Muhammed bin Selman 1985 yılının yazında dünyaya geldiğinde mevcut Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin Komünist Partisi’nin bölgesel komitelerinde üst düzey mevkilere ulaşmak için kendine yol açmaya çalışan 32 yaşında bir gençti.
Kuşkusuz Çin, kendisini bir zamanlar dünyayı 2 düşman kutba bölen eski sözlüğe teslim etseydi bu 2 liderin Birleşmiş Milletler (BM) gibi tarafsız bir kuruluşun çatısı dışında bir araya gelmesi mümkün olmazdı. Ancak dünya değişti. Çin ile Suudi Arabistan da değişti. Bu da 2 liderin, Pekin’de bir araya gelmelerini ve İpek Yolu, değişim ve gelecek konusunda 2 halk arasında karşılıklı çıkarlar, büyük hayaller ve ortaklığın temelini atmalarını kolaylaştırdı.
Çin Devlet Başkanı’nın konuğunun şerefine düzenlediği akşam yemeğinde bu 2 liderin, ülke ve deneyimleri hakkında düşünmeye başladım. Bu akşam yemeğinin Mao Zedong’un anıt mezarına yakın bir yerde düzenlendiğini insanın unutması elbette mümkün değil. Ancak günümüzde Pekin’i ziyaret eden ziyaretçiler, mevcut Çin’i anlamanın gerçek anahtarının “Büyük Lider”in anıt mezarı yerine Deng Şiaoping’in yaşam öyküsünde yattığını onaylayacaktır. Yani ülkenin bir dönemeçten geçtiği bir zamanda omzuna liderlik yükü yüklenen ve geçmişin politikalarını sürdürmek ile geleceğin kazanımları ile yüzleşmek arasında bir seçimle karşı karşıya kalan kişinin yaşam öyküsünde yattığını anlayacaktır.
İstisnai dönemçlerde istisnai liderlere sahip olan ülkeler çok şanslıdır. Çin de Deng gibi bir lidere sahip olduğu için çok şanslıydı. Çünkü Deng Şiaoping, “Kültür Devrimi”nin baskısına maruz kalmadan ve Kızıl Bekçiler tarafından “Kapitalizmin dilencisi, hain ve faşist” olarak suçlanmadan önce uzun yıllar Mao’nun gölgesi altında çalışmıştı.
Daha o dönemde Çin için taşıdığı çok daha farklı büyük bir hayali gizler gibi görünüyordu. Anlatıldığına göre Mao,1957 yılında Moskova’ya düzenlediği ziyaret sırasında kendisine eşlik eden heyet arasında yer alan Deng’e uzaktan işaret edip Nikita Kruşçev’e dönüp ”Oradaki şu kısa boylu adamı görüyor musun,o çok zeki birisidir ve boyunu aşan büyük bir geleceğe sahip olacaktır” demiş.
Deng gerçeklerin ve içinde yaşadığı çağın mesajlarını iyi okuma yeteneğine sahipti. Sovyet Komünist Partisi’nin 20. Kongresi’nde Kruşçev, Stalin’i eleştirip yerden yere vurduğunda “Kişileri yüceltmenin” ne kadar öldürücü bir etkiye sahip olduğunu anlamıştı. Aynı şekilde çelik kutularda mumyalanmış düşüncelerin ve ebedi liderin ülkeyi mezarından yönetmesine izin vermenin tehlikelerini, ideolojik merhemlerin yararlı olduğunu kanıtlamak için 5 yıllık planların rakamları ile oynamanın ne kadar tehlikeli olduğunu anlamıştı.
Belki de bir süre Fransa’da eğitim aldığı, Moskova’yı donukluk hastalığı ve insanların sıkıntılarını dillendirme korkusu kendisini ele geçirmeden önce ziyaret etmiş olduğu için Deng, bütün bunları anlamıştı.
Deng'in, “Çin’de hakim olan duygu ülkemizin zayıf olduğuydu. Bu yüzden onu güçlendirmek istedik. Bunun için Batı’ya gittik ve oradaki bilimleri öğrenmek için gurbetin bütün zorluklarına katlandık” sözleri hafızlardadır. Daha sonra 1978 yılında ülkesinin en güçlü adamı olduğunda Çin’in modernleşme, politik ve ekonomik kontrol sürecini tamamlamak için 50 yıla ihtiyacı olduğunu tahmin etti. Ki bu süre 2028’de sona ermektedir. Bu nedenle hemen mühendislik, ekonomi ve modern yönetimi öğrenmeleri için Batı ülkelerine öğrenciler göndermeye başladı.
Ziyaretimiz sırasında Çinli bir kadına Deng’in, ”Kedinin siyah veya beyaz olması önemli değil önemli olan fare yakalayabilmesidir” sözünün anlamını sorduğumda gülerek bana, “Demek bu söz size de ulaştı. Bu sözü ile Deng asıl önemli olanın sonuçlar olduğunu ve en iyi sonuca ulaşmak için yaklaşımları ve araçları değiştirme hakkına sahip olduğumuzu kastediyor. Bugünün Çin’i de bunun en büyük kanıtıdır.” dedi. Ardından modern, açık ve ideolojik zincirlere teslim olmayan Çin’in Deng ile başladığını ekledi.
Bu nedenle Çin’in bugün kendisine düşmanlar değil ortaklar aradığını ve dünyaya “Bir Yol ve Bir Kuşak” projesi ile açıldığını belirtti. Kendi modelini ya da politikalarını dayatmak yerine işbirliği, yatırım, deneyim aktarımı, karşılıklı çıkarlar, teknoloji, yapay zeka ve robotları kullanarak Çin’in dünyaya açıldığını ifade etti.
Geçen on yılların, Çin gençliğinin yeteneklerinin başlatılmasına tanık olduğunu ve partinin sağladığı istikrar çatısı altında bir yaratıcılık, yenilikçilik ve rekabet ortamı sağladığını vurguladı. Çin’in mevcut devlet başkanının döneminde büyük bir ekonomik, bilimsel ve teknolojik atılım gerçekleştireceğine inandığını ifade etti. Doğrusu en çok dikkatimi çeken de Çinli kadının şu sözü oldu, ”Ülkemiz çok büyük. Bu nedenle her zaman güçlü ve vizyon sahibi bir lidere ihtiyacımız var. Halihazırda devlet başkanımız da bu özelliklere sahip bir lider. Bizim için istikrarımız kırmızı çizgidir. Bizler Gorbaçov dönemi Sovyetler Birliği deneyiminden almamız gereken dersi aldık.”
Seksenli yıllarının başında Ortadoğu bölgesi Çin’den çok farklıydı. Bölgemiz o dönemde İran Devrimi’nin, Afgan “Cihadı”nın, Irak-İran Savaşı’nın etkileri ile çalkalanıyordu. Aşırılık uyanmış ve mescidleri, okulları, üniversiteleri ele geçirmişti. Her yere korku ve beklemek en iyi danışmandır sözü hakim olmuştu. Oysa aynı dönemde dünya, vizeye ihtiyaç duymadan sınırları aşıp geçen iletişim devrimi ile bir dizi küresel ve teknolojik devrimlere hazırlanıyordu.
Yeni bin yılda bu büyük değişim ivme kazandı ve “küresel köy”ün doğumu hızlandı. Dünya ülkeleri kendisini birden büyük zorluklar karşısında buldu. Bu zorluklar kendisine ilerleme kervanını yakalamak ve gelecekte kendisine bir yer ayırtmak için bilinen sınırların dışında düşünmeyi dayattı. Ülkeler, milli özelliklerini koruma gerekçesi ile artık etraflarına bir duvar öremez oldular.
Ülkeler için kabuklarına çekilmek uyum sağlamanın zorluklarından bin kat daha maliyetli bir hale geldi. Duvarlar dünyası çökerken köprüler dünyası oluşmaya başladı. Bu dünya başkalarıyla yaşamamız, onlarla çıkarlarımızı ve deneyimlerimizi paylaşmalıyız. Geçmişi kazma dönemi sona ererken gelecek savaşı başladı. Şimdi şu sorulara cevap bulmamız gerekiyor, eğitim nasıl daha iyi olabilir? Nasıl istihdam yaratılabilir? Onu reddetmek ya da acı bir ilaç gibi ithal etmek yerine nasıl içimizdeki enerjiyi serbest bırakıp yeni dünyanın şekillendirilmesine katılabiliriz?
Suudi Arabistan çağın dili ve geleceğin sıkıntıları ile dünyaya açıldığı için çok şanslıdır. Çünkü ülkeler arasındaki ilişkiler artık liyakatler ve genel ifadeler yerine ortaklıklar, çıkarlar, istikrar ve yatırımlar üzerine kurulmaktadır. Bu nedenle Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Arap Yarımadası'nın “Bir Yol ve Bir Kuşak” girişiminin temel bir parçası olduğunu ve bu girişimin ülkesinin 2030 Vizyonu ile uyumlu olduğunu belirtti. Suudi Arabistan müfredatına Çince öğrenimin eklenmesi için bir plan hazırlama kararıda yine gelecek dönemdeki ekonomik dengeleri okuma bağlamında alınmış bir karardır.
Pekin durağı için doğru olan şey her birinin kendine has özelliklere sahip olmasına rağmen Yeni Delhi ve İslamabad durakları için de geçerlidir. Suudi Arabistan’ın Asya’nın yükselişine yönelik ilgisi bu ziyaret ile başlamamıştır. Bilakis son 3 yıldır açık bir şekilde görülen bir ilgidir. Dolayısıyla bu gezi Batı'ya karşı bir alternatif arama amacı taşımamaktadır. Çünkü Suudi Arabistan bazı dönemlerde sorunlar yaşansa da Batılı büyük devletlerle ilişkilerinin öneminin bilincindedir.
Deneyimler; değişim yolunun her zaman kolay ve ipekle döşeli olmadığını, sadece yöntemlerin değil zihinlerin de değiştirilmesini gerektiren büyük değişimlerin yanında büyük zorluklar getirdiğini göstermektedir. Ama asıl önemli olan değişim, ilerleme ve İpek Yolu’nda geleceğe doğru ilerleyen trende yer alabilmektir.
TT
Suudi Arabistan ve Çin, İpek Yolu ve değişim
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة