Süleyman Cevdet
Mısırlıaraştırmacı yazar
TT

Washington’daki Nasreddin Hoca çivisi!

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın hayal gücü bu derece mi ileri gitti?
ABD Başkanı Donald Trump'ın geçen Kasım ayında Arjantin’de düzenlenen G20 zirvesindeki buluşmasında Fethullah Gülen’i Türkiye’ye teslim etme hususunda kendisine söz verdiğini hayal etmiş!
Erdoğan’ın Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu geçen Pazar günü ülkesinin parlamentosunda iken bu vaadi dile getirmişti ki Beyaz Saray’dan ABD'li bir yetkili hemen çıktı ve iki lider arasında böyle bir şeyin gündeme gelmediğini, Trump’ın Türk lider ile bu konuyu ne Arjantin’de ne de başka bir yerde kesinlikle konuşmadığını, Gülen’in 1999'dan beri olduğu gibi ABD'de kalmaya devam edeceğini söyledi!
Gülen’in “Hizmet” adı verilen bir İslami harekete liderlik ettiği, Türkiye’de ve Türkiye dışında birçok ülkede eğitim ve hayır faaliyetleri yürüttüğü, dünya çapında okullarının olduğu ve okullarında Amerikan eğitim sisteminin benimsendiği bilinmektedir.
Gülen 19 yıl önce ABD'ye sığındı ve o gün bugündür Pensilvanya eyaletinde yaşıyor.
Erdoğan’a yakın bir müttefik iken, aralarında ciddi bir anlaşmazlık meydana geldi. Erdoğan Gülen’i, iki yıl önce 15 Temmuz'da kendisini hedef alan darbe girişiminin arkasında olmakla itham ediyor.
Televizyonda da görüldüğü gibi, bu darbe girişimi  beklenmedik bir şekilde son anda başarısızlığa uğramıştı.
Türk Cumhurbaşkanı, Gülen’le irtibatlı ve iltisaklı herkesi cezalandırmakta kararlı. Darbe girişiminden bu yana, bu hareketin liderini suçlamaktan bir an olsun geri durmadı.
Hareketin içinde bulunmuş, yardım etmiş herkesi tutuklamakta da kararlı. Tutuklananların sayısı binlere ulaştı. Devletin tüm kademelerinde tutuklamalar ve gözaltılar devam ediyor. Ordunun saflarından polis saflarına, oradan avukatlara, öğretmenlere, gazetecilere kadar, istisnasız tüm kesimlerden tutuklamalar devam ediyor. Vatandaşlardan biri için “o kişi ‘Hizmet Hareketiyle irtibatlıdır” denmesi, onun darbe teşebbüsüne taraf olduğuna dair yeterli bir delil kabul edilmektedir. Aynı derecede demir parmaklıkların arkasına atılması için de yeterli bir neden olarak görülmektedir.
Gülen, bu suçlamalar karşısında sessiz kalmadı, bilakis defalarca konuştu, herhangi bir düzeyde darbe girişimin arkasında olduğuna dair tek bir kanıt ortaya konursa, yargı önünde hesap vermeye hazır olduğunu söyledi.
Erdoğan bugüne kadar herhangi bir delil sunmadı ve her seferinde bu hareketin başındaki kişiyi suçlamaktan da geri durmadı!
Fakat Gülen'in bu darbe teşebbüsünün arkasında olup olmaması bir yana esas kritik soru şu:
Washington bu kişiyi Ankara'ya teslim etmeye hazır mı?!
Tecrübeler, ABD’nin misafirlerini bulundukları konumu dikkate alarak koruduğunu söylüyor.
Sevgi ya da nefret misafirini ülkesinde bırakma gerekçesi değildir. Bu misafirlerin kendi ülkelerinde iktidar seviyesinde siyasi muhalifleri tarafından sevilip sevilmemesi dahi dikkate alınmaz.
Politika sevgi veya nefreti esas almaz. Özellikle de pragmatik ilkelere dayanan Amerikan politikası…
Bu felsefe, Amerikan politikasının her şeyidir. Daha da önemlisi, farklı durumlardaki çeşitli meseleleri ölçüp tartarken öncelikle bundan çıkarının ne olduğuna bakar!
Geçmişte, ABD yönetimleri benzer politikalar izlerdi. Şeyh Ömer Abdurrahman’ı da ülkesinde misafir etti.
Eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'le bu kişi üzerinden pazarlık ederdi. Siyasi savaşlarında ABD, bu kişiyi koz olarak kullanırdı.
Bazen mesele, Mübarek rejiminin Şeyh Ömer ile tehdit edildiği bir noktaya kadar varırdı.
Kullanılan yöntem ise; o zaman bu kişi Amerikan medyasında sürekli gündemde tutulurdu, imajı kasıtlı olarak abartılırdı, hatta Mübarek’in gelecekteki alternatifi olarak sunulurdu.
Amerikan medyasının ekranlarında ve sayfalarında geçen yüzyılın doksanlı yıllarında sürekli olarak izleyip takip ettiğimiz harika bir hikâyeydi!
Gülen, bu konuda Şeyh Ömer’den farklı değildir.
Trump yönetiminin konuya yaklaşım tarzı aynıdır. Fakat iki davetçi arasında basit bazı farklar vardır, öncelikle Şeyh Ömer yaşamını Amerika'da bir mahkûm olarak geçirdi.
Ölümünden sonra kendisi, Kahire'nin güneyinde bulunan Feyyum kentindeki aile mezarlığına sıkı güvenlik önlemleri altında defnedildi!
Gülen meselesi ise Nasreddin Hoca’nın “çivi” fıkrasına benziyor. Nasreddin Hoca ister kurgusal isterse popüler bir şahsiyet olsun, tarihçiler bu kişinin Türk kökenli olduğunu kabul ederler. Fıkraları oldukça etkileyicidir. Bu hikâyelerin Türkiye’nin bir bölgesinde (Konya'nın Akşehir ilçesi) yaşandığı kabul edilir. Nasreddin Hoca’nın “çivi” fıkrası Gülen hikâyesine her bakımdan ne kadar da benzemektedir!
Fıkra şu şekildedir; Nasreddin Hoca evini satmak ister. Ancak evin bedeli üzerinde fazla durmaz. Zaten maksadı da evi satmaktan ziyade nakit ihtiyacını bir süreliğine gidermektir. Dolayısıyla evin fiyatını yüksek tutmaz. Alıcılara sürekli olarak, kendisini ilgilendiren hususun ev olmadığını, bilakis evin bir yerine çakılı duran çivi olduğunu, satması durumunda tek isteğinin o çivinin yerinde kalması ve hareket ettirilmemesi olduğunu söyler. Ayrıca bu çiviyi görmek, yerinde kalıp kalmadığını kontrol etmek için(!) evi sattıktan sonra da ziyaret etmesine izin verilmesini talep eder.
Bahane olarak da alıcılara; bu çivinin kendisi için özel bir hatırası olduğunu ve bu hatırayı korumak için kendi kendine söz verdiğini, hatta evinden vazgeçebileceği ancak bu çividen vazgeçmesinin mümkün olmadığını öne sürer! 
Alıcı, Nasreddin Hoca ile uzun uzadıya tartışmak istemez, zira evi ucuz bir fiyata aldığını düşünür. Ama kısa sürede evi ile beraber tam bir baş ağrısı satın aldığını fark eder. Bu baş ağrısı, Nasreddin Hoca’nın çivisidir. Ondan nasıl kurtulacağını ya da meseleyi nasıl çözeceğini bilemez. Hoca her sabah eve izinsiz girmekte, çivisini her açıdan kontrol etmekte sonra da evden ayrılmaktadır. Ziyaretlerin tekrarlanmasıyla evin sahibi artık tahammül edemez hale gelir, ancak elinden de hiçbir şey gelmez. Zira satış sözleşmesi gayet açıktır ve sözleşmedeki çivi maddesi Hoca’ya istediği zaman izinsiz olarak eve girme hakkı vermektedir!
Fethullah Gülen hikâyesi de yaklaşık olarak buna benziyor. ABD bu kişiyi, elinde bir koz olarak tutuyor, Erdoğan'la olan ilişkisinde ihtiyaç duyduğunu hissettiği bir zamanda muhtemelen kullanacaktır.
Aynı şeyi son dönemde Erdoğan da yapmak istedi. ABD'li rahip Andrew Brunson’u alıkoydu, mahkemeye sevk ettirdi, ama sonunda 12 Ekim'de koşulsuz olarak serbest bırakmak zorunda kaldı!
Washington, Gülen'i teslim etmeyecektir, çünkü elindeki Nasreddin Hoca çivisi mesabesindedir. Erdoğan bunu anlayamıyorsa, bu onun günahıdır, Amerikalıların değil!