İyad Ebu Şakra
Siyasi analist, tarih araştırmacısı
TT

Biz Araplar ve komşumuz siyahi Afrika

İngiliz Avam Kamarası'nın bir üyesi beni birkaç ay önce ofisine davet etmişti.
Vardığımda, genç asistanlarından biri girişte beni karşıladı, kendisi Afrika kökenliydi.
Ofise giderken –Arapların her zaman yaptığı gibi- ona kökenini ayrıntılı olarak sordum. Bana Sierra Leone kökenli olduğunu söyledi. 
Meselenin bu noktada sona ereceğini zannetti. Ülkesindeki en büyük iki kabile olan Mende ve Temne kabilelerinin hangisinden olduğunu sorduğumda şaşırdı.
Tebessüm ederek “Her iki taraftan da; Babam Temne'den, annem ise Mende'den” dedikten sonra, “ama Sierra Leone'e olan ilginizin sırrı nedir?" diye sordu.
Ona politik nedenlerden dolayı ilgilendiğimi, ayrıca Afrika'ya göç etmiş akraba ve tanıdıklarımın olduğunu ve bana orayı tanıttıklarını ve sevdirdiklerini, dolayısıyla Afrikalıları sevdiğimi söyledim.
Bu arada, son iki haftada Nijerya ve Senegal'de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapıldığını hatırlatalım.
İki ülke Afrika'da ve İslam dünyasında tarihi öneme sahiptir. İki ülkede eski ve aktif Arap gurbetçiler var.
En sonunda –ancak son değil-, bu iki devletten -ya da bazı halklarından- Kuzey Afrika'yı kıtanın geri kalanından ayıran Sahel ve Sahra bölgesinde Batı ve Doğu şeklinde iki sosyolojik sınır meydana geldi.
Kanaatim odur ki, güney komşumuz “Siyahi Afrika” hakkında yeterince bilgimiz yok. Tarihi ve zenginlikleri hakkında yeterince bilgi sahibi olamadık ve şu anki konumuyla yeterince etkileşimde bulunamadığımız gibi bu kıtanın geleceğine dair hazırlıklarımız da yok ve çıkarlarımızın gerektirdiği işleri ortaya koyamıyoruz.
Burada Afrika'ya göç edip orada çalışan bazı akrabalarım ve arkadaşlarım  ile merak ettiğim konuları sorduğum sohbetlerimi hatırlıyorum. Onların çoğunlukla bölgelerini tanıtmakta arzulu ama kültürel bakımdan zayıf olduklarını söyleyebilirim.
Birçoğu mütevazı bir eğitim seviyesine sahipti ve Afrika'daki maceralarının kültürel kısmına odaklanmamışlardı, onurlu bir yaşam için geçim mücadelesini öncelemişlerdi.
Böylece, kültürel etkileşim sonraki mesele haline gelmişti. Bunların çok azı, göç ettikleri yerlerdeki halkları ve kabileleri tanıyabildiler ve bunların dillerine ve lehçelerine vakıf oldular. Aslında, ülkelerimizdeki eğitimli kimseler dahi Afrika Kurtuluş Hareketi’nin başladığı 1950’lerden önce bu dillere ayrıntılı bir şekilde vakıf değillerdi.
Bu varlıkların her biri kendini sömüren Avrupalı sömürgecinin kültüründen etkilendi. Radyoda ve gazetelerde Gana lideri Kwame Nkrumah, Gine lideri Ahmed Sikutori ve Kenya’nın ilk Cumhurbaşkanı Jomo Kenyatta gibi bağımsızlık için mücadele eden liderlerin isimleri duyulmaya başlandı.
Tarih, coğrafya ve uluslararası politika konusunda uzmanların dışında hiç kimse kıtadaki hareketlerden haberdar değildi.
Mali'deki Timbuktu’yu, kuzey Nijerya'daki Osman dan Fodio hareketi gibi İslami Uyanış Hareketlerini, Güney Afrika'daki Afrika Ulusal Kongresi gibi devrimci örgütleri ve pek tabii ki Kenya'da "Özgürlük Savaşçıları" olarak bilinen "Mau Mau" gibi direniş hareketlerini yeterince tanıyamadık.
Bugün, medya ve iletişim araçları sayesinde durumun biraz değiştiğini, ancak özünde pek de farklı olmadığını düşünüyorum. Derinlemesine baktığımızda, kazanmak için rekabetin öneminin farkında olan büyük güçlerin aksine, Afrika'nın ne cevherler sakladığını öğrenmenin önemini idrak etmekten maalesef hala uzağız.
Kıta üzerindeki ABD-Fransız nüfuz çekişmesi yeni değil, Çin'in kıtanın merkez ve güneyinde etkin hale gelmeye çalıştığı artık bir sır değil, İsrail yatırımları kıtanın her yerinde artıyor.
Bütün bunlarla beraber biz -Araplar olarak– sadece kıtada meydana gelen hadiselerle doğrudan ilgileniyoruz. Mısır güvenliğini ve Sudan gıda kapasitesini etkileyen Nil’in su zenginliği ile ilgiliyiz.
Batı Sudan'ı (Darfur), Libya'yı, Cezayir'i, Fas'ı ve Moritanya'yı Büyük Sahra kumlarının arkasından tehdit eden radikalizm, terörizm ve kaçak göçmen meseleleri ile ilgileniyoruz.
Doğudaki Somali, Cibuti ve Eritre'nin stratejik önemi ortada.
Afrika Boynuzu ile Arap Denizi ve Babu’l-Mendeb Boğazlarının güvenliği arasındaki ilişkiyi de unutmamalıyız.
Bazı şeyleri yerli yerine oturtmak için istatistiklerin dilini iyi okumalıyız.
Çoğunlukla BM uzman kurumlarının ve saygın istatistik kurumlarının raporları ve verdikleri istatistiki rakamlar dikkat çekicidir. Dünya nüfusunun büyüme tahminlerini vererek başlayalım.
Şu anda, dünya nüfusu yılda yaklaşık 83 milyon artmaktadır. Her ne kadar hesaplamalarda bir farklılık ve büyümede bir yavaşlama ihtimali olsa da 2070 yılına kadar en yüksek küresel nüfus artışını Afrika'nın kaydetmesi bekleniyor.
2015 ve 2050 arasında beklenen nüfus artışı 2,4 milyardır, sadece Afrika'nın bundan payı 1,3 milyar.
Yüzde hesaplarına göre, Afrika'nın dünya nüfusu içindeki payı 2015 yılında yüzde 16 iken, 2050'de yüzde 25'e, 2100'de ise yüzde 39'a çıkacak.
Rakamlar 2050'de dünyanın ilk 10 ülkesi içinde üç Afrika ülkesinin olacağını gösteriyor: Nijerya (411 milyon), Kongo Demokratik Cumhuriyeti (195.3 milyon) ve Etiyopya (188.5 milyon). Nüfus, diğer üç Afrika ülkesinde 100 milyon sınırını aşmış olacak.
Devletleri bir kenara koyalım ve şehirlerin büyümesine bakalım. Burada, 2025 yılına kadar, sırasıyla üç Afrika kenti - Kinşasa (Kongo), Lagos (Nijerya) ve Kahire (Mısır), dünyanın 11, 12 ve 13. sırasında yer alması bekleniyor. 2050'de Kinşasa 4, Lagos 6 ve Kahire de 11'inci sırada yer alacak.
Daha sonra 2075'te Kinşasa dünyada ilk sıraya (58.42 milyon kişi), Lagos üçüncü sıraya (57.2 milyon), Darüsselam (Tanzanya) sekizinci sıraya ve Kahire dokuzuncu sıraya sıçrayacak.
2100 yılında, Lagos 88 milyondan fazla kişi ile dünyanın en büyük şehri olacak ve ardından Kinşasa (83.53 milyon), üçüncü olarak ise Darüsselam (73.7 milyonun biraz altında) gelecek. Dikkat çekici olan, diğer iki kentin dünyadaki en büyük 10 şehrin içine girecek olmasıdır: Sudan’ın başkenti Hartum ve Nijer’in başkenti Niamey.
Tabii ki, bu tahminler ortaya konarken indüksiyon, izleme ve istatistikte en son bilimsel teknikler kullanılmasına rağmen, tahminler uzun vadede tutabileceği gibi tutmayabilir de.
Benim bu rakamları vermedeki hedefim, Afrika’ya dikkat çekmek.
Afrika sadece durumumuzdan etkilenen, durumundan etkilendiğimiz coğrafi "komşumuz" değil, bilakis orası uyuyan bir dev.
Napolyon Bonapart'ın Çin hakkındaki uyarısını hatırlayalım:
“Çin uyuyan bir devdir. Uyumasına izin verin çünkü uyanırlarsa Dünya’yı yerinden oynatacaktır!”
Evet. Afrika da uyuyan bir dev!
Demografik, iktisadi ve siyasi bir dev.
Ve bize de oldukça yakın!