“Öfkeliyiz!”… Bu, gösteri alanını genişlettiği ve buna paralel olarak siyasi ivmenin son zamanlarda mümkün olan en üst düzeye çıkarıldığı geçtiğimiz üç hafta boyunca Sarı Yeleklilerden defalarca işittiğimiz bir söylemdir.
Görünen o ki bu söylem, Fransa’daki gösterilere dair geçen ay ortaya atılan şu ilk düşünce ile taban tabana zıt: Sarı Yelekliler hareketi, büyük siyasi bir öfkenin değil, ağır toplumsal bezginliğin yansımasıdır.
Sokağa çıkan pek çok kişi ile iletişime geçip lastiklerin yakılması, arabaların devrilmesi, gösterişli sokaklarda vitrin camlarının indirilmesi gibi utanç verici eylemlerini gözlemledikten sonra Fransa’da yaşanan protestoların, aynı anda hissedilen öfke ve bezginliğin garip bir harmanını yansıttığını kabullenmeye tam anlamıyla hazır hale geldim.
Dikkatimi çeken ilk şey şu ki bu, dünyanın en gelişmiş ve zengin ülkelerinden birindeki aç ve fakir toplulukların (böylesine mütevazı bir vatandaş sınıfının gerçekten var olduğu tartışmalı bir varsayım) ayaklanışı değildi. Aksine sokaklarda bir araya geldiğimiz göstericiler, ya iyi bir gelire sahip orta sınıftan ya da gençlik çağındakilerden oluşan ve ortanın altı bir tabakaya mensup insanlardı. Çoğu özellikle orta ve makul bir nüfus yoğunluğuna sahip köy ve kasabalardan oluşan Breton bölgesinde olmak üzere Fransa’nın çeşitli yerlerinde yaşıyor.
Fransız polisinin değerlendirmelerine göre başkent Paris ve diğer 12 şehirdeki göstericiler ve isyancıların sayısı toplamda 50 bini aşmıyor. Bu, ülkede protestoların fitilinin ateşlendiği 9 hafta önceki durumla kıyaslandığında oldukça düşük bir rakam. Peki tam olarak istedikleri nedir?
Bu soruya belirgin bir cevap vermek oldukça zor. Nitekim mevcut protestolar, net bir liderlik yapısının varlığından yoksun; Sarı Yelekliler Hareketi adına konuşan resmi bir tane sözcü yok. Bu durumda halka açık yapılan konuşmaların izlerini takip etmek zorunda kalıyorsunuz.
Benim bu olaylara dair notlarım; Hareketin, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u ‘sorulara gerçek cevaplar’ vermeye ve sonra da görevinden istifa etmeye davet eden bazı taleplerini içeriyor. Aynı şekilde onlar kamuyu ilgilendiren önemli meselelerde kararın halk oylaması veya bazılarının ‘doğrudan demokrasi’ olarak tarif ettiği şey ile alınmasını talep ediyor. Bu da Fransa Ulusal Birliği’ni (Parlamento) ülkedeki genel gerçeklikle bağlantılı hale getiriyor. Fransa Senatosu ile ilgili olarak ise Ulusal Birlik yapısından tamamen koparılmasına yönelik çağrılar işittik.
Ortaya sürülen diğer talepler şunlar: siyasileri ve Ulusal Birlik (meclis) üyelerini istedikleri zaman, seçimleri beklemeksizin görevden alma hakkı veren mekanizmalar oluşturmak.
Bir diğer talep ise ‘geçim gelirini’ aylık bin 700 euro olarak belirlemek. Bu, Fransa’daki mevcut asgari ücreti tek seferde 300 euro artırmak anlamına geliyor.
Bir de eşcinsellerin evliliğine karşı çıkanların da dahil olduğu ‘tek mesele destekçileri’ var. Bunların içinde idam cezasının geri getirilmesini veya her türlü göçmenin ülkeye girmekten men edilmesini isteyenler var. Sayıları daha az olsa da bazıları da kendilerini ‘Frexit’ yani Fransa’nın AB üyeliğinden ayrılmasının destekçileri olarak tanımlıyor. Tıpkı Birleşik Krallık’ta olduğu gibi. Ancak şunu belirtmeliyim ki siyaset dünyası ve dehlizlerinde yeni olan, teknokratlarla çalışmayı seven ve siyaseti engel olarak gören Macron, kendisi için kazılan kuyuya düşmüş olabilir. Onu mevcut oyunu sokak politikaları ile yönetmeye çalışırken görüyoruz. Dillendirilen şu slogan üzerinden: ‘Büyük Ulusal Diyalog’; Fransa Cumhuriyeti’ndeki resmî kurumlarının çerçevesinin dışında…
Siyaseti küçük görme ve siyasetçileri aşağılama son zamanlarda hâkim olan eğilimlerden. Ancak bu asla doğru menzile varmayacak bir eğilim. Çoğunlukla bezginlik ve/veya öfkeye kapılmış ve her yerde hırsızlar, isyancılar, istismarcılar tarafından takip edilen bir avuç azgın burjuvanın eline tutuşturulan ‘halkçı’ sloganlara aldanmamak lazım. Modern Fransa’da ‘halkçı öfke’ teması, Fransa Cumhuriyeti’nin kendisinden daha eskiydi.
Kendisi için tam bir darbe olmasa bile içlerinden birinin onun yerine demokrasiyi baltalayabileceği gerçek ve gizli bir ‘Fransız halkçı sıkıntısının’ olduğu iddiası, Fransız hayatında yeni bir iddia değil.
Eski Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand, daha önce Fransız halkının ‘ihmal edilmiş’ çocuklarının sözcüsü olarak bu göreve geldiğini iddia etmişti. Fransız toplumundaki derin ‘gediği’ kapatma sözü veren Jacques Chirac’ı hatırlıyoruz. Nicolas Sarkozy de kendisini Fransa’nın ‘sessiz çoğunluğunun’ lideri olarak nitelemişti. Kendisini Fransız halkı arasında ‘gözden kaçırılanların’ temsilcisi olan ‘sıradan bir başkan’ olarak tanıtan François Hollande’ı nasıl unuturuz.
Sarı Yelekliler, kendisini temsil edecek bir siyasi parti kursa bile burjuvazinin öfke ve bıkkınlığından oluşan saçma karışımlarının başarılı olacağının garantisi yok. Yunanistan’da halkçı SYRİZA (Radikal Sol Koalisyon) Partisi, İspanya’daki ırkçı Podemos Partisi ve diğer demokratik Avrupa ülkelerinden birindeki benzer bir avuç halkçı siyasi grubun başarılı olamadığı gibi.
Kapitalizmin güzelliği, her durumu para kazanmak için lehine çevirme kabiliyetinde gizlidir. Ünlü Fransız sokağındaki tiyatroya yakın dükkanlardan biri, sarı yeleklerin yeni tasarlanmış bir modelini parça başına 125 euroya satıyordu. Normali ise sadece 20 euro. Dükkân, şu ana kadar elinde olan tüm ürünleri tüketti. Önümüzdeki Cumartesi günü yenilerinin gelmesini bekler olduk!
Kadınlardan birinin Fransa’nın Sarı Seması başlığını taşıyan yeni bir kitap çıkarması da oldukça şaşırtıcıydı. Bu kadın, sadece beş hafta önce başlayıp hala devam eden olaylar, isyanlar ve gösteriler hakkında bir kitap çıkarmak için Fransa’da en hızlı yazan kadın olsa gerek. Kişisel bilgisayarındaki klavyenin başına geçecek kadar bile vakit harcamamış!
Gitmek istediğimiz restoran, müşterilerle doluydu ama küçük bir komşu lokantada bir masa bulabildik. Gördük ki yorgun Sarı Yeleklilerin çoğu, saat beşte Zafer Takı’nın orada Fransız Çevik Kuvvetine karşı verilecek büyük mücadeleye hazırlanarak öğle yemeklerini yiyor.
Orada komşu masada oturan bir bayana şu soruyu yönelttik: O ‘unutulmaz’ günün restoran menüsünden bize ne önerirsiniz? Bize Fransız Aligot peyniri ile karıştırılmış patates püresi tabağı önerdi. Fransız Aligot peyniri parlak ‘sarı’ rengi ile meşhurdur!
Bu öneriye kulak verdik ve bize biraz zevk ve mutluluk veren lezzetli bir yemek yedik. Bu, Sarı Yeleklilerin sadece ne istediklerini ve gerçekte ne hakkında konuştuklarını idrak etmeleri halinde oldukça iyi fikirlere sahip olabileceklerini onaylar.
Sorun, çoğu zaman bunu yapmamalarıdır!
TT
Fransa: Öfkeliyim, öyleyse varım
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة