Tweetler üzerinden duyurulan pek çok hızlı karar gibi Donald Trump’ın geçtiğimiz ay Amerikan güçlerinin Suriye’den çekilmesine dair duyurusu da olumsuz yorumların çoğunluğu oluşturduğu bir fırtına kopardı. Amerika’nın küresel alandan çekilmesi fikrinin destekçileri coşkulu; zira Trump, Barack Obama’nın düşünmeye bile cesaret edemeyeceği adımlar attı. Radikal soyutlanma politikası taraftarları, Monroe Doktrini olarak adlandırılan şeye dönüşü başlatmasından ötürü kararı alkışlarken Trump’ın politikasından hoşnut olmayanlar, bu kararı ‘Rusya Başkanı Vladimir Putin’in gerisinde olduğu iddia edilen Trump’ın teslimiyetinin son örneği’ olarak niteledi.
Tüm taraflar biraz olsun ağırdan alsaydı fırtına koparan o tweetin başka açılardan farklı göründüğünü fark edebilirdi. Siyasi düzlemde bir hafta uzun bir süre ise eğer bir ay, dört kat daha uzun olsa gerek. Öyleyse Trump’ın Twitter üzerinden ilan ettiği o ani karar, bugün nasıl görünüyor?
İlk gözlem, ‘çekilme’ kelimesinin bir başkasına yani ‘küçülme’ye yer açmak üzere geri çekildiğidir. İkinci gözlem ise ani bir çekilmeye ilişkin doğrudan ve kesin bir karar olarak görülen önceki duruma pek çok koşul eklendiğidir.
Bugün haberler, bir zaman çizelgesi açıklamanın ve Türklerden Washington’un müttefiki olan Suriye Kürtlerine saldırmama sözü alınmasının gerekli olduğunu söylüyor.
Üstelik buna göre Amerikan askeri varlığı, DEAŞ terör örgütü tam anlamıyla yenilgiye uğratılmadan sona erdirilemez.
Aynı şekilde askeri varlığın ‘azaltılması’ sürecine girileceğine dair haberler, Washington’un müttefiki Kürtler tarafından durdurulan, 10’u AB üyesi olmak üzere 48 ülkeden 800’den fazla DEAŞ savaşçısının işinin bitirilmesi ile bağlantılıdır.
Daha da önemlisi ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Amerika’nın müttefiklerini daha fazla yatıştırmak ve kuşkularını gidermek adına bölgedeki dost başkentlere bir tur başlattı. Peki ya tweet üzerinden ilan edilen bu hızlı ilk karar ne oluyor? Aslında bu, aklama zorunluluğu yoksa, üç farklı yoldan anlaşılabilir.
İlk bakış açısı, çoğu teknisyen ve eğitim görevlisi olan 2000 askerin varlığına odaklanıyor. Yani ki askerî açıdan bakıldığında Amerika’nın Suriye’deki varlığı daha çok sembolik bir anlam ifade ediyor.
Bununla beraber bu sembolik varlık Washington’a mevcut durumda etkin bir yönetimin olmadığı bir toprak olarak bakılması gereken Suriye’nin geleceğini şekillendirme konusunda söz hakkı tanıyor. Soru şu: Bu sözün veya etkinliğin boyutu nedir?
Trump’un politikasından hoşnut olmayan bazılarının düşündüğünün aksine Putin, sınırlı bir ikinci oyuncu olmakla yetindiği sürece ki bu sembolik bir Amerikan varlığı demek oluyor, Amerikalıların Suriye’de kalmasından memnun olacak. Zira bu durum, Putin’in de istediği gibi, Moskova’nın ABD’den Suriye’nin yeniden inşa edilmesinin maliyetine ortak olmasını talep etmesine imkân tanıyabilir.
Aynı şekilde Beşşar Esed ve Rus dostlarının yarattığı sorunlardan doğrudan etkilenen Avrupalılar da Avrupa’nın tutumunu desteklemesi için Amerika’nın katılımcı olarak kalmasını isteyecektir.
Uzun yıllardır Avrupalı pek çok yetkilinin, mesela Irak’ta Saddam Hüseyin veya İran’da Mollalar çok ileri giderse Amerikalıların bu olayla başa çıkacağını vurguladıklarına şahit oldum. Suriye’de AB üyesi ülkelerden ve Rusya’dan 2000’den fazla ‘cihatçı’ bulunuyor ancak ‘cihatçıların’ arasında bir tane bile ABD mensubu yok. Bununla birlikte bugün, bölgeyi uğradığı bu vebadan temizlemek, Amerikalıların görevi haline gelirken Rus tarafının görevi, Beşşar Esed’in bu ‘cihatçılar’ haricindeki düşmanlarını ezmektir.
Bu demek oluyor ki dünya üzerindeki en kötü rejimler, barbarca faaliyetlerini sürdürebilir ancak bunda çok ileri gidemez. Yoksa onların hakkından gelmek için Amerikan canavarı çağırılır.
Öte yandan Suriye’yi Putin’in eline bırakmak belki de kötü bir fikir değildir. Rus ekonomisinin gerileyen koşulları ve ülkenin askeri kaynakları üzerinde uygulanan baskılar göz önüne alındığında Putin, on yıllar olmasa da uzun yıllar kaos içinde olan Suriye’de durumları düzeltme göreviyle kısıtlanmaktan zevk alamayabilir. Belki de Suriye’de kısıtlanması, dünyanın farklı yerlerinde ama özellikle Ukrayna ve Baltık ülkelerindeki maceralarını bastırır.
Fransız yazar Romain Gary, on yıllar önce Adieu Gary (Güle Güle Gary Cooper) adlı bir roman kaleme alarak High Noon adlı filmin ‘kahraman şerifi’ ile sembolize edilen Amerikasız bir dünya tasarladı. Bu roman, adalet için savaşan, zayıfları koruyan ve serseriler ile katilleri etkisiz hale getiren bir kahramanın olmadığı bir dünyaya dair. Hatta bu dünyada çoğu zaman zayıfları kimse umursamıyor.
Bugün, Trump’ın Twitter üzerinden ilan ettiği kararın nasıl bir sonuca varacağını kimse bilmiyor. Belki zamanla tam tersi bir istikamete bile girebilir. Ya da diğer pek çok tweette olduğu gibi hafızanın zayıflığı ile betimlenen bir çağda unutkanlık onu da içine alır.
Üzücü olan gerçek şu ki yoğun nefret duygularının hüküm sürdüğü mevcut hava, küresel bir sistemdeki Amerikan rolünün sakin ve detaylı bir şekilde tartışmaya açılmasını engelliyor.
Washington söz konusu bu küresel sistemin kurulması ve yönetilmesinde yaklaşık yetmiş yıl boyunca önemli bir rol oynadı.
Aslında Amerika’nın Kürt müttefiklerinden güya feragat edişine karşılık üretilen sahte öfke dalgası, ABD’nin siyasi rotasını hiç değiştirmemiş gibi görünüyor.
Hatırlamak gerekir ki Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda ABD Başkanı Woodrow Wilson, baskı altında olan halkların ‘kendi kaderini tayin hakkı’ ilkesine destek vermekle başta Avrupa ve Ortadoğu olmak üzere dünyanın farklı noktalarından gönülleri kazandı. Ancak bir sene zarfında tüm bunlar unutuldu ve Wilson’un halefi, diğer halkların işlerine uzaktan bile olsa yakınlaşmayı istemedi.
İkinci Dünya Savaşı sona ermeden önce Yalta Konferansı’nda Başkan Franklin Roosevelt, Orta ve Doğu Avrupa’daki birçok halkın kaderini Josef Stalin’e havale etti. Aynı şekilde John F. Kennedy de rejimlerine karşı askeri bir darbe planlayarak Amerika’nın Vietnamlı müttefiklerini arkadan vurdu. Daha sonra Başkan Gerald Ford, geride toprakları üzerinde esir veya sığınmacı durumuna gelen on milyonlarca kişi bırakarak öyle kolayca Vietnam’dan çekilme kararı aldı.
1975 yılında Henry Kissinger, Amerika’nın Iraklı Kürtlere olan desteğini durdurdu ve böylece ulusal özlemlerini bastırma konusunda Saddam Hüseyin’in elini serbest bıraktı.
Sonraki dönemlerde Obama, insan hakları savunucusu imajı çizdi ancak demokrasi talebinde bulunan İranlılar veya izzet-i nefisleri uğruna savaşan Suriyeliler için harekete geçmeye yanaşmadı.
Trump’ın yapabileceği bir şey için yoğun eleştirilere maruz kaldığı ortada. Ancak o henüz bir şey yapmadı.
Halbuki birçok selefi yapmıştı. Amerikalılar, gün geçtikçe karmaşa ve gerginliğin arttığı bir dünyada ne yapmak istediklerine dair bir tartışmaya ihtiyaç duyuyor gibi duruyor.
Haykırmak, yönergeleri belli bir stratejinin varlığına alternatif olamaz.
Bugün Gary Cooper’in önünde iki seçenek var: Ya kalıp savaşma ya da uzaklara kaçış.
TT
Trump ve Gary Cooper dünyası
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة