Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist
TT

Hamaney’in politikası, Ruhani’yi zayıflatırken Zarif’i de sarstı

ABD’nin Tahran’a yönelik izlediği çatışma politikası, İranlı politikacılar için gerçek bir meydan okumayı temsil ediyor. Şöyle ki ABD Başkanı Donald Trump’ın ekonomik yaptırımları yeniden uygulama politikası, İran’ın bölgesel politikalarında değişiklik meydana getirmeyi amaçlamaktadır.
Fakat Trump’ın yaptırımları, daha fazla özgürlük sağlamak ve ekonomik reformlar yapmak gibi İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin seçim vaatlerini yerine getirmemesi için bir bahane değildir. Aynı zamanda bu yaptırımlar, Ruhani’nin zayıflığı için de tek sebep değildir.
Muhammed Hatemi döneminden beri İran cumhurbaşkanları, ikinci dönemlerinde dini lider Ali Hamaney’e yönelik güçlerinin azaldığını ve cumhurbaşkanının karar alımında siyasi öneminin kalmadığını fark etti. Bugün Ruhani, çok kötü bir durumda bulunuyor. Ruhani, 2013 yılındaki seçim kampanyasında ılımlılık, büyük ekonomik iyileşmeler ve yabancı yatırımlar konusunda vaatlerde bulundu.
Daha sonra müzakereler yaptı ve çok taraflı nükleer anlaşmayı imzaladı. Fakat gereksiz ve tehlikeli bir adım olduğundan ve Batı’yla daha sağlam ilişkiler kurmaya yol açtığından dolayı bu anlaşma, İran’daki şahinlerin sert eleştirilerine maruz kaldı. Muhafazakârlar, İran’ın bölgesel politikası, balistik füze programı ya da diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması gibi nükleer programın dışındaki konularda Ruhani’nin önceki ABD Başkanı Barack Obama yönetimiyle müzakere yapmasına karşı çıktı.
Fakat Ruhani’nin zayıflığı, bekasını garantilemek için meşruiyetinden ziyade daha çok istihbarat organlarına güvenen İran rejimine yönelik bir tehdit oluşturmuyor. Öte yandan cumhurbaşkanının zayıf olup popüler olmaması, Hamaney’in ve istihbarat organlarının yararına bir durumdur. Yani cumhurbaşkanının artık Hamaney yönetimini tehdit etmesi mümkün değildir.
Ancak ABD yaptırımları, bir yandan İran ve müttefikleri ile bir yandan da ABD ve ortakları arasında bölgesel gerilimleri artırarak istikrarsız bir ortam oluşturuyor. Uluslararası yalnızlık, dış politikada siyasi ve askeri maceralara meyletmekle birlikte iç politikada daha baskıcı ve daha despot siyasi rejimin ortaya çıkmasına neden olabilir.
Fakat radikal İran, daha fazla açılım ve ekonomik istikrar isteyen İranlıları ikna etmede daha büyük bir sorunla karşı karşıya kalabilir. Yaptırımların rejimin halkın isteklerine karşılık verme gücünü yok ettiği bir zamanda Trump yönetiminin politikası, İran için asıl tehdit değildir. Aksine İran için asıl tehdit, 1979 devriminden beri rejimin çözemediği çeşitli sosyal, politik ve ekonomik krizlerdir.
Dünya Bankası, ABD yaptırımlarının yeniden uygulanmasının İran ekonomisini resesyona sevk edeceğini söylüyor. 2018-2019’da yüzde 1,6 oranında küçülen ekonominin 2019-2020’de yüzde 3,7 oranında küçülmesi tahmin ediliyor. Geçtiğimiz yıl enflasyon, yüzde 20’ye ulaştı. Bu yıl ise yüzde 30 ila 40’a ulaşması öngörülüyor. Bu durum, ithalatın maliyetli olmasından kaynaklanmaktadır. Bu da dikkat çekici bir şekilde endişe uyandırmaktadır.
Buna rağmen bu sorunlar, rejimin bölgesel politikasını değiştirmeyebilir. Zira rejim, ekonomik zihniyetle değil de devrimi ihraç etmek gibi ideolojik faktörlerle hareket ediyor. Şöyle ki İran, Lübnan Hizbullah’ına yılda yaklaşık 700 milyon dolar ve Gazze’de Hamas Hareketi’ne ise 100 milyon dolar yardım yapıyor. Rejimin yaptırımlara tepkisi, katı ideolojik politikasını ve bölgesel müdahalelerini göstermektedir. Bu durum, İran halkının refahı için tehlike oluşturmaya devam edecek.
İran’ın dış politikası, Rusya ve Çin ile pragmatik anlaşmaya ve Tahran ile Washington arasındaki düşmanca ilişkilerin olumsuz sonuçlarını engellemek için Avrupa ülkeleriyle birlikte yaşamayı araştırmaya dayanmaktadır.
Mağdur İranlılar -ki bunlar çoğunluktadır- İran’ın özgürlük ve demokrasi yolculuğunu daha çok Rusya ve Çin’in tehdit ettiğini söylüyor. Rejim, iktidardaki varlığını uzatmak için İran’ın çıkarlarını bu ülkelere sattı. Yeni sömürgecilik çağı, zorla değil ekonomiyle işgaldir.
İran, eğitimli nüfusun ve uygun alt yapının yanı sıra en büyük enerji kaynaklarından biri sayılmasına rağmen insanlar, ihtiyaçlarını satın almak için uzun kuyruklarda bekliyor. Halk, rejimin ekonomik ve dış politikaları nedeniyle sıkıntı içinde yaşıyor.
Bir İranlı bana şunları söyledi:
“Halkın çöp konteynırlarında yemek aradığı ya da saatlerdir kuyrukta beklediği bir zamanda İran, sistematik bir şekilde hayvan ihracatı yapıyor. Çoğunluğun alamadığı fiyatlarla et bulmak mümkün. 10 günlük maaş, 4 kişinin yemeğine harcanıyor. Rejim, yemeğimizi ve ilaçlarımızı ihraç ediyor. Rejim, 40 yıldır bizi cezalandırdı. Şimdi ise değişime çağırdığımız için eskisinden daha sert davranmaya başladı.”
İranlılar, Avrupalılara mesaj gönderiyor. Aynı İranlı şunları söylüyor:
“Biz, ihlaller, soygun ve yaşam alanımızın imha edilmesi nedeniyle sistematik bir şekilde öldürülüyoruz. İran halkı yerine mollalar rejimiyle işbirliği yapmak, ahlaki ve kanuni yönden ya da herhangi bir şekilde savunulamaz. Avrupa, halkın yanında durmuyor ve 80 milyon İranlının hukukunu görmezden geliyor. Bunu yapanlar, suça ortak oluyor.”
Bununla birlikte Trump yönetiminin neden olduğu gerilim, Avrupalı devletleri rahatsız etti. Çünkü pek çok Avrupalı şirketin İran pazarından çekilmesi, İran ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleri arasında karşılıklı ticaretin yüzde 60 oranında azalmasına yol açtı. Amerikan ambargosuyla baş etmek için AB ülkelerinin üzerinde çalıştığı mekanizma başarılı olmayabilir. İran’daki radikaller, bunu biliyor. Bunun için onlar, Ruhani’yi zayıflattıktan sonra oklarını Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’e doğrulttular.
Böylece Zarif, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in geçtiğimiz Pazartesi günü Tahran ziyaretiyle birlikte tamamen kenara itildi. Ruhani’nin Esed’i kabulü sırasında Zarif’in yerini Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani aldı. Sanki Zarif, son gezilerde ve atılımlarda eli boş döndü. Hatta Zarif, İran’ın kontrol edebileceğini ve Lübnan lirasıyla ürünlerini satabileceğini zannettiği Lübnan’dan bile eli boş döndü.
Zarif, Batı’yı aldatma konusunda rejimin bir parçası olmasına rağmen istifa konusunda sert muameleye maruz kaldı.
Sonuç olarak İran, Batı ekonomisine girme isteğiyle devrim ideolojisine devam etme arasında parçalanmış bir durumdadır. Batı karşıtları, İslam Cumhuriyeti’nin kimliğinde temel unsurlardır. Bu tezatlıklar, dış politikanın İran’ın ulusal çıkarlarıyla uyumlu olacak şekilde gelişmesini engelliyor.
Şu an rejim, politikalarına karşı çıkan halk hareketiyle karşı karşıya kalıyor. Bundan dolayı rejim, yerel yönetimi iyileştirme ve yolsuzlukla mücadeledeki güçsüzlüğü ve eşitsizliği gizlemek için devrim söylemini kullanıyor.
İç çalkantı, İranlı liderlere politikalarını değiştirmeleri gerektiği konusunda bir hatırlatmadır. Bu çalkantı, rejimin bekası için Trump yönetiminin yaptırımlarından daha tehlikelidir.