Politikada değişim nasıl sabit bir gerçeklikse çıkarlarda da dönüşüm inkar edilemeyecek bir gerçekliktir. Çünkü politikanın dev dalgaları arasında yüzerken değişmemekte ısrar edenler boğulmaya mahkumdur. Faydasız bir şekilde tutumlarına bağlı kalmaya çalışanlar ise çıkarlarını ve hedeflerini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bunları söylememizin nedeni bölgede ve Suriye’de durumun birkaç yıl öncesine kadar oldukça değişmesidir.
Suriye toprakları son 7 yılda dünyanın büyük güçleri arasındaki yeni bir Soğuk Savaş’ın başlangıç noktasına dönüştü. Bu savaşta bazıları kazanırken bazıları da kaybetti. Ama Ortadoğu’da daha önce görülmemiş bir şekilde kartların birbirine karıştığı bu çılgın savaşın en büyük kaybedeni hep Suriye halkı oldu.
Bazı Arap ülkelerinin Suriye rejimini rehabilite etmek ve Suriye’yi İran rejimine bırakmamak için birtakım girişimlerde bulundukları artık bir sır değil. Bu adımlar, Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in Dımaşk ziyareti öncesinde Bahreyn Dışişleri Bakanı Halid bin Ahmed ile Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim arasında BM’de kendiliğinden gerçekleşen görüşme ve BAE’nin Dımaşk’taki büyükelçiliğini yeniden açacağını duyurması ile temsil edilmektedir. Aynı şekilde Mısır ile Suriye rejimi arasındaki yakınlaşma da gittikçe artıyor.
Bölgedeki güç dengelerinde büyük değişimlerin yaşanmasıyla birlikte Suriye halkı, bölge halkı ve ülkelerinin çıkarlarını korumaya dayalı olarak pozisyonların da değişmesi ve dönüşmesi gerekiyordu. Arap ülkeleri bundan yola çıkarak son adımları attı. Kuşkusuz yakın gelecekte diğer Arap ülkeleri de bundan çok daha fazlasını yapacaklardır. Çünkü bölgedeki gelişmeler, yakın gelecekte böyle bir değişimin yaşanacağını gösteriyor.
Suriye halkının hakları, karşı karşıya kaldığı zulümler ve maruz kaldığı katliamlar bu politikanın neresinde yer alıyor? Bu sorular gerçekten çok acı ve sorulması gereken sorulardır. Bu büyük bir insani yaradır. Ama politikanın sorunu duygusuz olması, imkansız diye bir seçenek olmadığı için her daim mümkün ve mevcut olan en iyi seçenekler arıyor olmasıdır. Bu nedenle olayları ve gelişmeleri takip etmek, gerektiğinde buna göre yeniden pozisyon almak ve strateji değişikliğine gitmek en iyi seçenektir.
Politikada idealist ekol çoğu zaman gerçekçi ekole karşı kaybeder. Bazıları çıkarlar ve çözümlere önem verirken bazıları ise ideal ve genel ilkeleri önemsemektedir. Politikada en zararlı şeylerden biri ise mümkün olanın imkansıza dönüşmesidir. Dolayısıyla olayları etkileme gücü hayalle değil gerçekçi ihtiyaçlar ve mevcut verilerle desteklenmelidir.
Suriye’deki ana oyunculara bakıldığında birinci sırada Rusya yer almaktadır. Rusya’nın yoğun askeri müdahalesi bölgedeki dengeleri değiştiren en önemli etken olmuştur. Ardından Lübnanlı Hizbullah örgütü, Irak, Afganistan ve İran’dan getirttiği diğer milis güçleri ile İran, daha sonra Suriye rejiminin kendisi, sonra hem kendi çıkarları hem de korkuları nedeniyle Suriye’ye müdahale eden Türkiye, son olarak da ilginç bir şekilde Suriye’den güçlerini çekeceğini açıklayan ABD gelmektedir.
Kuşkusuz Suriye’de bir sonraki aşama çok hassastır. Bu aşamada sorulması gereken sorular ise şunlardır: Suriye’yi kim yeniden inşa edecek? Yaşanan tüm bu yıkım ve tahribatın faturasını kim üstlenecek?
Doğrusu ne Rusya’nın ne de İran rejiminin buna güçleri yetecek gibi görünmüyor. Zira ne İran içerisinde ne de Lübnan, Irak, Yemen ve Suriye gibi milis güçleri tarafından kuşatılan ülkelerde kalkındırmayı ve inşa etmeyi bilmeyen İran rejiminin tek bildiği yıkmak ve tahrip etmektir. Türkiye ise geçmiş yıllarda DEAŞ’tan Nusra’ya terör örgütlerinden en çok istifa eden ülke olmuştur. Suriye’nin inşa edilmesi ile ne yakından ne de uzaktan ilgilenmektedir.
Suriye’nin yeniden inşa edilmesine etkin bir şekilde katkıda bulunabilecek olanlar bölge lideri Arap ve bilhassa Körfez ülkeleridir. Rusya ile Suriye’de farklı çıkarlara sahip olması nedeniyle ABD’de bu yeniden inşa sürecine katkıda bulunmayacaktır. Ki ABD Başkanı Trump’ın açıklamasında bizzat işaret ettiği gibi ABD güçlerinin Suriye’den çekilme kararının nedenlerinden biri de budur.
Bu noktada yine cevaplanması gereken sorular vardır. En önemlileri de şunlardır:
Suriye rejimi İranlı milislerden kurtulma, onları geri çekilmeye zorlama gücüne sahip midir? Suriye’nin bu bağlamda ulaşılan herhangi bir anlaşmaya bağlı kalacağına güvenebilir miyiz?
Şu anda bu soruların cevapları her ne kadar muğlâk görünse de yakın zamanda ortaya çıkacaktır.
Sorularımıza devam edecek olursak:
Yüz binlerce ölü, yaralı ve tutuklu ile bölge ülkelerinde ve Avrupa’daki milyonlarca mültecinin kaderi ne olacak? Yıllardır insanların içerisinde biriken öfke ve kin nasıl söndürülecek? Suriye krizinin neden olduğu büyük sonuçlara göre Suriye rejimi, gereken tavizleri vermek ve gerçek çözümleri kabullenme gücüne sahip midir? Kuşkusuz geleceği daha dikkatli bir şekilde tasavvur edilebilmemize yardımcı olacak olan bu soruları gerçekçi bir şekilde ele almalı ve cevaplamalıyız.
Suriye bölgedeki ve özellikle de Arap olmayan ülkeler arasındaki çatışmaların sahası olmayı sürdürecektir. En önemli çatışma da İran-İsrail çatışmasıdır. Çünkü hiç biri diğerine Suriye’de askeri üstünlük sağlama fırsatı vermek istememektedir. Bu nedenle bu çatışma devam edecektir. Aynı şekilde Türkiye’nin Kuzey Suriye’deki müdahaleleri de sürecektir. Suriye’deki en önemli oyuncu olan Rusya’nın ise tüm bu zorluklarla başa çıkması gerekmektedir. Ama en önemlisi de gelecek aşamada Suriye’de Arap ülkelerinin yokluğunun sona ermesidir.
Katar geçmişte hem tarihin hem de Suriye halkının unutmayacağı yıkıcı bir rol oynamıştır. Suriye’deki El-Kaide’ye bağlı Nusra’dan DEAŞ’a kadar tüm terör örgütlerini destekleyen, bazı gruplarının paralı askerlere dönüşmesini sağlayarak Özgür Suriye Ordusu’nu zayıflatan Katar, Suriye sorununun daha da karmaşık bir hal alması için tüm gücüyle ve çabasıyla çalışmıştır. Aynı şekilde Katar, Suriye’de etkin bir role sahip olabilmek için esirleri kurtarma gerekçesiyle yüksek fidyeler ödemek gibi yollarla bazen açık bazen ise dolambaçlı bir şekilde İranlı milislere milyarlarca dolara ulaşan yardım sağlamış ve tüm dünya kendisini alkışlarken terörü desteklemiştir.
Suriye krizi gibi karmaşık sorunlara kesin çözüm bulmak mümkün değildir. Ama kötü ile en kötü arasında seçim yapmak zorunda olsak da sürekli bir şekilde düşünmeli ve en iyi çözümlere ulaşmaya çabalamalıyız. Elbette bu çözümlerin en kötüsü de Arap olmayan bölgesel güçler tarafından yağmalanması için Suriye’den vazgeçmektir. Aynı şekilde sorunun karmaşık olması mümkün olan en iyi sonuçları elde etmek için bir takım çözümler öne sürmeye hiçbir şekilde engel değildir.
Bu satırların yazarı geçmişte de Rusya’nın ve İran’ın Suriye’deki hedefleri arasında açık farklılıklar olduğuna işaret etmiştir. Bu da büyük krizin çözümü için gelecekte atılacak herhangi bir adımda dikkat edilmesi ve odaklanılması gereken bir noktadır.
TT
Suriye’de gerçekçi çözümler ve rejimin rehabilitasyonu
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة