Mustafa Fahs
TT

Ammar el-Hekim’in İran yörüngesinden çıkışı

Irakiye Listesi yöneticilerinden Haydar el-Molla, eski Başbakan Dr. İyad Allavi’yle İran’ın Bağdat Büyükelçisi arasında gerçekleşen görüşmeyi kamuoyuna açıkladı. İran’ın Bağdat Büyükelçisi, genelde Irak kamuoyu özelde ise muhafazakâr Şiiler üzerinde doğrudan bir etkiye sahip geleneksel Şii dini liderlerden bahsetti.
Asia TV’ye röportaj veren Molla, İran Büyükelçisi’nin Dr. Allavi’yle yaptığı görüşmede çekirdek toplantı olarak bilinen Babil görüşmesinden bu yana Ammar el-Hekim’in tutumlarını ele aldığını söylüyor. Babil görüşmesinin ardından içerisinde İbadi, Hekim, Sadr, Allavi ve Necifi’nin yer aldığı İnşa ve Reform Bloğu kuruldu. Yeni bir siyasi çalışma süreci başlatan İnşa ve Reform Bloğu, 2003 yılından sonra Iraklıların Arap ülkeleriyle ilişkilerine hâkim olan Sünni, Şii ve milliyetçi Kürt etnik politikaların üstesinden gelmeyi amaçlıyordu.
Molla, İranlı Büyükelçi’den aktararak konuşmasına “Ammar el-Hekim’e ulusal alana kaymadan Şii tarafında kalması için birçok cazip teklifte bulunduk. Etnik proje içerisinde kalması için kendisine seni tüm Şiilerin başkanı yapalım dedik. Fakat Ammar bunu kabul etmedi”  şeklinde devam ediyor.
Ammar el-Hekim’in İranlı Büyükelçi’nin teklifini reddetmesi, Tahran’ın siyasi, ideolojik ve manevi gözetimi altında Iraklı Şiilere yeniden dikte etmeye çalıştığı politik çerçeveden açık ve net bir şekilde çıktığını gösteriyor. Öyle ki Iraklı Şiiler, Tahran’ın Irak gibi zengin, büyük doğal kaynaklara, jeostratejik bir konuma sahip bir devleti kontrol etmek için istismar edeceği ortak bir siyasi Şii blok içerisinde kalmayı kabul etmedi. Tahran, genişlemeci projeleri için Şii çıkarları adına Irak’ın jeostratejik konumunu daima hedef aldı. İran, devletin aleyhine faaliyet gösteren oluşumlar kurarak Irak’ı zayıflatmaya çalıştı. Doğal olarak İran, Irak’ta kurumlar arasındaki bütünlüğü kabul etmiyor ve kendi iradesi dışında kalan herhangi bir projeyi kuşatıp parçalamak için bu kurumları kullanıyordu. İran’ın iradesine karşı çıkanlara yönelik çatışma kapsamında başta Asaib Ehl-i Hak ve ardından da tüm Haşdi Şabi grupları, Hikmet Akımı’nın lideri Ammar el-Hekim’e yönelik sistematik bir saldırı düzenliyor.  Irak kamuoyunun illegal silahlı oluşumlara karşı devlet projesinden geriye kalanları temsil ettiğinden dolayı Ammar el-Hekim’in yanında yer alması dikkat çekici bir durumdur.
İran rejimine bağlılıkla ilgili ideolojik değerlendirmelerden dolayı Ammar el-Hekim, İran’a karşı gelmesinin ardından tolerans sınırını aşıp kırmızı çizgilere yaklaştığını belirtiyor. Ayrıca Ammar el-Hekim, İran’ın Irak’a yönelik hâkimiyet politikasından rahatsız olanların sığınak noktası olmakla ve Yüksek Konsey’deki tarihi müttefiklerine başkaldırıp Haydar İbadi döneminde gerçekleştirilen başarıları muhafaza eden başbakanlık çözüm projesi ortaya atmakla ve bu projenin yerel ve bölgesel olarak kabul görmesiyle suçlanıyor. Ürdün Kralı 2. Abdullah, Ammar el-Hekim’i makamında ziyaret ederek bu projeyi taçlandırdı. Zira bu ziyaret, iki liderin Haşimi Arap ailesine tabi olmasından dolayı manevi bir havaya dönüştü. Ayrıca İran’da tek bir tarafla değil birçok hareketle irtibatlı olan Ammar el-Hekim, İran’ın iç çelişkilerini çok iyi anladığını ve İran’ın Irak’a yönelik Devrim Muhafızlarından farklı bir vizyona sahip olduğunu söylüyor. Cevat Zarif, Ammar el-Hekim’e yönelik son ziyaretini bu çerçevede yaptı.
Haşdi Şabi grupları, Ammar el-Hekim’in tutumlarından dolayı Şii sosyal yapı içerisindeki konumunun tehlikeye gireceğini düşünüyor. Zira Şiilerin çoğunluğu, ulusal kimliklerini yeniden tanımlamalarının ardından devlet düşünceleri net bir şekilde ortaya çıktı. Buna paralel olarak Ammar el-Hekim, tarihi olarak Necefli dini ailelerle irtibatlandırılan geleneksel Şii toplumu içerisinde dikey dönüşümü gerçekleştirme noktasında ciddi adımlar attı. Öyle ki Necefli dini aileler, Şii sosyal ve kültürel sahneyi oluşturmada etkili büyük şehirlerde yetişen orta sınıf ve Şii sivil burjuvayla tarihi ilişkilerini muhafaza etti.
Ammar el-Hekim’in temsil ettiği bu kesişimler, önceki Başbakan Haydar el-İbadi’yle ortak paydalara dönüştü. Haydar el-İbadi, Şii siyasal İslami bir harekete tabi olmasına rağmen Bağdat merkezli oluşumlardan etkilendi. Bu da alt kimliklere ya da etnik meselelere başvurmaya gerek duymadan Ammar el-Hekim’in şahsiyetindeki dönüşümlerle, İbadi dönemindeki başarılarla, Sadr akımının liderinin desteğiyle kendi oluşumlarının özelliklerini koruyabilen birleştirici ulusal bir devlet anlayışına İbadi’yi daha da yakınlaştırdı. Sadr akımı, Irak toplumunun ve yoksul kesimin çoğunluğuna hitap eden halkçı özelliklere sahip yatay dönüşümü temsil ediyor. Bundan dolayı Sadr akımı, kitleleri bir araya getirebilecek ve sokağı harekete geçirebilecek halk gücünü oluşturuyor. Bunun için Sadr akımı, en etkili iki dindar aile (Sadr ve Hekim) arasındaki koalisyonun derinleşmesinin ardından Hikmet Hareketi’nin yanında yer alan sol eğilimli İslami bir harekete dönüştü.
Haşdi Şabi ve Hikmet Hareketi arasındaki sessizliğe rağmen kriz, Ammar el-Hekim’e parlamentodaki sandalyelerin ötesinde bir rol oynamasına olanak verdi.