Abdurrahman Şalkam
TT

Yoksulların Titaniği

Dünya geçtiğimiz günlerde 700’ü aşkın kişiyi taşıyan büyük bir teknenin batması üzerine, Akdeniz'de yaşanan insani felakete ilişkin uluslararası medyada aktarılan haberler karşısında şoke oldu. Libya'dan yola çıkan teknede yoksulluktan kaçan yüzlerce insan vardı ve her biri ölüm tüccarlarına 3 bin dolardan fazla para ödemişti. Tekne, hayalleri onları Avrupa'nın ışıklarına doğru iten gençler, çocuklar ve kadınlarla doluydu. Hayatlar ve onlarla birlikte rüyalar, Yunan kıyılarında battı. Sahip oldukları her şeyi satan, ailelerinin biriktirdikleri tasarrufları kullanan veya emlakları satan yüzlerce kişi, Akdeniz mezarını geçme macerasına atılarak rüyalarının ülkesi İtalya'ya doğru yola çıkmıştı. İnsanların anavatanlarını terk edip başka ülkelere gitme yoluna başvurmaları, insanlık liderlerini geçmişten beri meşgul eden bir konudur. Ülkeler arasında sınırların çizilmesinden, pasaport ve vizelerin icadından önce, insanlığın tüm çağları boyunca insanlar hayatta kaldı. Bugünlerde kıyıları köpekbalığı akınına uğrayan Akdeniz'in dibinde yüzlerce ceset üst üste yığılmış durumda. Hayallerindeki ülkeye doğru kaçan yoksul ve zavallıların Yunan kıyıları önünde başlarına gelenler, insan hafızasından bu güne kadar silinmemiş Titanik kazasını aşan bir felaketti. Bir trajedi başka bir trajediyi uyandırıyor.

Geçtiğimiz yüzyılın ilk yarısında siyasetçiler, göç meselesiyle, insanların anayurtlarından başka ülkelere göç etmek zorunda kalmaları anlamına gelen iltica başlığı altında ilgilendiler.

İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden sonra dünya politikacıları meşgul eden bir insani olguya sahne oldu; büyük grupların anavatanlarından yakın ve uzak diğer ülkelere göçü. Birleşmiş Milletler (BM) bunun için Mülteci Sözleşmesini hazırladı. O sırada bağımsız olan devletlerin çoğu sözleşmeyi kabul etti ve onayladı. Dünya, trajedilerle ve milyonlarca insanın çektiği ölüm ve yıkım acılarıyla dolu bir atmosferde yaşıyordu.1951 yılında BM tarafından yayınlanan bu sözleşme kanlı, trajik bir sayfayı kapatacak kriterlere dayanan bir küresel alan kurmaya yönelik siyasi arzunun insani ifadesiydi. Bu sayfa faşizm, Nazizm ve ırkçılık tarafından yazılmış ve neredeyse tüm dünya çirkinliklerinin bedelini ödemişti. Tüm dünya ülkelerinin bağımsızlıklarını kazanmalarından yıllar sonra BM üyelerinin çoğu Mülteci Sözleşmesini imzaladılar.

Soğuk Savaş yıllarında yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmeler bambaşka bir dünya yarattı. Dünya iki kampa bölündü ve iltica kavramları ve amaçları siyasi olarak kullanılır hale geldi. Komünist kamptan diğer tarafa kapitalist kampa iltica edenler, kapitalist tarafın komünist rakibine karşı kullandığı siyasi bir karta dönüştüler. 1951 Sözleşmesi, pek çok siyasi çatışmanın tozuyla örtüldü.

Uluslararası siyasi sistem değişti ve BM’nin kuruluşundan bu yana bağımsız ülkelerin sayısı arttı. Başlangıçta, maddeleri İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne dayanan BM Mülteciler Özel Ajansı kuruldu. Beyanname’nin 14. maddesi, herkesin başka ülkelere sığınma veya baskı ve zulümden (kaçmak için) başka bir ülkeye sığınmaya çalışma hakkı olduğunu öngörüyordu. Uluslararası insani ve siyasi gelişmelerin ortasında göç konusu, uluslararası siyaset forumunda kendini dayatan küresel bir olgu haline geldi. 1950'de BM, birincil görevi dünyanın her yerindeki mültecilere uluslararası koruma sağlamak olan UNHCR'yi (Mülteciler Yüksek Komiserliği’ni) kurmaya karar verdi.

Uluslararası belgeler, kişileri kendi ülkelerini terk edip resmi giriş izni bile almadan başka ülkelere gitmeye iten sığınma nedenlerinin tanımlarını içerdi. Bu nedenler, ırk, din veya siyasi görüş nedeniyle ölüm, özgürlüğünü kaybetme, baskı ve zulüm görme tehdidi altında olmak şeklinde özetlenebilir.

1967'de bağımsız bir belge olarak kabul edilse de Mülteci Sözleşmesi'ne ek veya ilave niteliğindeki Mültecilerin Statüsüne Dair Protokol yayınlandı. BM’ye üye devletlerin çoğu bunu onayladı. Bu, dünya siyasetçilerinin, dünyanın tanık olduğu ve bu önemli insani meselede yasal garantilerin güncellenmesini gerektiren gelişmeler konusundaki farkındalığını ortaya koyuyordu. Protokol, mültecilerin entegrasyonu, dini inançlarına ve kültürlerine saygı gösterilmesi ile ülkelerine zorla geri gönderilmelerinin önlenmesi konusuyla ilgiliydi.

Mültecilerin bugün insan kaçakçılarının elinden çektikleri, aslında ülkelerini terk etmelerine yol açan felaketlere eklenen bir felakettir. Mülteciler kendilerini bu suçlulara teslim etme riskini göze alıyorlar ve onlar da mültecilerin paralarına el koyuyor ve köhne araçlara bindiriyorlar. Onları Sahra Çölü’nden geçiriyorlar ve pek çoğu burada hayatını kaybediyor. Hayatta kalanları köleler gibi bir yere kapatıyorlar. Sonra onları yeniden Akdeniz korsanlarına satıyorlar. Korsanlar da korku ve açlıktan Avrupa'daki umut ışığına doğru kaçan her bir kişiden 4 bin dolar alıp onları köhne teknelere tıka basa dolduruyorlar. Latin Amerika ülkelerinde ise insan ve uyuşturucu kaçakçılığı ile organize suçları birleştirmiş bir ordu faaliyet gösteriyor. Latin Amerika ülkelerinden insanlar ABD sınırlarına akın ediyor. Kaçakçı ağları, yoksulluktan hayallerini ve rüyalarını aydınlatan uzak ışıklara doğru kaçan milyonlarca insanın acısını kullanmaktan çekinmiyorlar. Amerikan makamları, özellikle eski başkan Donald Trump döneminde, mülteciler için geçiş noktası olan ülkelerle sınırlarına yüksek bir duvar örmeyi düşünüyordu.

Bugün dünyanın farklı ülkelerinde 100 milyondan fazla mülteci var. Bu milyonların her birinin arkasında vatanlarını terk etmek için bir veya daha fazla sebep var. İç savaşlar, zulüm, baskı, siyasi, dini ve etnik terörizm, yoksulluk ve diğer sebepler, milyonları kaçmaya ve insanca yaşayabileceklerine inandıkları yerlere sığınmaya itiyor.

Başta BM olmak üzere uluslararası kuruluşların Mülteci Sözleşmesi ile Ek Protokolünü yeniden gözden geçirmeleri, dünyanın tanık olduğu ve halen tanık olmakta olduğu değişiklikleri dikkate alan yeni bir insani sözleşmenin hazırlanması acil bir mesele haline geldi. Anavatanlarından kaçmak zorunda kalan binlerce kişinin ölümüne neden olan felaketlere yol açan mevcut iltica olgusunu ele almak için önceki anlaşmaların düzenlendiği dönemdekinden farklı bir sözleşme hazırlanması artık acil bir ihtiyaç. Bugün dünya için kara bir leke oluşturan bu olgunun birinci çözümü, menşe ülkelerde barışın, kalkınmanın ve insan haklarının sağlanmasıdır. Dünyada bazı ülkelerde acılar hüküm sürerken ve bunlar söz konusu ülkelerin vatandaşlarını hayatlarını riske atarak başka ülkelere iltica etmeye sevk ederken, diğer ülkeler refah ve özgürlük dolu bir dünyada yaşıyorlar. Kara ve deniz yollarının kapatılması çözüm olmadığı gibi, vatanlarından kaçma riskini alanların bu riski almaktan vazgeçmelerini de sağlamayacak. ABD, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, “Marshall Planı” olarak bilinen bir yardım programıyla Avrupa ülkelerine büyük yardımlarda bulunmuştu. Bu sayede Avrupa ülkeleri savaşta maruz kaldıkları yıkımı aşarak ekonomik olarak ayağa kalkabildiler. BM’nin göçmenlik ve iltica konusunda yayınlanan tüm sözleşmeleri gözden geçirme zamanının geldiğini düşünüyorum.