Cibril Ubeydi
Libyalı araştırmacı yazar
TT

DEAŞ’ın başkent Trablus’ta tekrarlanan saldırıları

DEAŞ örgütünün tekrar eden saldırıları, Libya’nın başkenti Trablus’taki devlet binalarına kadar uzandı. Libya Dışişleri Bakanlığı binasındaki intihar saldırısı son değildi. Bu saldırı, Pentagon Sözcüsü Sean Robertson’ın Washington’ın DEAŞ’a karşı Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni destekleyeceğine ilişkin açıklamasından önce meydana geldi. Siyasal İslam milislerinin ve DEAŞ’ın bu saldırısı, organize suçun hâkim olduğu başkent Trablus’ta güvenlik zafiyetini tespit etmeden önce Suriye’den çekilen Washington’a bir mesaj niteliğindeydi.
Saldırıyı üstelenen DEAŞ, binayı patlayıcı kemer takan silahlı 3 canlı bomba aracılığıyla birkaç saat kontrol etti. Libya Dışişleri Bakanlığı’na saldırı düzenledi. Bu saldırı tür ve hedef bakımından ilk değildi. Uluslararası ihmalkârlığın olduğu bir ortamda başkent Trablus’un güvenliğine el koyan DEAŞ’ın ortakları ve vekilleri olduğu sürece bu saldırının son olacağını da zannetmiyorum. DEAŞ, Dışişleri Bakanlığı binasına saldırmadan önce ulusal petrol kurumuna ve Yüksek Seçim Komiserliği’ne yönelik de bir saldırı düzenlendi. Petrol kurumu, bu saldırı nedeniyle milyonlarca dolar değerinde önemli belge kaybetti. Devlet kurumlarını korumakla görevli sorumluların, DEAŞ unsurlarının bu binalara girişini kolaylaştıranları deşifre etmek için tarafsız bir soruşturma başlatması gerekiyor.
DEAŞ’ın saldırısı, halk hazinesinden Ulusal Mutabakat ya da Fırkateyn Hükümeti’nin -ki Libya halkı, siyasal İslam milisleri tarafından el konulan başkent Trablus’a girmek için İtalyan fırkateyni kullanıldığından dolayı hükümete “Fırkateyn Hükümeti” adını veriyor- harcadığı milyarlarca dolara rağmen zayıf güvenlik önlemlerinin sahte olduğunu ortaya çıkardı. Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac’ın bağımsızlık yıldönümünde “Trablus’ta güvenlik noktasında ciddi adımlar attık” açıklamasının ardından meydana gelen DEAŞ saldırısı, güvenlik önlemlerinin zayıf olduğunu gösterdi. Bu saldırı, başkent Trablus’ta güvenlik önlemlerinin bulunmadığı gerçeğini ortaya çıkardı.
Sahte güvenlik önlemlerini ve kaosu itiraf eden Ulusal Mutabakat Hükümeti İçişleri Bakanı Başağa şu açıklamada bulundu:
“Şu an başkent Trablus’ta güvenlik açısından kaotik bir ortam mevcut. Bu da terör örgütlerinin serbestçe dolaşmasına ve eylem yapmasına imkân veriyor. Güvenlik önlemleri kesinlikle uygulanmadı. Yine İçişleri Bakanlığı’nın kaynakları, lojistik, mali gücü ve hazinesi sıfır. Bakanlık hazinesi boş. Silah ve araç-gereç mevcut değil.”
Öte yandan DEAŞ, paraya, kaynaklara ve sınır ötesi bozuk bir ideolojiye sahip.
Acziyeti itiraf etmenin çok geç sayıldığı Ulusal Mutabakat Hükümeti İçişleri Bakanı’nın durumu böyle. Bugün İçişleri Bakanı’nın uygulanmadığını itiraf ettiği güvenlik önlemlerine harcanan 4 milyar nereye gitti? Hatta İçişleri Bakanı, yabancı istihbaratların Trablus’taki silahlı gruplarla doğrudan temasları olduğunu bile açıkladı.
Güvenlik Konseyi üyelerinin ölenlerin ailelerine derin duygularını ve taziyelerini iletmelerine rağmen bu tekrar eden saldırı, DEAŞ’a ve başta el-Benna ve Kutup örgütü olmak üzere Libya’daki DEAŞ ortaklarına ve vekillerine karşı mücadelede Güvenlik Konseyi’nin ne kadar ciddi olduğunu gündeme getiriyor.
Özellikle Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin desteklediği tüm silahlı oluşumlara yönelik başkentte kapsamlı bir strateji belirlenmeli. Mutabakat Hükümeti, kendisini silahlı oluşumların bir parçası saydığından silahlı grupların nüfuzu arttı. Silahlı oluşumlar ekonomik, siyasi ve güvenlik kararlarına daha fazla müdahale etmeye başladı. Dolayısıyla Mutabakat Hükümeti, milis liderlerinin elinde rehin kaldı. Milislerin nüfuzunu yok etmek için özel bütçe harcamaları engellenmeli.
Çözüm, Libya ordusunun kontrolü yeniden ele geçirmesi, askeri kurumları birleştirmeye devam ederek milislerin elinden silahların alınarak yapısının parçalanması, milis grupların sınır dışı edilmesi ve silahlanmanın yasaklanmasıdır. Bu şekilde siyasal İslam milisleri tarafından el konulan Trablus yeniden kontrol edilerek alınan kararlara hâkim olunabilir.