Dünya sahnesinde iki uluslararası hadise gündemi oluşturdu. İlki, ABD’nin İran tehdidine karşı uluslararası bir ittifak oluşturmak için düzenlediği “Ortadoğu'da Güvenlik ve Barış” Konulu Varşova Konferansı, diğeri ise Suriye toprakları ve İdlib'in kuzeyindeki gelişmeleri görüşmek üzere Türkiye, İran ve Rusya devlet başkanlarının bir araya geldiği Soçi Konferansı.
İki konferans, birbirlerine karşı duruşlar sergileyen uluslararası güçler tarafından düzenlenmiş olsa da, aralarındaki ortak payda, her bir kampı oluşturan müttefikler arasındaki görüş ayrılıklarıdır. Bu durum dünya düzeninin ne kadar kırılgan olduğunu göstermektedir.
Varşova Konferansı, Ortadoğu’daki uluslararası güçlerin politikalarında gözle görülür değişiklikler olduğunu ortaya koydu ve bu değişikliklerde iki başlık etkili oldu; İlki, Trump yönetimi tarafından vaat edilen "Yüzyılın Anlaşması", diğeri ise İran'ın bölgesel ve küresel tehditlerini engelleme.
Başkan Trump yönetimi, İran'ın nüfuzunu azaltmak için siyasi ve stratejik bir irade göstermeyi başardı, ABD güç ve caydırıcılık dilini iyi kullandı ve Tahran'a yönelik yaptırım ve tehditlerini artırarak devam ettirdi.
Batı medyası, İran’daki reformistler ve muhafazakârların aynı kefeye konmamasını savunur, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo bu ayrımı dikkate almadı ve Cumhurbaşkanı Ruhani ve Sahada savaşan Komutanı Kasım Süleymani’yi, teröre destek vermede eşit kabul etti ve İran'ın tehditleri karşısında küresel bir anlaşma talep etti.
Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ve Başkan Trump’ın ve ABD'de yaşayan bazı İranlı muhalif grupların avukatı Rudi Giuliani, Tahran'daki rejimin devrilmesi ve "Özgürlük ve Kurtuluş Günü" için geri sayımın ilan edilmesi çağrısı yaptılar.
İran ve yurtdışından gelen raporlar, yaşam şartlarının zorlaştığını, ulusal para biriminin çöktüğünü, ülke zenginliklerinin israfına ve devam eden yolsuzluklara karşı protestoların sürdüğünü göstermektedir. Buna ek olarak, İran'da kanlı olaylar yaşanmaya devam ediyor, zira son olarak Devrim Muhafızlarına yönelik intihar saldırısı düzenlendi ve bu saldırıda onlarca kişi öldü ve yaralandı. Saldırıyı bölgede faaliyet gösteren radikal bir örgüt üstlendi.
ABD politikalarındaki bu keskinlik, İran rejiminin devrilmesi politikasının, Amerikan diplomasisinin ve stratejisinin temellerinden biri haline geldiğini göstermektedir. Ancak Washington ile Avrupa ülkeleri arasındaki nükleer anlaşmadan çekilme ve İran'a yönelik yaptırımlar konusundaki anlaşmazlıklar göz önüne alındığında başarı şansının kesin olduğu söylenemez. Polonya bile nükleer anlaşmayı destekleyen Avrupa Birliği'nden yana taraf olduğunu ilan etti.
Batı kampının içinde bölünmeler yaşanıyor. ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, ABD’nin İran’a karşı yaptırımlarını delme çabalarından dolayı Avrupalıları kınadı, Washington’u takiben nükleer anlaşmadan çekilmelerini istedi ve Amerika ile Avrupa arasındaki çatlağı derinleştirmeme çağrısı yaptı.
Varşova’dan çok uzaklarda olan Soçi’ye gelecek olursak, Rusya Devlet Başkanı Putin’in Türkiye ile İran’ı yakınlaştırma ve İdlib anlaşmasının bozulmasını engelleme çabaları başarısız oldu.
Bu durum, Astana referansının çökmesi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Beşşar Esed'le uzlaşma şansının ortadan kalkması anlamlarına gelebilir.
Putin ve Ruhani, İdlib’in Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olduğunu, terörist unsurlardan arındırılması gerektiğini ve Esed rejiminin buranın kontrolünü yeniden ele geçirmesi gerektiğini ve Astana’nın siyasi bir uzlaşı için temel teşkil ettiğini vurgularken, Türkiye Cumhurbaşkanı, İdlib anlaşmasının sürdürülmesinin ve ülkesinin güney sınırlarında bir terör koridorunun kurulmasının önlenmesinin önemine vurgu yaptı ve Suriye'deki Anayasa Hazırlama Komitesi'nin BM ile koordineli hareket etmesinin önemine değindi.
Erdoğan'ın sözleri, İdlib’de savaş başladığı takdirde Türkiye'nin Soçi yörüngesinde kalamayacağını gösteriyor.
Zahiren "yumuşak" gözüken, gerçekte ise oldukça “sert” olan anlaşmazlıklar Soçi'deki durumun bir özetiydi.
Müttefikler yalnızca Amerikan'ın Suriye'den çekilme konusundaki isteksizliğine dikkat çekmede birleşebildiler.
Bu arada Putin, Rus mevkilerine yakın hayati alanlarda Amerikalılarla gerekli uzlaşıyı sağlayamadığı takdirde Suriye’deki kazanımlarının geçici ve dönemsel olarak kalacağını çok iyi biliyor.
Aynı zamanda bu uzlaşının, İran’ın Suriye’deki nüfuzunu sınırlandırma kabiliyeti ile bağlantılı olduğunu da biliyor.
Öte yandan, Rusya Devlet Başkanı, ABD'nin İran’a baskı kurma rolüne geri dönmesinin, kendisi açısından yüksek bir risk taşıdığının da farkındadır. Çünkü Suriye sorununu tek başına çözemeyeceği gayet açıktır.
Varşova Konferansı sadece bir danışma toplantısı değildir. Ayrıca suya kılıç sallama olmadığı gibi, Trump’ın tweetlerinden biri de değildir. Amerikan kalesine gaflet anında gol atan Rusya'nın bu konuyu hafife alması beklenmediği gibi mollaların eğilimleri nedeniyle zor günler geçiren İran’ı kendi haline bırakması da beklenmiyor.
Avrupa ülkelerinin, Rusya, İran ve Ortadoğu’ya yönelik stratejik vizyonlarındaki belirsizliğin devam etmesi beklenmiyor. Müttefikleri ABD’nin yanında yer alabilmek için alan yaratmaya çalışacaklardır.
Bununla beraber Varşova ya da Soçi, meseleleri çözmekten uzaktır. Müttefikler arasındaki güvensizlik bu aşamaya damgasına vurmuştur. Herkes kendi sahasında top çevirmeyi tercih ediyor.
Güvensizlik, uluslararası sistemin belirsizliği ve bu sürecin seyrini değiştirebilecek bir gücün yokluğu ışığında bölgedeki ana başlık olmayı sürdürüyor.
İki konferans Ortadoğu’nun sorunlarını gözden geçirmek için düzenlendi, Ancak iki kamp içinde sürekli artan bölünmeye ışık tutmaktan başka bir işe yaramadığı görülüyor.
TT
Varşova ve Soçi kamplarında yumuşak anlaşmazlıklar
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة