalar arasında yer alıyorlar. Doğudan batıya birçok toplumun ırk, mezhep, din, inanç, parti savaşları yaşadığı bir dönemde bu ayrımcılık ne yazık ki sadece din ve mezhep ayrımcılığını kapsamıyor. 1996'da da Kapsamlı Nükleer Deneme Yasağı Anlaşması imzalandı. Uluslararası insan hukuku bunlara ilaveten, Kızılay'ı operasyonel olarak insani yardım faaliyetlerinin sınırları içine dahil eden Uluslararası Kızılhaç Komitesi'nin himayesinde olan 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri kapsamında, sivil nüfus, hasta ve yaralı muharipler ve savaş esirlerine insani koruma sağlamak için savaşın araçlarını ve yöntemlerini düzenleyen ilke ve kuralları içerir.
Merhum şarkıcı Leyla Murad'ın kendisine evlenme teklif edenlerin meziyetlerini saydığı eski ve başarılı bir şarkısı vardır ve şarkıda şöyle der: Güzel ve makul sözler, bunu inkar edemem! Tüm BM kararları, anlaşmaları, sözleşmeleri ve Güvenlik Konseyi güzel ve makul sözler ve metinlerde belirtildiği gibi uygulansalardı insanlık barış ve güvenlik içinde yaşardı. DEAŞ’ı, Hizbullah'ı, Kudüs Gücü'nü, terörist milisleri, Rusya-Ukrayna savaşını duymazdı. İsrail'in cesur Filistin halkına yönelik terörizmi ve Tel Aviv'in işgal altındaki Filistin'de soykırımı önlemek ve cezalandırmak için yapılan anlaşmaları her gün ihlal etme konusundaki ısrarı da devam etmezdi. Bunlar karşısında bir BM genel sekreterinden diğerine sadece endişeler duyduk.
Üçüncü binyılın başında, devlet ve hükümet liderleri, uluslararası örgüte ve onun antlaşmasına olan inançlarını tazelemek için BM genel merkezinde bir toplantı düzenlediler. Dünyada daha fazla barış, refah ve adalet çağrısı yapan bir bildiri yayınladılar. Daha “bildiri”nin mürekkebi kurumadan ABD ve İngiltere, binlerce kilometre uzaktaki bir ülkeye kitle imha silahlarına sahip olduğu bahanesiyle füzelerle, bombalarla, tanklarla savaş açtı. Oysa iki saldırgan ülke, atom bombalarından kimyasal bomba, uranyum ve zehirli gazlara kadar bir kitle imha silahları madeni ve iki ülke de bu ölümcül silahlara sahip olduklarını inkâr etmiyorlar. Binlerce yıl önce dünya tarihini şekillendiren, ilk insan uygarlıklarının simgesi olan Irak'ı iki hafta içinde yerle bir ettiler. Üçüncü binyıl, Irak'a savaş açmak, onu yok etmek, işgal etmek ve ardından İran'daki Mollaların akılsız ve düzenbaz rejimine tamamen teslim etmekle başladı.
BM Antlaşmasına göre, Genel Kurul, silahsızlandırma ve mevcut savaşların barışçıl çözümü dahil olmak üzere, uluslararası barış ve güvenliğin korunması konusunda genel iş birliği ilkelerine ilişkin tavsiyelerde bulunamaz. Bilhassa bu nokta, özellikle 5 büyük ülkenin sahip olduğu veto hakkı sebebiyle, Güvenlik Konseyi bir krize çözüm bulamayınca, Genel Kurul'un müdahalesini engelliyor. Örneğin, BM Güvenlik Konseyi bunda başarısız olsa bile Genel Kurulun, Kuzey Kore'yi kıtalararası balistik füzelerini veya nükleer bombalarını test etmemeye zorlama hakkı bulunmuyor. Bu konudaki tehlike, bir sonraki adımın iki Kore arasında fiili savaş ilanı olması. Yukarıda verdiğimiz Irak örneğinde yine Genel Kurul 2003 yılında Irak'a savaş ilanını veto ettiğinde, ABD ve İngiltere, Genel Kurul'un bu vetosuna uymayıp savaş açmaktan ve Irak'ı işgal etmekten çekinmediler. Bu nedenle bu uluslararası kurum, iki taraf arasında ateşkes ve barış müzakereleri ümidi bulunmayan Rusya-Ukrayna savaşına son vermek için müdahale edemedi. İsrail'in Filistin halkına yönelik devam eden saldırganlıklarına veya İran güvenlik güçlerinin çocuklara, gençlere ve yetişkinlere karşı en sert baskı yöntemlerini kullanmasına, binlerce kız ve erkek öğrencinin tutuklanmasına, İran terör rejiminin günlük protesto gösterilerini bastırma çabasına karşı olduğu gibi, Genel Kurul'un bu durumda da reddeden veya kınayan tekdüze açıklamalara başvurmaktan başka seçeneği yok. Kaldı ki İran veya İsrail rejimlerinin ya da Husi milislerinin, Genel Kurul'un ve hatta BM Güvenlik Konseyi'nin açıklamalarını dikkate almadıkları tecrübeyle sabittir.
Siyasi tuhaflıklardan biri, ülkelerin artık komşularına veya uzak ülkelere istedikleri zaman savaş açabilmeleri. Barış, el konulabilecek veya ihlal edilebilecek, ne kendisine ihtiyaç duyulan ne de bir geleceği olan bir tür lüks haline geldi. Güvenlik Konseyi bile artık sadece iki komşu arasında değil, aynı zamanda Amerika kıtasındaki bir ülke ile Asya’daki bir ülke veya Atlantik Okyanusu kıyısındaki bir ülke ile Pasifik Okyanusu kıyısındaki bir başka ülke arasında, şurada ve buradaki şiddetli savaşların habercisi olan yoğun bulutları pek umursamıyor. Bu, yeni bir tür savaş turizmi. Savaşları dönüşümlü olarak ve taleplerin önceliğine göre listelemek için bir kurul kurmak gerekli hale geldi. Böylece şu veya bu savaşın ne zaman başlayacağını ve ne zaman biteceğini biliriz ve bizi aniden hazırlıksız yakalamaz. Savaşın meşru veya zorunlu olması fark etmez. Savaşlar kaosuna bir son vermeliyiz çünkü bu istediğimiz zaman girip istediğimiz zaman çıkabileceğimiz bir tüketim derneği değil!
Savaşların sınırlanması, kurtarılabilecek çocukların, kadınların ve erkeklerin kurtarılması, gıda ve ilaç yardımı sağlanması için insani yardım, kültür ve medya kuruluşlarının rollerinin etkinleştirilmesi çok önemli. Rusya-Ukrayna savaşına çocuk örgütlerinin, kadın birliklerinin, yaşlıları ve engellileri koruma derneklerinin müdahalesi hakkında hiçbir şey duymadık veya okumadık. Keza İsrail'in Filistinlilere yönelik saldırıları, uyduruk, yanıltıcı ve otoriter sloganlar altında Mollaların kadın ve çocuklara yönelik kanunları gölgesinde İran halkının protestolarını keyfi olarak bastırılmasıyla ilgili de böyle bir müdahaleyi ne duyduk ne de okuduk. Kızılay, kadın birlikleri, huzurevleri ve yetimhanelerin hem savaşta hem de barışta üzerlerine düşen rolleri oynamaları kaçınılmazdır.