Hamad Macid
TT

​Humeynicilerin 40. yıldönüm skandalı

Humeyniciler Pehlevi Hanedanı’ndan Şah’ın rejimini yıkan devrimlerinin 40. yıldönümünü Tahran’da her totaliter, diktatör, baskıcı ve kanlı rejimim kutlayacağı gibi kutladılar.
On binlerce asker, tanklar, zırhlı araçlar, balistik füzeleri ve savaş uçakları ile Kuzey Kore’nin başkenti Pyongyang’daki kutlama alanındakilere benzeyen geçit törenleri yaptı.
Çünkü bu davranış halkından korkan bütün baskıcı ve kanlı hükümetlerin ortak davranışıdır. Zira ters orantılı olarak adalet ve özgürlüğe saygılı, ülkelerinin kalkınması ve gelişmesi ile ilgilenen rejimler, halklarından korkmazlar ve İran ile Kuzey Kore gibi dev askeri geçit törenleri düzenlemeye ihtiyaç duymazlar.
Bunun aksi de doğrudur. Örneğin Güney Kore’nin başkenti Seul’da bunun gibi dev askeri geçitler düzenlenmez. Çünkü adil, halkını korkutmayan ve komşularını tehdit etmeyen bir rejim güvendedir.
İşte Güney Kore bunun yerine bütün enerjisini, potansiyelini, yeteneklerini ve planlarını kalkınmaya yönlendirdiği için ekonomisi gelişerek  büyük küresel ekonomilere rakip oldu. Komşusu Kuzey Kore’de ise dev askeri geçitlerden, ergen ‘Devlet Başkanı’nın halkından binlerce kişiyi meydanlarda toplayarak, babasının ölümüne ağlamalarını ya da ağlar gibi görünmelerini sağlaması gibi baskı ve zorlama ile kutlama alanlarına götürülen milyonların katıldığı kutlamalardan birkaç metre uzaklıkta, açlık, yoksulluk ve sefalet yayılıyor.
Tahran’da devrimlerinin kan ve sefalet dolu 40. yılını kutlarken, Humeyniciler de Allah’ın buyurduğu gibi şehirlerde azgınlık eden ve bozgunluk çıkaranları takip edip, onları taklit ediyorlar. Kutlamalar için asker ve ayaktakımından onbinlerce kişiyi meydanlarda toplayıp, tanklarını, zırhlı araçlarını ve uçaklarını sergilerken, ezilen halklarını, artan işsizlik oranlarını ve çöken ekonomi akıllarına bile getirmiyorlar.
Devrimci Cumhurbaşkanları kalkınma başarılarından, sahip olduğu dev petrol kaynakları göz önüne alındığında, ülkesinin gerçekleştirmesi gereken ekonomik atılımlardan bahsetmiyor. Bunun yerine bu kanlı sömürgeci; halkına ve dünyaya İran’ın gerçek sınırlarının mevcut sınırlardan daha geniş olduğunu, Kafkas ülkelerinin de dahil olduğu İran’ın kuzeyinde yer alan bütün ülkeleri, doğu bölgelerini ve İran’ın kuzey batısını kapsadığını bir kez daha hatırlatıyor.
Humeynici devrimcilerin ideolojisine göre bu topraklar, İran’dan koparılmış ve aslında ona bağlıdır. Hatta sömürgecilerin başı daha da ileri giderek, İran’ın güneyinde yer alan ve Körfez ülkelerinin oluşturduğu bölgelerin de hak sahibi olan İran’ın gasp edilmiş ve işgal altındaki toprakları olduğunu vurguladı.
Doğrusu devrimci sarıklıların bu sözleri; geleceği keskin gözleriyle görüp daha 1979 yılında başarılı olur olmaz bizleri Humeyni ve devrimine karşı uyaran, insanların sakal, sarık, dini sloganlar, birleşme ve yakınlaşma çağrıları ile değişmeyeceğini söyleyen akıllı kimselerin ne kadar haklı olduklarını kanıtlamaktadır. O dönemde insanları Humeynicilere karşı uyaran bu insanlar, aşırılık, mezhepçilik, bağnazlık, ümmetin saflarını bölmek ve ayırmakla suçlanıyorlardı.
Şairin şu beyitleri bu uyarıcı ve nasihatçi kişilerin durumunu ne güzel anlatmaktadır:
Bir dönemece geldiğimizde
Ey dostlarım! Ardınızdaki düşmana karşı dikkatli olun dedim
Onlar ise bana inanmayıp gülüp geçtiler
Sabah düşmanın baskınına uğrayana kadar
Oysa ben başımıza gelecekleri
Hep birlikte helak olacağımızı bilsem de
Yine de sevgimden onları yalnız bırakmadım