Hamad Macid
TT

​Cezayir ve Sudan dersi

Cezayir’de Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika’nın 5. dönem için yeniden seçilmesine karşı olan kitle hareketi ile Sudan’da 30 yıldır halkının göğsünün üzerine çöküp oturmuş bir rejimi kökünden koparıp atmak isteyen kitle hareketi sert, kanlı, acı ve adına Arap Baharı denilen deneyimi küçümseyen iki örneği temsil etmekte.
Bu sözlerimden Arap baharını övdüğüm ya da buna teşvik ettiğim veya hoş göstermeye çalıştığım anlaşılmamalıdır. Bu hiçbir şekilde doğru değildir.
Çünkü Arap Baharı devrimlerinin gerçeğini, Suriye, Libya ve Yemen’e getirdiği acıları, yıkımı ve büyük felaketleri hep birlikte gördük.
Dolayısıyla bu gazetedeki yazılarımda ve bazı tweetlerimde birçok kez vurguladığım gibi yönetici ne kadar baskıcı, diktatör ve zorba olursa olsun bir devrim başlatmak suçtur ve tehlikelerle dolu bir maceradır.
Çünkü durum genellikle daha da kötüye gidecektir.
Bu nedenle Arap Baharı ülkelerinde kaos, çatışma, evsiz barksız kalma ve ekonominin çökmesi yerine kanlı diktatör rejimlerin dönmesini temenni edenlerin olduğunu da gördük.
O zaman da şunu söylemiştim; bir devrim başlatma kararı, ahmak bir doktorun en kötü ihtimalle ilaç ya da kateterizasyon tedavisi uygulayabilecek iken açık kalp ameliyatı yapma kararı alması gibidir.
Asıl sorun; Sudan gibi bazı Arap askeri yönetimlerin Arap Baharı’nın başarısız olduğu gerçeği ile rahatlamaları ve zorbalık, zulüm yastığını büyütüp diktatörlük yorganına sarınarak bir gaflet uykusuna dalmış olmasıdır.
Yemen, Libya ve kendisinden çok da uzak olmayan Suriye’de yaşananlardan ders almayıp kitlelerin Arap baharının ganimetleri ile yetineceğini düşünerek  zulüm, baskı ve zorbalığın sonunun kötü olacağını anlamamasıdır. Çünkü bu; geri kalmışlık, işsizlik, ezilmek, adaletsizlik, aşırı yoksulluk ve kötü bir hayat demektir.
İş bu duruma ulaştığında artık bazı halklar için ölüm ile yaşam, özgürlük ile hapis, istikrar ile kaos arasında bir fark kalmaz. Akıl artık düşünemez ve doğru karar veremez, bunun nasıl sonuçlanacağını ve neler olabileceğini takdir edemez hale gelir.  Sudan topraklarında bugün yaşananlar da bunun en büyük tanığıdır. Sudan rejimi, ülkeyi demir bir yumrukla yönetmesinin ve halkının başından sopayı eksik etmemesinin Sudanlı kitleleri vazgeçmeye ve korkarak evlerine kaçmaya zorlayacağını zannetti.
Diktatörlük, baskı ve şiddet her zaman kötülükten ibaret değildir. Çin bir yandan güvenlik konusunda ülkesini demir bir yumrukla yönetirken diğer yandan da kalkındırmakta ve geliştirmektedir.
Bu, daha az baskıcı bir şekilde ve bu örnekler arasındaki bazı farklar ile Malezya’nın Mahathir’i için de geçerlidir.
Asıl istisna ise Arap rejimleridir. Kaddafi, Beşir, Esed ve Salih gibi diktatör rejimler sadece kötülükten ibaret kalmış ve ülkelerini demirden bir yumrukla yönetirken bunu ekonomik kalkınma ile desteklememişlerdir.
Hatta ülkelerinin gelişmişlikte geri kalmalarının nedeni olmuşlardır. Aynı şekilde ne Çin’in demirden bir yumruk ve kalkınma modelini ne de İspanya’nın “adil diktatörü” Franco’nun deneyimini tekrarlamakta başarılı olmuşlardır.
Cezayir’de Buteflika’nın 5. dönem cumhurbaşkanı seçilmesi sorunu ile ilgili tehlikeli kitlesel hareketin başarılı olması ve Beşir’in yönetimden çekilmesi hem bu 2 ülkeyi hem de diğer çevre ülkeleri devrimlerin tehlikeli yollarına sapmaktan esirgeyecek olan başarılı bir koruyucu işlemdir. Çünkü devrimler tehlikeli ve bulaşıcı bakteriler gibidir.