Racih Huri
Lübnanlı yazar
TT

İran yaptırımları ve Suriye’nin imarı

Suriye ve İran hükümeti, Amerikan ve uluslararası yaptırımları delmek için geçtiğimiz Cumartesi günü uzun vadeli ekonomik anlaşma imzaladıklarını açıkladı. Bu da siyasi gözlemcilerin ve ekonomistlerin nezdinde iki sebepten dolayı alay konusu haline geldi.
Her şeyden önce Suriye’yi yeniden imar etme üzerinden İran’a getirilen yaptırımları çevrelemeye yönelik herhangi bir girişim, yeniden imarla ilgili uluslararası projelerin hızlıca sekteye uğramasına yol açacak. Diğer yandan yeniden imara katılacak uluslararası şirketler,  bu yaptırımlara maruz kalmamak için dikkatli ve tedbirli hareket ediyor.
ABD’nin yaptırım programını -ki Çin bile İran’dan petrol satın almayı azaltarak bu programa yanıt verdi- delmenin ya da çevrelemenin kolay olmayacağını herkes biliyor. Nitekim yaptırım programı, bankaları, şirketleri, baş sorumluları, iş insanlarını, iki ülke arasında karşılıklı hesap açmak ya da ortak banka kredisi oluşturmak için yapılan işlemleri kapsıyor. İranlı Bakan Muhammed İslami, Suriye Merkez Bankası’yla İslam Merkez Bankası arasındaki işbirliğinin öneminden bahsediyor. O, bu şekilde Suriye Merkez Bankası aracılığıyla yapılacak herhangi bir yeniden imar işlemine yaptırım uygulanabileceğini unutuyor.
ABD yönetimi, İran Devrim Muhafızları’nın ABD’nin sert yaptırımlarının etkisinden kurtulmak için İran şirketlerini yeniden imar sürecine dâhil etmeye çalıştığını biliyor. Bundan dolayı Suriye Ekonomi Bakanı Muhammed Samir el-Halil’in imzalanan anlaşmanın Suriye’de yatırım yapması için İran şirketlerine büyük bir fırsat vereceğini söylemesi, sadece Suriye’nin İran karşısındaki liyakatini gösteriyor. Fakat aslında bu anlaşma, yeniden imar sürecini engelleyebilir.
Bazı uzmanlar, Suriye ve İran arasındaki ekonomik anlaşmanın dolaylı olarak İran anlaşması olduğunu düşünüyor. Aynı zamanda uzmanlar, bu anlaşmanın amacının ise yeniden imar sürecinde yer almak isteyen ülkeler arasında derin çelişkiler yaratmak olduğunu söylüyor. Öyle ki Birleşmiş Milletler(BM), yeniden imar sürecinin 10 yıl boyunca 400 ila 500 milyar dolara mal olacağını tahmin ediyor. Söz konusu anlaşmadan dolayı ABD yaptırımları, ülkelerin yeniden imar sürecinde yer almasını engelleyecek. Avrupa ülkeleri, önceden böyle bir anlaşma yapmaya çalışmadı. Aksine Avrupa ülkeleri, kendi şirketlerinin 19 trilyon dolara ulaşan dev Amerikan ekonomisiyle çıkarlarının, toplamda İran ve Suriye yatırımlarıyla -ki bu yatırımlar, 1 trilyon dolara ulaşmıyor- kıyaslanamayacağından böyle bir anlaşma yapmadı.
Şam ve Tahran arasındaki ekonomik anlaşma, Rusya’nın Suriye üzerindeki net hegemonyasına nazaran çok cılız kalıyor. Çünkü Astana ve Soçi’de İran ve Türkiye’yle işbirliği yapmasına ve 3 garantör ülkenin rolünden bahsetmesine rağmen Rusya, ilk söze sahip olmaya devam edecek. Rusya, Suriye’nin imar pastasında Esed’in payına razı olmayacak. Bundan dolayı Rusya, İran’ın Suriye peynirinden pay almasını engellemek için dolaylı olarak yaptırımları desteklerse, bu, tuhaf karşılanmayacaktır.
Belki de bunun için birkaç hafta önce haberler, Vladimir Putin’in takasa dayalı Rus fikirleri karşısında Tahran’ın nabzını yokladığından bahsetti. Öyle ki bu takas, Suriye’den çekilmesi karşılığında İran’a yönelik yaptırımları azaltması için Donald Trump’ı ikna etmeyi amaçlıyor. Fakat ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’nin bundan daha öteye gitmesi dikkat çekici bir durumdu. Jeffrey, “Aslında İran, Beşşar Esed’i desteklemeye değil, bölgesel hâkimiyet planlarını uygulamaya çalışıyor. İran’ın müttefikleri, bunu fark ettiğinden dolayı rahatsız oldu” açıklamasında bulundu.
Washington’daki analizler bundan daha da ileriye gidiyor. Zira gelecekte Suriye’deki derin nüfuzunu geliştirmeye çalışan Esed’in, İran’ın hâkimiyetine girmek istemediğinden bahsediliyor. Bunun için dolaylı olarak Esed, Rusya’nın Tahran’ın tırnaklarını törpülemesine karşı çıkmıyor. Esed, İran’la ekonomik anlaşma imzalamasına rağmen Amerikan yaptırımlarıyla karşı karşıya kalacağını iyi biliyor. Nitekim yaptırımlar, Tahran’ın resmi olarak açıkladığı gibi anlaşmanın yaptırımları çevrelemesinden ziyade Esed’i engelleyecek.
İki hafta önce Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, “Bu, İranlıların çok iyi bildiği bir sanattır. Bu sanatı başkalarına da öğretebiliriz. Yaptırımlar, bizi bölgesel politikamızı değiştirmeye zorlayamayacak” dediği zaman İran’ın yaptırımlardan kaçma sanatında usta olduğuyla övündü. Ayrıca Zarif, İran’da para aklamanın gerçek olduğunu, bunun arkasında ekonomik çıkarların yer aldığını ve birçoklarının bundan yararlandığını itiraf etti. Sadık Laricani ise, Zarif’in açıklamasını “rejimin kalbine hançer saplamak” olarak değerlendirdi. Fakat bu, Tahran’ın, yaptırımların yıkıcı etkilerinden kurtulabileceği anlamına gelmiyor. Öyle ki yaptırımların derin etkileri henüz ortaya çıkmaya başlamadı.
Zarif, “Nükleer anlaşmadan çıkmak zorunda kalmamız halinde bu anlaşmanın başarısız olması çok tehlikeli” diyerek rejimin yıkılmasına ve İran’ın parçalanmasına dikkat çektiği zaman geçmişte yaptığı açıklamaları unutuyor ve kendisiyle çelişiyor. Zira ABD, eskiden yaptırımları çevrelemeye yardım edenleri tutuklayıp, Batılı devletler de bu konuda çok fazla bir şey yapamayınca İran ekonomisini kıskaca aldı.
Hasan Ruhani, daha kötü günlerin yaklaştığını biliyor. Çünkü yaptırımların gerçek etkisi, önümüzdeki Mart ayında başlayacak. İran tümeninin değer kaybettiği ve 1 doların 37 bin tümenken 130 bin tümene denk geldiği doğrudur. Fakat İran’ın önümüzdeki Mart ayının ortasında bitecek İran yılında likidite ihtiyacına yetecek kadar petrol sattığını söyleyen İshak Cihangiri, “Asıl sorun, bu tarihten sonra başlayacak ve çabalasak bile bu sorundan kurtulamayacağız” açıklamasında bulundu.
Bu tarihi beklerken Tahran Ticaret Odası’nın eski başkan yardımcısı, “Durumlar, son derece kötüleşecek. İnsanlar, yaptırımlardan ve yetkililerin inatçılığından dolayı çifte zorluk yaşayacak. Bu uğurda insanların kemikleri parçalanacak” dedi.
İki hafta önce Ruhani, yeni bir açıdan Amerikalıların ve Avrupalıların kapısına vurmaya çalıştı. Ruhani, Amerikan yaptırımlarının İran’ın gücünü zayıflatması halinde, Avrupa başkentlerinin uyuşturucu, mülteci ve saldırı tufanına maruz kalacağını söyledi. Ruhani, “Bu yaptırımları uygulayanları uyarıyorum. Eğer bu yaptırımlar, İran’ın terörizm ve uyuşturucuyla mücadelesini etkilerse; siz, uyuşturucu tufanı, mülteciler, bombalar ve terör yüzünden güvende olmayacaksınız” ifadelerini kullandı.
Bu, yaptırımlardan kurtulmak için Batı’ya gözdağı vermeye yönelik bir girişimdir. Fakat Ruhani’nin sözlerinden iki gün sonra haber ajansları, Afganlı milletvekili Abdussabur Hizmet’in açıklamalarını aktardı. Hizmet, açıklamasında; “İran, Taliban Hareketi için güvenli bir yer haline geldi. İran rejimi, ABD’ye ve Afgan rejimine karşı vekâlet savaşı başlatmak için terör gruplarını destekleyip silahlandırıyor” dedi.
Buna paralel olarak ABD Dışişleri Bakanlığı’nın İran İşlerinden Sorumlu Temsilcisi Brian Hook, İran’ın Taliban Hareketi’ne ve Ortadoğu’daki silahlı milislere silah ve araç-gereç gönderdiğini söylüyor.
Ayrıca Afganlı milletvekili Hizmet, Tahran’ın eskiden Afganistan’dan kaçan el-Kaide liderlerinin sığınağına dönüştüğünü ve şu an el-Kaide liderlerinin Afganistan içerisindeki Taliban teröristlerini desteklediklerini dile getiriyor.
Öyleyse Suriye’den Afganistan’a kadar İran rejimi, sert yaptırımları delmeye çalışıyor. Fakat Çin, Japonya, Güney Kore ve Hindistan petrol işleme şirketleri, yaptırım çemberine düşmemek için İran petrolüne alternatif bulmaya yönelmişken bu çaba, herhangi bir sonuca ulaştırmayacak.
Bu hakikate rağmen Şam’daki haber ajanslarının Suriye ve İran hükümetinin “Uzun Vadeli Ekonomi Anlaşması” imzalandığını ve bu anlaşmanın amacının yaptırımları çevrelemek için iki ülkeye yardım etmek olduğunu duyurmaları gerçekten tuhaftı. Bu da İran’ın boğucu kriziyle Suriye’nin sekteye uğramış imar krizinin fiili olarak aynı kefeye konmasına yol açabilir.