Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
TT

Cumhurbaşkanının ve Cezayir'in sağlığı

Himayeniz altında yükselen bir politikacının ve göğsünü rozetlerle süslendiğiniz bir generalin size ihanet etmesi tuhaf değildir. Ya da parti içerisindeki bir yoldaş, hançerini bileyip yapmacık gülümsemelerle niyetini gizleyebilir. Bunlarda hiçbir tuhaflık yoktur. Çünkü ihanet, meslektaşların, yoldaşların ve arkadaşların sahip olduğu bir yetenektir.
En acı verici şey de en yakın insanların ve kendi vücudunuzun size ihanet etmesidir. Zorlu dönüm noktalarında ihtiyaç duyduğunuz bir anda sağlığınız, size ihanet edebilir. Siz, karışık ülkede karmaşık iplere tutunmak için eski becerinize ihtiyaç duyarsınız.
İşte vücut, doğum günü arifesinde (2 Mart 1937’de Cidde’de doğdu) yeniden ihanet ediyor. Tesadüf, yıldönümünün, 5’inci dönem için adaylığını ortaya koymaya karar verdiği tarihe denk gelmesini istedi. Sağlığı, tedavi olmak için kendisini İsviçre’ye gitmeye mecbur bıraktı. Aslında o, 8 yıl önce Mısır’daki vasiyet konuşmasına benzer şekilde cumhurbaşkanlığına yeniden aday olma kararının sokağı harekete geçireceğini tahmin etmiyordu.
Bu tür karşılaştırmalar ya da telkinler yersizdir. Onun hikayesi hiçbir hikayeye benzemiyor. Uçağa binip insanların öfkesinden kurtulmak, hiç aklına gelmedi. Zeynel Abidin bin Ali’nin kendisini sürgüne taşıyan uçağa bindiği zaman Cezayir, sakindi. Libyalılar, Albay Kaddafi’nin uzun iktidarını sonlandırmak için sokağa akın ettikleri zaman ülkesi, huzurluydu. Öfkeli insanlar, görülmemiş bir vahşetle cesediyle kutlama yapmadan önce ekranlar, nefes nefese kalmış albayın fotoğraflarını yayınladığı zaman ülkesi, sakindi.
O, Libya’da meydana geldiği gibi Cezayir haritasının parçalanacağından, milislerin bölgeleri, toprakları ve kuyuları paylaşacağından hiç endişelenmedi. Hüsnü Mübarek’in istifasını duyduğu ya da Mübarek’i hakimlerin ve parmaklıkların pençesinde gördüğü zaman hiç kaygılanmadı.
Cezayir’in Suriye ya da Yemen gibi olacağı konusunda kendisini endişelendirecek bir şey yoktu. Cezayir’deki gösterilerle Hartum’daki gösteriler arasında herhangi bir karşılaştırma yapmak doğru değildir. Devlet Başkanı Ömer el-Beşir döneminde Sudan, petrolün yanı sıra toprağının büyük bir bölümünü kaybetti. Cezayir, barış ve savaş, itaat ve öfke konusunda farklı bir üsluba sahip.
TV ekranlarında yayınlanan sahneleri açıklamakta oldukça zorlanıyor. Genellikle parti liderleri gibi o da kendisine şu soruları soruyor:
Sokağa akın etmeleri için bu gençleri kim ayarttı? Hangi gizli güçler, onları harekete geçirdi? Cezayir’i gecikmiş Arap Baharı’na düşürmek isteyen taraflar kim?
Hatırlıyor. Ulusal Kurtuluş Hareketi’nin askeri kanadı, direnişe katılmak için öğrencilere çağrı yaptığını duyduğu zaman sokağa çıkan gençlerin yaşındaydı (19). Savaşçıların arasına katıldı. O zamandan beri hikayesi, ülkesinin hikayesinin bir parçası oldu. Akıllı telefon nesli, bir milyon şehit ülkesinde yaşadığını hatırlıyor mu? Akıllı telefon nesli, özgürlüğün arkada birçok şehit, engelli, dul ve yetim bıraktığını hatırlıyor mu?
Bu olayları sadece geçmiş nesiller hatırlıyorsa onlar, öldürme, kesme, kaçırma ve karınları deşme gibi Cezayir iç savaşında (kara 10 yıl) meydana gelen olayları unutuyorlar mı? Ülkenin kimliği ve birliği nasıl ortadan kayboldu? Ülke, radikalizmin kendisini uçurumun kenarına götürdüğünü nasıl hissetti? Barışa geri dönüşü sağlayan, af kararlarını, her iki grubun ailelerine tazminat verilmesini ve kan fıskiyelerini kapatmayı kesinleştiren ismi unutabilirler mi? Bugün ülkenin kendisinden usandığını iddia ettikleri o adamın ismi, Abdulaziz Buteflika’dır. 
Göstericiler, etnik, bölgesel ve sözlü çatışmalarda parçalanmaması için Cezayir’in güçlü bir adama ihtiyaç duyduğunu unutuyor. Avrupa’ya uygun olan şeyin bize de uygun olacağını zannediyorlar. Gülüyor. Göstericiler, Muradiye Sarayı, Elysee Sarayı ve ‘Downing Sokağı, Numara 10’ arasındaki farkı bilmiyor. O ülkeler, De Gaulle ve Churchill olmadan yaşayabilir.
Fakat Cezayir, güçlü bir adam olmadan yaşayamaz. İşsizlik her daim mevcut olmasına rağmen göstericiler, işsizliği bahane gösteriyor. Onlar, petrol fiyatlarının en iyi olduğu dönemde devletin büyük projeler konusunda cimrilik yapmadığını unutuyorlar. Göstericiler, güçlü adamın yokluğunun, değişimi kaos ve çökme tehlikesiyle karşı karşıya getireceğine dikkat etmeden ‘değişim’ sözcüğünü tekrarlıyor. Onlar, yolsuzluğun yayılmasından, nüfus krizinden, dar görüşlülükten, partilerin zayıflığından ve vesayetin devam etmesinden bahsediyorlar.
Cumhurbaşkanı hatıralara dalıyor. O, coşkulu ancak devlet yönetimi ve gerçeklik konusunda büyük eksikliklere sahip Ahmed bin Bella’yla olan tecrübesini hatırlıyor. Elbette o, cumhurbaşkanını deviren gruba nasıl katıldığını hatırlıyor. O, sessiz, sert ve asık suratlı Cumhurbaşkanı Huari Bumedyan’la olan çalışma fotoğraflarını zihninde canlandırıyor. O, suçlamaların ardından kendisini sürgüne gönderdikleri günü kesinlikle unutmuyor. Gülümsüyor.
Tüm entrikalar ve düşmanlıklar, bugün onun rekor sahibi olduğu gerçeğini gizleyemez. O,  savunma ve dışişleri bakanlıklarının yanı sıra Cumhurbaşkanlığı görevlerini yürüttü. Cezayir’i uluslararası haritaya yerleştirme noktasında önemli bir rol oynadı. Bugün Rusya, ABD ve daha da önemlisi dev yatırım projelerin sahibi Çin’le ilişkiler iyi. Cumhurbaşkanı, Fransa’nın Cezayir’deki olayları endişeyle takip ettiğini biliyor.
Fransa, kapsamlı bir çalkantının büyük mülteci dalgasına neden olmasından endişeleniyor. Nitekim bazen ölüm teknelerinin mağdurları arasında Cezayirlilerin cesetlerini bulmak mümkün.
Cumhurbaşkanı, uzun geçmişini hatırlıyor. Cezayir Havalimanı’na sıra dışı bir uçak iniş yaptığı zaman o, Aralık 1975’te Dışişleri Bakanı’ydı. Meşhur Carlos, Viyana’da OPEC’in merkezinden kaçırdığı 11 petrol bakanıyla uçaktaydı. Bu fikrin arkasında Albay Muammer Kaddafi vardı. Vedi Haddad’ın emri altında çalışan Carlos, Suudi ve İran bakanlarını idam etme konusunda katı emirlere sahipti. Buteflika, o gün profesyonel ve sertti. Bu da rehinelerin serbest bırakılmasını kolaylaştırdı.
Cumhurbaşkanı, dolu bir geçmişe sahiptir. Kendi ve cumhuriyetin sağlığı için keşke hatıralarını kaleme alsa! Fakat görünüşe göre Buteflika, son kez kısa süreliğine de olsa Muradiye Sarayı’nda oturmanın eski cumhurbaşkanı olarak hatırlarını kaleme almaktan daha iyi olduğunu düşünüyor. Cumhurbaşkanı, kendi sağlığının ihanetine teslim olmadı. Son yıllarda en zorlu generalleri itaat altına almakta tereddüt etmedi. O, Cezayir’den usanmadı ve Cezayir’in de kendisinin yeniden cumhurbaşkanı olarak seçilmesinden usanmayacağına inanıyor. O, rekoru elinde tutuyor. Cumhurbaşkanı’nın ve ülkenin sağlığıyla ilgili en doğru raporu, yalnızca gelecek günler sunacaktır.