Velid Haduri
Enerji konusunda uzman, Iraklı yazar
TT

Küresel enerji sistemi değişimiyle ilgili OPEC Konferansının mesajları

Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC), 8’inci uluslararası konferansını 5-6 Temmuz tarihlerinde Viyana'daki Hofburg Sarayı'nda konferansın  “Kapsamlı ve sürdürülebilir bir enerji geçişine doğru” başlıklı temasını tartışmak için bir araya gelen bine yakın katılımcıyla gerçekleştirdi.  Konferansın açılışını OPEC Genel Sekreteri Heysem el-Gays, OPEC Bakanlar Konseyi Dönem Başkanı Ekvator Ginesi Maden ve Hidrokarbon Bakanı Antonio Oburu Ondo ile birlikte yaptı.

Düzinelerce uzman, bakan ve ulusal ve uluslararası petrol şirketlerinin başkanları 12 özel seminere katıldı. Konferans, büyük uluslararası medya kuruluşları tarafından takip edildi ve bu da 8’inci yıllık konferansı Örgütün yıllık konferans tarihindeki en önemli konferans yaptı. Petrol ihraç eden ülkelerin (OPEC, OPEC + Grubu ve Afrika petrol üreticisi ülkelerin) delegeleri tarafından küresel enerji sistemi değişiminin (2050'ye kadar sıfır emisyon) mevcut aşamasında ve bu yılın sonunda BAE'de düzenlenecek COP-28 Konferansına hazırlık aşamasında gerçekten neler yapılabileceğine dair verilen mesajlar, konferansız önemini daha da artırdı.

İlk mesaj, Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman ile petrol uzmanı Paul Horsnell arasındaki ikili diyalog sırasında verildi. Diyaloğun konusu bu hassas enerji geçiş aşamasında piyasaların ve petrol fiyatlarının istikrarını sağlamada OPEC+ Grubu’nun rolü, toplam küresel petrol üretiminin yaklaşık yüzde 40'ını oluşturan OPEC+ Grubu’na üye ülkelerin katılımının giderek artan önemi hakkındaydı. Devasa üretimi ve ihracatıyla OPEC+ Grubu’nun katılımı, üyelerinin küresel piyasalardaki geniş ve yaygın varlığına dayanarak, yetkililerine ve uzmanlarına gerekli kararları almaları için geniş bir tablo sunuyor. Bu da, uzmanlarına ve OPEC sekreterliğindeki meslektaşlarına yeterli ve güvenilir bilgi sağlıyor ve piyasaları istikrara kavuşturmaya yönelik ekonomik politikalar önerme imkanı sunuyor.

Konferansın komitelerinin istişareleri sırasında ortaya çıkan ikinci mesaj; “enerji geçiş aşaması” adı verilen şeyin yeniden gözden geçirilmesi gereğiydi. Konferansın istişarelerine kapsamlı ve önemli ölçüde katılan bir dizi Afrika enerji bakanı, terimin enerji geçiş aşamaları olarak değiştirilmesini istedi. Zira enerji geçiş aşaması, her şeyden çok Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) sanayileşmiş üye devletlerinin önceliklerine, ihtiyaçlarına ve gereksinimlerine hizmet ediyor. Ama aynı zamanda gelişen endüstri ve araçlarla birlikte artan hidrokarbon yakıt tüketimi nedeniyle emisyon salınımlarındaki artış da sanayileşmiş ülkelerden kaynaklanmıştı.

Sanayi Devrimi, bir asırdan fazla bir süre önce Avrupa ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleri'nde başladı. Buna karşılık, Afrika kıtasının nüfusu şu anda yaklaşık 1,4 milyar ve kıtada enerji yoksulluğu yaklaşık 600-800 milyon insanı etkiliyor. Başka bir deyişle, bu milyonlarca Afrikalı elektrik ve hatta bazen yemek pişirmek için ihtiyaç duyduğu gaz gibi modern enerji kaynaklarına erişimden yoksun.

Aynı zamanda Afrika kıtasındaki karbon dioksit salınım oranları da oldukça düşük. Afrikalı bakanlar, bu veriler ışığında ülkelerinin neden sanayileşmiş ülkelerle aynı yol haritasını benimsemek zorunda olduğunu sorguluyorlar. Keza Batılı sanayileşmiş ülkelerin neden hidrokarbon ve maden arama alanlarına yatırım yapmamaları şartıyla Afrika ülkelerine emisyonlarını düşürmeleri için kredi yardımı yapmayı taahhüt ettiklerini soruyorlar. Oysa bugün Afrika, Hint Okyanusu'nun Doğu Afrika kıyılarını çevreleyen sularında (örneğin Mozambik), Afrika'nın batı kıyısını çevreleyen Atlantik Okyanusu'nun sularında (kuzeyde Moritanya'dan güneyde Angola ve Nijerya'ya) ve Doğu Akdeniz sularında (Mısır kıyılarının kuzeyi) olduğu gibi büyük petrol keşifleri vaat eden bir aşamada.

Buradaki çelişki ki Afrikalı bakanlar da bundan şiddetle şikayet ettiler, sanayileşmiş ülkelerin Afrika kıtasındaki iklim değişikliğiyle mücadele için vaat ettikleri kredilerin hidrokarbon keşfi yatırımlarının durdurulmasını şart koşması, petrol sahaları keşfedildiğinde veya geliştirildiğinde bu kredilere ve yatırımlara izin vermemesi.

Afrika, sürdürülebilir enerjiler için gerekli ekipman ve makine üretiminde kullanılan (nikel, lityum ve kobalt) gibi gerekli nadir toprak elementlerinin keşfedilmesi olasılığı bir yana, petrol keşifleri açısından çok umut verici bir aşamada. Afrikalı bakanlar, Nijerya'dan Fas'a kadar uzatılmasına ve oradan Güney Avrupa ve Avrupa gaz şebekesine bağlanmasına karar verilen doğalgaz boru hattının önemine de işaret ettiler. Rusya’dan gaz tedarikinin kesintiye uğramasından sonra bu yeni hat Avrupa için hayati öneme sahip.

Konferansın diğer mesajı, petrol üretiminden kaynaklanan karbon dioksit emisyonlarını azaltmak için bilimsel endüstriyel deneyleri yoğunlaştırmak amacıyla dünyanın önde gelen ekonomi ve petrol üreticisi ülkelerinde uzun vadeli projeler başlatmaktı. Bu konuda önemli olan, petrol ve gazdan kaynaklanan karbon dioksit emisyonlarını azaltmak için bu hayati endüstriye yönelik yaygın ilginin, bu endüstriye bazılarının şimdi bakmaya çalıştığı gibi kısa vadeli değil, uzun vadeli bir endüstri olarak bakması. Diğer bir deyişle bu endüstrinin önemi sadece enerji geçiş aşamasıyla sınırlı değil. Konuşmacıların bir kısmı petrol endüstrisinin mevcut yakıt ve tesislerinden yararlanarak yeşil hidrojen üretmek için sürdürülebilir enerjilerin (güneş ve rüzgar) kullanılması aracılığıyla, petrol endüstrisinin yakın gelecekte olduğu gibi uzak gelecekte de önemli roller üstleneceği görüşündeler.  Ancak aynı zamanda hidrojen üretimi maliyetlerinin mevcut yüksek seviyesinin düşürülmesi gerekiyor. Gelecekteki enerji sepetinin gerekli bir parçası olarak petrol endüstrisinin rolü, gelecekte karbon yakalama ve depolama ekonomilerinin gelişmesiyle önemini artıracak. Petrolden kaynaklanan emisyonların azalmasıyla birlikte gelecekte de petrolün önemli rolü devam edecek.

Konferans, küresel petrol endüstrisi hakkında küresel olarak çizilen olumsuz imajın değiştirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Zira petrol endüstrisi, iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir rol oynadı ve oynamaya hazırlanıyor.

Nitekim, daha temiz hava ve çevre için petrol endüstrisinin kendi içinde emisyonları azaltmak için birçok araştırma yapılıyor. Çevre boyutu petrol endüstrinin kuruluşunun ilk aşamasında göz ardı edilmişti. Şimdi, çevreye verilen önem artmışken, petrol endüstrisi sadece düşük emisyonlu yakıt tedariki sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda üretim, rafinaj ve ihracatın tüm aşamalarında da çevreyi koruma rolünü oynamaya çalışıyor.

Konferans ayrıca, petrol endüstrisinin gelecekteki rolüne daha fazla önem verdikleri için genç nesilleri övdü. Zira petrol endüstrisi bazılarının iddia ettiği gibi zamanı dolmuş ve ona katılmanın bir anlamı olmayan “eski” bir endüstri değil, daha ziyade geniş çaplı enerji geçişinin önemli bir parçası.

Bunun üç sebebi var. İlk olarak, petrol endüstrisi meydan okumayı kabul etti. Modern çevre düzenlemelerini ve mevzuatını uygulamak için şimdiden milyarlarca dolar yatırım yaptı. Petrol endüstrisi, başkalarının nadiren sahip olduğu yüksek deneyimler ve büyük mali bütçeler içeriyor ve bu da onu yakın ve uzun gelecekte ilerleme ve uyum sağlamaya uygun hale getiriyor.

İkincisi, Kovid-19 salgınının ve Ukrayna savaşının yaşandığı son yıllar, sürdürülebilir enerjilerin tek başına dünyaya her koşulda gerekli yakıtı sağlamak için yeterli olmadığını kanıtladı. Enerji endüstrisinin doğası, bir yandan esnekliği ve normal piyasalara eşit bir şekilde davranmayı, diğer yandan jeopolitik krizler, salgın hastalıklar ve olağan dışı iklim dalgalanmalarıyla başa çıkmayı gerektirir.

Üçüncüsü, mevcut istatistikler, enerji talebinin sürekli arttığını ve beklenenin aksine, petrol talebinin şu anda yıllık olarak yükseldiğini, Kovid-19 pandemisi öncesi talebi aştığını gösteriyor. Gerçekten de, petrol talebinin yılda yaklaşık yüzde 2 arttığını görüyoruz.