Belki de bu başlığın kombinasyonunu reddedip modern kelimesi yerine yeni kelimesinin daha iyi olacağını söyleyenler olacaktır. Ama dışarıdan uyumsuz olsa da aslında kölelik ve modernite gibi iki zıt olguyu içerisinde birleştirdiğini düşündüğümüz bu kombinasyonu kullanmakta ısrar etmemizin önemli bir nedeni bulumaktadır.
O da modernitenin; özgürlüğün zaferi ve insan aklı ile eleştiri özgürlüğünün savunucusu olmasıdır.
Diğer bir deyişle; modernite anlamları ile bireyin önemini geri kazanmasını, uzun süredir koruması altında olduğu kurumsal otoritenin sembolik egemenliğine karşı zaferi anlamına gelen bireysellikle birbirine bağlıdır ve örtüşmektedir.
Tüm bunlar anlaşılır nedenlerdir.
Ama zorunlu olarak seçmiş olduğumuz bu homojen başlığı asıl haklı gösterecek olan neden; modernitenin getirdiği gelişmelerin yeni bir tür köleleik ortaya çıkarmış olduğu gerçeğidir. Ki bu, insanı “şeyleştirme”, sembolik kültürel ürünlere, başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere insanları alınıp satılan bir metaya dönüştürme kavramını ele alan eleştiri okulunun da dikkatini çekmiştir.
Kısacası kölelik günümüzde sona eren tarihi bir olay değildir. Kölelik olgusunun sürekliliği, kendini yenileme ve farklı şekillerde yeniden üretme Gücü her yıl 2 Aralık’ın Uluslararası Köleliğin Yasaklanması Günü olarak kutlanmasına neden olmuştur.
Kölelik; bir kişiye uygulanan ,tehdit, baskı, şiddet ve zorlama nedeniyle karşı koyamadığı ya da kurtulamadığı bir durum olarak tarif edilmektedir.
Köleliğin kurbanları sembolik ya da fiziksel olsun çeşitli ve farklı boyutlarıyla iktidarın kötüye kullanılmasının kurbanlarıdır. Modern köleliğin tezahürlerini BM’nin kriterleri şöyle sınıflandırmaktadır: İnsan ticareti, cinsel istismar, çocuk işçiliği, zorla evlendirme ve zorla çalıştırma.
Tarihte kölelik tehdidine karşı mücadele verenlerle ilgili birçok güçlü örnek bulunmaktadır. Hatta kölelik, insanlık tarihinde demokrasinin ortaya çıkmasının en güçlü ve etkin saiki olarak kabul edilmektedir. Buna örnek olarak; Antik dönemde Atina’da halkın asillere karşı başlattığı devrim gösterilebilir.
Atina’da halkın büyük bir çoğunluğu yoksullardan oluşmaktaydı ve asillerin topraklarında çalışmak karşısında kendisine verilen ücret neredeyse hiçbir ihtiyacını karşılamıyordu.
Bu nedenle yüksek faizlerle asillerden borç almak zorunda kalıyor ve borcunu ödeyemediğinde özgürlüğünü kaybedip yoksul bir vatandaştan asillere hizmet eden bir köleye dönüşme tehdidi altında kalıyordu. Buna daha fazla dayanamayan geniş halk kesimleri siyasi reformlar ve yönetime katılma talebiyle isyan ettiler.
Böylece –bildiğimiz gibi- halkın yönetimi anlamına gelen demokrasi sistemi kuruldu.
Günümüzde ise bizler farklı, daha karmaşık ve tehlikeli kölelik çeşitleri ile karşı karşıyayız.
Bizler görünüşte özgürüz ama özde çoklu ve bileşik bir bağımlılık içinde yaşıyoruz.
Medya ve basın araçlarına bağımlıyız, yerli ve uluslararası ekonomileri yönetenlere bağlıyız.
Komisyonculuk ve toplumları tehlikeli bir şekilde köleleştiren etkisi altında yaşıyoruz.
Diğer bir deyişle bizler gerçekte ikili bir kişiliğe sahibiz. Bir yandan gerçekten de özgürüz ama diğer yandan öyle değiliz. Öyle ki kendimize şu temel soruyu tekrar sorar hale geldik:
İnsan gerçekten de özgür bir varlık mıdır?
Çünkü bizim anladığımız özgürlük; insanın bir başkasına ihtiyaç duymadan bağımsız bir şekilde yaşayabilmesidir.
Oysa bu aslında insanın yapısına aykırıdır. Zira insan; içgüdülerinin kendisine hakim olduğu, toplumun onun normlarını ve kriterlerini belirlediği, kültürün kendisinden başlayarak diğerine ve kainata kadar her şeye karşı bakışını, düşüncesini ve davranışını belirlemek için kendisine baskı yaptığı bir varlıktır.
Modern köleliğin ekonomi ile ilişkisine odaklandığımızda ise kapitalizm ve özelleştirme sisteminin bazı insanların hayallerini gerçekleştirdiği kadar geri kalan büyük bir çoğunluğu bir iş ve düşünce gücünden çok takipçilere dönüştürdüğünü görürüz.
Şüphesiz tüm dünyada vatandaşlık kültürü ve sivil toplmun mücadelesi bu kadar popüler olmasaydı modern zamanda seçimin olmadığı, ihtiyaç ve uygulamaların yönlendirdiği en şiddetli kölelik çeşitlerine tanıklık edebilirdik.
Arap toplumları açısından bakıldığında Uluslararası Köleliğin Yasaklanması Günü’nde; Arap vatandaşının sahip olduğu özgürlüğü ölçmeye, hayatında ve seçimlerinde ne derece etkili olduğunu belirlemeye, kurumların ne dereceye kadar vatandaşlara baskı yapmayı ve yaratıcılıklarını ortaya çıkarmayı engellemeyi sürdürdüğünü anlamaya çalışılmalıyız.
Aynı şekilde Arap kadının bugünkü durumunu, içinde taşıdığı zincirlerden kurtulmayı başardı mı yoksa bu zincirler hala kendi kişisel hayat deneyimini daha özgür ve insancıl bir şekilde yaşamasını engelliyor mu sorusunu da tartışmalıyız.
Arap toplumlarının yaşamakta olduğu zorluğun nedeni, çeşitli ve birçok farklı türde bağımlılık görünümleri içinde yaşıyor olmasıdır.
Günümüzde hayatın; çoğu zaman bir süslenme aracı gibi kullandığımız özgürlükler ve hakların ortaya çıkardığı gürültü tarafından kuşatılan, tarihi köleliğin ve bugünün diktatörlüklerinin acısı altında inleyen ikiye bölünmüş kişiliklerden başka bir şey üretememesi nedeniyle Arap toplumlarımız bu bağımlılıktan kurtulmak için ne yapması ve nereden başlaması gerektiğini bilememektedir.
Belki de özgürlük sorununu yeniden düşünme ve tekrar tekrar ele alarak kazanabileceğimiz yeni deneyimler, özgürlüğün değerinin çok pahalı olmasını keşfetmemizi sağlayabilir.
Bu değer; insanın en çok korktuğu hayalet olan yalnızlık ya da satın alınan özgürlüğü tehdit eden aşırı yoksulluk olabilir.
Ama yine de ve tüm bunlara rağmen her zaman özgürlüğün hayalini kurmalıyız.
TT
Modern kölelik
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة