Şarku’l Avsat’ın Pazar sabahı yayımlanan sayısında BAE Başbakanı, Devlet Başkanı Yardımcısı ve Dubai Emiri Şeyh Muhammed bin Raşid Al Maktum’un yeni kitabından alıntıladığı dört hikâye, denizin ‘o’ damlası olmaya diğerlerinden daha yakındır. Demem o ki genel tadına varmak için tüm denizin suyunu içmenize gerek yoktur. Denizdeki bu tek bir damla, kıyıları arasındaki suyun tadından emin olmanız için yeterlidir. Bir elinizi ona daldırıp ağzınıza götürmeniz tadını dilinizde hissetmek için yeter!
Kitap, sahibinin ülkenin tamamında bir kez; Dubai Emirliği’nde defalarca üstlendiği kamu hizmetiyle geçen elli yıllık ömründen damıttığı elli hikâye içermektedir. Her seneye bir hikâye. İki kapak arasındaki bu hikâyeler ne eğlendirmek için ne okura tüketerek geçireceği zamanı harcama daveti ne de genelde sıkılan Arap okuyucuyu avutmak içindir.
Bu hikâyeler, okurun istiyorsa başka kitaplarda peşine düşmesi gerekeceği yukarıdaki hedefler için yazılmadı. Bu hikâyeler, her kıssada verilmek istenen ibreti alacak; yazarın ta en başından benimsediği gerçek hedefi görecek, sonra da yarım asır boyunca ve hâlâ kamu hizmetini üstlendiği bir konumda iken yola saçtığı elli hikâyeyi bütün haline getirebilecek bilinç düzeyine sahip bir okur istemektedir.
Bu gazetenin yayımladığı dört hikâyede Lübnan, Saddam Hüseyin, Beşşar Esed ve Kaddafi ile olan maceraları anlatılmış ve her bir hikâyede verilmek istenen ders, satır aralarına yerleştirilmiş. Yazar her birinde özünde Emirliğe ait bir yüzle komşu olan asıl Arap yüzünü ortaya koyuyor; her hikâyenin derinliklerinde sahip olduğu bu köklü Arap duygusunu veriyor. Açık yüreklilikle böylesi bir duygunun her zaman ona eşlik ettiğini, peşini bırakmadığını anlatıyor. Aynı şekilde Arap tutumları ile karşılaştığı bazı durumlarda başkalarının yanındayken onu yoklayıp neredeyse hiçbir iz bulamamanın kendisine nasıl acı verdiğini de.
Esed ile olan macerasına dair okuduğum iki satırdan kitabın ana fikrinin, her ne kadar önemli olsalar da Lübnan, Saddam Hüseyin, Albay Kaddafi ve elbette Beşşar Esed ile olan macera olmadığını hissettim. Ana hikâye, tepesinde oturduğu Dubai Emirliği ile olan macerasıdır. Kaddafi’nin orada yaşanan tecrübeyi bir gün kendi ülkesindeki şehirlerden birine taşımayı istediği o şehir ile olan macerası. Allah rahmet eylesin öldüğünde Kaddafi, içinde Dubai’den bir şeyler taşıyordu!
Esed, bir gün Emirliği ziyaret etti. Aracın içerisinde de kendisine Şeyh eşlik etmişti. Bir an durup oldukça hayrete kapılmış bir şekilde Şeyh Muhammed’e, “Bu Emirliği nasıl idare ediyorsunuz?” diye sordu. Suriye Devlet Başkanı, Dubai’nin nasıl yönetildiğini elbette ki biliyordu. Bu yüzden soru, orada işlerin nasıl yürütüldüğüne dair değil; Dubai’de yönetim biçimi haline gelen ve etrafta dolaşan Suriye Başkanı’nın bizzat gözleri ile gördüğü sonucu veren sırra dairdi. Sonra soru şu gizliliği barındırıyordu: Bu tecrübeyi başka bir yere taşımak mümkün mü ve Emirlik topraklarında elde edilen sonuçlar orada da elde edilebilir mi?
Şeyh Maktum’un bu soruya kelimelerini özenle seçerek verdiği cevap özlü olmuş. Cevabı şöyle: Emirlik, daha çok özel sektör anlayışına yakın bir zihniyet ile yönetiliyor. Bu durum, halka sunulan kamu hizmetlerinde ve bu hizmetlerinin sunumundaki yetkinlikte kendini belli ediyor. Kamuya ait para da verimlilik sağlanacak şekilde harcanıyor.
Kelimeleri seçerken de özenli davranmış: Kendi yönetim anlayışının; gelişmiş bir hükümet anlayışı ya da diğer hükümet yönetimlerinden kendisini ayrıştıran özel sektör anlayışı olduğunu söylemeyip özel sektöre yakın bir anlayış olduğunu belirtiyor. Bu demek oluyor ki hükümet anlayışı ile özel sektör yaklaşımının en iyi yanlarını almış ve harman etmiş. Emirlikteki paranın harcanma biçimini ‘harcamada daha çok verimlilik’ şeklinde tarif ederken de aynı özeni göstermiş.
Bu tam olarak Dubai’nin hikâyesi. İsteseydik elli birinci öykü diyebilirdik. Bunu kitaba, içinde geçenlerin tümünü özetleyen bir hikâye olarak koyan yazar da bunu istemiş. Kaddafi de Emirliğin hikâyesini öğrenerek bunu başkent Trablus’a taşımak istiyordu. Ancak başaramadı. Öyle ya nihayetinde bu sadece istemekle olabilecek bir şey değil; istediklerini insanlar arasında, o toprakların gerçekliğinde eyleme dönüştürebilecek bir iradeye sahip olmayı gerektirir. Emirliğin hikâyesi, Esed’i de şaşırtmış ve iştahlı bir merakla güdülenerek ona dair sorular sormuştu. Ancak o sonunda bu tecrübe karşısında duyulan şaşkınlık aşamasından onu bir yerden başka bir yere götüren ikinci aşamaya; taşlara değil de insanlığa yatırım yapılan aşamaya nasıl geçileceğini bilmiyordu!
Dünya Bankası’nın istifa eden başkanı Jim Yong Kim, Şubat ayında yıllık olarak düzenlenen hükümet zirvesi platformu vesilesiyle Dubai’de, bölgenin dört bir yanından duyulmasını istediği yüksek bir feryat koparmış; önüne konan verilerin, bölge ülkelerinin çoğunda eğitime yapılan kamu harcamalarının diğer bölgelerdekine oranla yüksek olduğuna işaret ettiğini söylemişti.
Sayın Jim, platformdan attığı çığlığa biraz ara vermiş ve sonra sözlerini şöyle tamamlamıştı: Buna rağmen bu işte büyük bir çelişki vardır. O da şu ki; bölge ülkelerinin çoğunluğunda eğitime yönelik harcamanın geri dönüşü, maalesef ki beklenen düzeyde değil de seviyenin altında ve hırssızdır!
Birkaç gün önce görevinden istifa eden Dünya Bankası Başkanı, bizim bölgemizde fasih Arapça ile bize demek istiyor ki herhangi bir kamu harcamasında belirleyici olan şey, harcamanın ardından hedefin gerçekleştirilebilmesidir. Aksi takdirde birçok noktada sene boyunca bolca kamu harcaması yapılacak; ancak bütçe rotası ve yüksek bir hedef belirlemeksizin harcama yapmaya devam eden pek çok hükümet, oldukça az getiri ile yüzleşmeye devam edecek.
Yong’un söylemek istedikleri iki kelime ile özetlenebilir ve elli hikâyenin ana fikrinin de bu olduğu söylenebilir. Tüm hikâyelerin özü şu tamlamadır: Harcama mahareti!
Ana hikâye, Beşşar Esed’in merakını celbeden Dubai’de sağlanan kaynakların kamu harcamasına denk düştüğünü söylüyor. Sonra elli hikâyenin yazarının bir defa gördüğü ve o zamanki fakirliğine inanamadığı Trablus’un da yüksek verimlilik kapasitesine sahip olan bol kaynaklarına uygun bir kamu harcaması olsaydı Dubai gibi, belki daha da iyi olabileceğinden bahsediyor. Ama ne yazık ki oradaki harcama, Jim Yong Kim’in sözünü ettiği ve Emirlikte yıllar önce uygulanmaya başlayan verimlilik ilkesinden bihaberdi!
TT
Elli hikâyedeki ana fikir
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة