Sam Mensa
TT

Gelişmeler, bölgenin güvenliği için ABD'nin varlığını zorunlu kılıyor

Başkan Trump'ın açıklamalarına ve tweetlerine baktığımızda, ABD politikasının giderek daha belirsiz ve karmaşık bir hal aldığını görürüz.
Bu, liderliği ülkesiyle sınırlı olmayan bir süper güç ülkede benzeri görülmemiş bir durumdur, bilakis sonuçları ve keskin etkileri, Ortadoğu da dâhil olmak üzere dünyanın birden fazla bölgesinde yaşayan diğer insanların kaderini ve güç dengelerini etkilemektedir.
Bu durumda Washington’un müttefiklerinin aklına gelen ilk şey, Washington düşmanlarının bu belirsizlikten ne ölçüde yararlandıklarıdır.
Özellikle de Başkan Trump, bölgedeki çatışma alanlarını "kum ve ölüm ülkesi" olarak nitelendiren kritik ifadeler yayınladığında…
Aslında Trump bu ifadeleri ile bu bölgenin hayati öneme sahip olmadığını ve Amerikan fedakârlıklarını gerektirecek bir durumun ortada olmadığını söylemek istemektedir.
Beyaz Saray'a girdikten iki yıl sonra, yaşanan bu tecrübe bize Trump tarafından yapılan her açıklama üzerinde durmamamız gerektiğini öğretti ve sözlerini analiz etmenin ya da parlak tweetleri arasında inandırıcı bir bağlantı kurmanın ne kadar zor olduğunu anlamamızı sağladı.
Ancak tarafsızlık, bölgemizdeki sorunları etkilemesine rağmen bu sözleri neden söylediğini araştırmamızı gerekli kıldığı gibi bazı kararlarının kökeninin selefi Başkan Obama’nın politikalarına dayandığına dikkat çekmemizi de zorunlu kılıyor.
Zira Obama Asya’ya ağırlık vermiş, Ortadoğu’da ortaya çıkan çatışmaları perde arkasından idare etme, Libya ve Suriye’de olduğu gibi meseleleri üçüncü taraflara havale etme politikalarını benimsemişti.
On yıl süren bu politikanın yansımalarını Trump’ın popüler söylemlerinde ve onu çevreleyen bazı yetkililerde görmekteyiz.
Zira bunlar Amerika'nın tükenişini durdurmanın en kesin yolu olarak sembolik var olmalar yerine Amerikan yükünün bir kısmının müttefiklerinin taşımasını talep ediyorlar yani ulusal çıkarları önceliyorlar.
Bir yandan tutumlardaki kararsızlık ve tutarsızlık, diğer yandan iki idare arasındaki Ortadoğu'ya yönelik benzer strateji karşısında, en başta Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün olmak üzere Amerika’nın müttefikleri, kendilerini korumak için nasıl davranmaları gerekiyor?
Trump'ın genel ve bölgesel tutumları ancak çelişkili, değişken ve çeşitli olarak nitelenebilir.
Mesela İran’a gelecek olursak, Suriye, Irak ve Lübnan’daki genişlemesinde hiçbir tehlike görmüyor, ancak Velayet-i Fakih rejimini problemli olduğunu, İran ekonomisinin çöktüğünü, gösterilerin devam ettiğini dillendiriyor, İslam Cumhuriyeti’nin yalnızca hayatta kalmak için mücadele ettiğini ima ediyor.
Öte yandan, İran’ın Suriye’deki gücünün istediğini yapabilecek bir noktaya ulaştığını dillendirdiğini duyuyoruz.
Suriye'deki Kürtlere yönelik tutumuna gelecek olursak, özellikle ABD’nin bu ülkeden çekilme kararı alması, onları yüz üstü bırakması anlamına gelmektedir.
ABD, Suriye savaşına katılma konusunda en başından beri isteksizdi zaten ve Amerikan halkı bölgedeki çatışmalara askeri müdahaleyi desteklemiyordu. ABD başkanı, tutumunu kısmen de olsa gözden geçirmek zorunda kaldı, geri çekilme süresini bir aydan dört ya da beş aya kadar uzattı.
Trump, çekilmeyi açıkladığından bu yana pek çok açıklama yaptı, ABD birliklerini Suriye'den geri çekme vaadiyle ilgili kafa karışıklığı yarattı.
31 Aralık'ta verdiği sözden vazgeçtiği görüldü, hemen ardından "birliklerimiz yurtlarına yavaş yavaş dönecek” dedi. Ancak, geri çekilme tarihini tam olarak belirtmedi.
2 Ocak Çarşamba günü Trump, Suriye'deki Kürtleri koruma arzusunu yineledi. Bu, çekilmenin uygulamaya konmasını geciktirmek isteyen Pentagon'un elini güçlendiren bir başka belirsiz ifadedir.
Tüm bu adımlardan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan, Suriye Kürtlerinin geleceği hakkında güvence istedi.
Bu gözden geçirme kararı birkaç nedenden kaynaklandı; En önemlisi, özellikle Cumhuriyetçi Partinin kendisine yönelik tenkitlerinin artmasıdır.
Askeri liderler, çekilmenin Amerikan imajını zedelemesinden endişe ettiler.
Hızlı bir çekilmenin İran'ı bölgesel genişleme konusunda cesaretlendireceğini, DEAŞ’ın yeniden canlanmasına neden olabileceğini düşündüler.
Trump’ın geri çekilme kararının sonuçları Suriye'de ortaya çıkmaya başladı, zira Suriye rejimi ve müttefikleri, özellikle İran ve Rusya kendi çıkarları doğrultusunda daha rahat hareket etmeye başladılar.
Bir yandan, Suriye ordusu, Kürtler tarafından kontrol edilen Menbiç şehrine girmeye başladı. Görünen o ki aralarında bir uzlaşı olmuş.
Kürtler Yeni müttefikler arıyorlar ve olası bir Türk saldırısına karşı kendilerini korumak istiyorlar.
Sonunda Suriye Demokratik Güçleri ile Rejimin güçleri arasında her iki tarafın da çıkarına olacak bir ittifak görebiliriz.
Öte yandan, ABD’nin geri çekilmesi, Rusya ve İran’ın elini rahattı, zira bundan sonra Türkiye’yi her kararda razı etmek zorunda kalmayacaklar. Moskova’nın Erdoğan’a yönelik yumuşak tutumu, ABD’yi iç müttefiklerinden mahrum etme arzusundan kaynaklanıyordu.
Bu arada rejime yönelik belirsiz tutumlarda netleşmeye başlayacaktır, zira en başta Batılı ve bazı Arap güçleri olmak üzere uluslararası topluluk, Suriye’de akıttığı kanlar nedeniyle kaybettiği meşruiyetini Beşşar Esed'e geri vermeye hazırlanıyor.
Arz ettiğimiz bu konularda tekrara düşmüş olabiliriz, ancak bazı şeylerin tekrarı faydalıdır.
Washington mahfillerinde neler olup bittiğini anlamaya çalışmıyoruz, bilakis Arap aklının nasıl inşa edilebileceğini, bölgenin nasıl kurtarılabileceği ifade etmeye çabalıyoruz.
Buradaki ağırlık Suudi Arabistan, Mısır ve BAE'nin omuzlarındadır.
Bugün Suriyelilerle etkileşimde bulunmak için akılcı ve sağlam bir Arap kuşatıcılığına ihtiyacımız var.
Belki de bu şekilde kendi aralarında bir sinerji oluşabilir.
Suriyeliler gelecekleri için endişeleniyorlar ve kendi aralarındaki oturumlarda en kötü kâbustan kötü kâbusa nasıl geçebileceklerini müzakere ediyorlar.
Suudi-Mısır-BAE diplomasisi, Suriye'nin ve statüsünün korunmasına, bu ülkenin Arap dünyasına yeniden entegre edilmesine katkı yapabilir, Suriye ve diğer bölgelerde bekleyen sorunlara çözüm üretebilir.
Amerika'nın bölgedeki ve dünyadaki güvenilirliği bugün tehlikededir, Suriye'deki tek etkili ortağını yüz üstü bırakması durumunda ise bu güvenirliliğini tamamen kaybedebilir. Yapması gereken ise, müttefiklerini kısa vadede korumak, Suriye Kürtlerine ve yerel ortaklarına orta vadede daha güvenli bir gelecek hazırlamak için çaba göstermektir.
Amerika’nın, Suriye’deki rolünü Türkiye’ye ya da İsrail’e bırakması birçok problemi beraberinde getirecektir.
Örneğin, İran’ın genişlemesi önlemek, Rus etkisiyle uğraşmak, DEAŞ’ın kalıntılarını ortadan kaldırmak, bölgenin güvenliğini ve istikrarını sağlamak, Esed’le mücadele etmek daha da zorlaşacaktır.
Umarız ABD dışişleri bakanının bölgeye yapacağı ziyaret bilgilendirme amaçlı değil, istişare amaçlıdır.