Emel Musa
Tunuslu şair ve yazar
TT

Tunus'ta sekiz yıllık medcezir

Tunus yarın, 14 Ocak 2011’de tarihinde başlayan Tunus Devrimi’nin 8’inci yıl dönümünü kutlamaya hazırlanıyor. İstesek de istemesek genel olarak bu tür kutlamalar sonuçların değerlendirildiği, başarıların gözden geçirilerek takip edildiği ve başarısızlıkların ortaya döküldüğü bir anı temsil eder.
Ancak her yıl dönümü kutlamasında yapılan bu değerlendirme, gözden geçirmenin ve eleştirinin doğasını belirleyen, kendine has koşullara sahiptir. Doğrusu Tunus Devrimi’nin 8’inci yıl dönümünde her ne kadar elde edilen başarılar önemli olsa da bunlara neredeyse yok sayılsalar da eleştirilmesi gereken spekülasyonlar eşlik ediyor.
Devrim sonrasında her yılda yapıldığı gibi bu yıl da devrimin gerçek tarihi hakkında tartışmalar yine gündeme geldi. Devrimden 8 yıl sonra, Tunuslu genç Muhammed Buazizi’nin kendisini yakmasına ve devrimin ilk kıvılcımını başlatmasına tanıklık eden kalkınmadan yoksun bölgeler yeni bir gösteri dalgasıyla kaplandı. Bu gösteriler, devrimden sonra ekonomik durumun değişmediğini ve ekonomik gerçeğin tüm zorluklarıyla artarak devam ettiğini hatırlatıyor. Bu nedenle göstericiler, hükümet karşıtı sloganlar atmaktan kaçınmıyor.
Tunus’un bugün içinde bulunduğu durum, halkın biriken öfkesinin eksilmeden devam ettiğini çok açık bir şekilde gösteriyor. Doğrusu bu öfke birikiminin birçok nedeni ve gerekçesi var ve bunlar, gösterilerin arka planını açıklar niteliktedir. Tunus dinarı sürekli bir şekilde geriliyor ve halkın alım gücü büyük oranda düşmüş halde. Ayrıca memurların ücret artışı taleplerine de hükümetten halen olumlu bir yanıt gelmedi.
Yine bu bağlamda lise öğretmenleri ile hükümet arasındaki krizi de unutmamak lazım. Bu krizin toplum ve eğitim açısından endişe verici sonuçlarından biri de öğretmenlerin gerekli olan yazılı sınavları yapmaktan kaçınmaları ve hükümetin de buna karşılık ilk üç aylık dönemi iptal etmesidir.
Bir diğer büyük sorun ise devrimin yıldönümünün hükümet ile Tunus Genel İşçi Birliği arasındaki ilişkinin gerildiği bir döneme denk gelmesidir. Genel İşçi Birliği daha haftalar önce hükümetin ücret artışlarıyla ilgili uzlaşmaz tutumunu sürdürmesi halinde 17 Ocak Perşembe tarihinde genel greve gidileceğini açıklamıştı. Birlik, bilhassa hükümetin mevcut ekonomik yönelimlerini reddediyor ve yönetimi IMF’nin mümkün olduğu kadar kamu çalışanının işten çıkarılması ve maliyetleri devlet bütçesi için yük oluşturan kamu şirketlerinin özelleştirilmesi gibi haksız taleplerine ve direktiflerine boyun eğmekle suçluyor.
Diğer yandan yönetim ile Tunus Genel İşçi Birliği arasında bir uzlaşıya varılamaması, hükümetin çözüm bulma gücüne sahip olmadığı anlamına da geliyor. Çünkü siyaset, sert ve uzlaşı kabul etmez bir eylem değildir. Bilakis politikacı sorunlara çözüm bulabildiği ve kurtarılması gerekeni kurtarabildiği ölçüde başarılı kabul edilir. Dolayısıyla devletin göze alamayacağı ve kaldıramayacağı maddi maliyetlere ve kayıplara sebebiyet verecek genel grev hiçbir tarafın çıkarına değildir.
Krizi derinleştiren bir diğer konu da bugün Tunus’ta yaşanan sorunun sadece ekonomik değil aynı zamanda siyaset arenasıyla da ilgili olmasıdır. Günümüzde Tunus’ta siyasi alana bir bölünme hükmediyor. Bir grup hükümeti desteklerken diğeri karşı çıkıyor. Doğrusu bu bölünmenin nedenleri bir dereceye kadar kişiseldir ve politikacılar arasında ülkenin ekonomik durumuna ilişkin bir farkındalık olmadığını göstermektedir.
Diğer yandan, hükümet ve Tunus Genel İşçi Birliği arasındaki görüşmelerde minimum düzeyde bile ortak bir anlaşma zeminine ulaşılamamasının ve grevin belirlenen tarihte gerçekleşmesinin krizin daha da derinleşeceğine işaret etmeliyiz. En büyük sorun ise çözümün artık çok zor bir hale gelmesi ve her iki tarafın da kendince haklı nedenlere sahip olmasıdır. Zira hükümet açısında bakıldığında, hükümetin kamu çalışanlarının neden olduğu mali yükü kaldırmayı sürdürme gücüne sahip olmadığı görülüyor. Aynı şekilde çalışanların da alım güçlerinin düşmesi nedeniyle ücret artışı talebinde bulunma hakları var. Yine kalkınmadan yoksun olan bölgelerde halk gösteri düzenleme hakkına sahip. Çünkü bu bölgelerde halk bir hayal kırıklığı yaşıyor ve ilk kıvılcımını ateşlediği devrimin kendisine hiçbir şey kazandırmadığını düşünüyor.
Devrimden bu yana iktidara gelen siyasi elitlerin sorunu, devrimin gerçek nedenlerinin ekonomik olduğunu tam olarak anlamamış olmalarıdır. Bu siyasi elitler kendisini yakan gencin, özgürlüklerin kısıtlanmasının yarattığı baskıcı ortamda yaşayama dayanamayan bir entelektüel değil de yoksul ve işsiz olduğunu unutmuş görünüyor. Bugün yatırımı sağlamanın, yabancı sermayeyi çekmenin, Tunuslu yatırımcıları desteklemenin ve ekonomik ivmeye katılmaları için onlara gerekli güvenceleri vermenin ekonomik açıdan kalkınma için tek seçenek olduğunu unutmuş görünüyorlar.
Bu nedenle temel olarak siyasi ve kişisel meseleler için değil, ekonomiyi düzeltmek için çaba harcanmalıdır. Bilindiği gibi Tunus, bu yeni yılın sonunda meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi iki önemli sürece tanıklık edecek. Ancak sorunları ve zorlukları ile mevcut ekonomik durumun devam etmesi halinde seçimlere katılım oranı çok düşük ve trajik seviyede olacaktır. Bu durum da dünyaya Tunus demokrasisi hakkında olumsuz bir mesaj verecektir.
Doğrusu Tunus, ekonomik başarısızlıklara rağmen bu 8 yıl içerisinde sivil toplumun çabalarıyla kişisel haklar alanında önemli adımlar atmayı da başarmıştır. Ancak ekonomik sorunlar Tunus toplumu üzerinde büyük bir baskı kuruyor. Ekonomik endişe insanları ele geçirmiş halde. Bu da kendilerine özgürlük alanında elde ettikleri mütevazı başarıları önemsemeye ve kutlamaya bile fırsat vermiyor.
Bu durum aynı zamanda ekonominin ne kadar önemli olduğunu ve bütün toplumsal boyutlarda ve alanlarda ne denli etkili olduğunu bir kez daha gösteriyor. Çünkü toplumun öncelikle ekonomik istikrara ihtiyacı var. Ekonomik istikrar ise ancak iş fırsatları, üretim ve servet birikimi anlamına gelen yatırımla gerçekleşebilir.