Abdurrahman Şalkam
TT

Berlusconi, para ve güç mücadelesi

Eski İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi -'Şövalye'- tam da sahneden çekildi derken yeniden sahneye çıktı. Kariyeri ve aktiviteleri gibi çok yönlü bir kişiliği vardır.
Medya imparatorudur, zira çok sayıda televizyon kanalına sahiptir. Bu arada yıllarca Milan kulübünün sahipliğini yaptı, hala çeşitli alanlarda faaliyet gösteren birçok şirketi var.
İtalyan ekonomisine olan katkısından dolayı kendisine ‘Şövalye’/‘cavaliere’ ünvanı verildi.
Forza İtalia (Haydi İtalya) partisini kurdu, seçimlere girdi ve başbakan oldu, başta Komünistler olmak üzere sol partilere düşmanlığı ile biliniyor.
Berlusconi, yüzlerce yasal dava ile karşı karşıya kaldı, ancak İtalya'nın tamamında konuşulan ve insanları meşgul eden davalar, cinsel tacizle ile ilgili olanlarıydı. Berlusconi, ünlü Masonik kulüp 'Bunga Bunga' partilerine katılmakla tanındı, zira şövalyeler farklı milletlerden genç kadınlarla sabahlara kadar burada eğlenirler, dansçı oynatırlar. Bu gizlenen bir durum da değildir, zira milyarder işadamları, politikacılar, medya ve spor dünyasından insanlar buraya katılmaktan çekinmezler.
Ancak kulübü havaya uçuran bomba, gece kulüplerinin gözde isimlerinden olduğu söylenen Kerime el-Mahruk adlı Faslı bir kızdı.
İlişkiye girdiği bu Faslı kızcağız reşit değildi, dolayısıyla kıyamet koptu, zira İtalyan yasalarına göre bu bir suçtu.
Muhalif politikacılar bu durumu fırsata çevirmek için zaten hazırlardılar, seslerini yükseltmeye başladılar, bu meseleyi çatışma alanındaki patlayıcı bir maddeye, gece kulübünü de Milano'daki San Siro stadyumundan daha geniş bir siyasi arenaya dönüştürdüler.
Muhalif medya silahlarını kuşandı, yazılı, sesli ve görüntülü basın elindeki bütün mühimmatını bu meselede kullandı.
Medya imparatorluğuna sahip olmasına rağmen mahkeme koridorlarından bir türlü kurtulamadı, savaşı kaybetti ve bu yaşlı adam hapis cezasına çarptırıldı. Onu hapishane hücrelerine girmekten kurtaran sadece yaşlılığı oldu, sokakları temizlemek de dâhil olmak üzere kamu işlerinde çalışmakla yetinildi.
Güç ve para birden fazla virüs taşır, öldürmeyebilir, ancak her ikisini bozan sarsıntılara neden olabilir.
Güç ve parayı belki de en doğru şekilde Amerikalı politikacı Henry Kissinger açıklamıştır, zira gücü, cinsel şehveti körükleyen bir madde olarak nitelemişti. Buna bir de para, şöhret ve medya imparatorluğu eklenirse neler olur, siz karar verin.
Milyonlarca kişiyi sinema salonlarına çeken bir filme dönüşen "Dansöz ve Politikacı" romanını yazan Mısırlı büyük yazar İhsan Abdulkuddüs de bu konuya çok önceden değinmişti. İhsan Abdulkuddüs kalemi ve hayal gücü ile politikacıların kapalı odalarına girdi ve karanlık koridorlar harflerin ışıkları ile aydınlandı. Şehevi duygular, maharetli ikiyüzlülüğün ortaya çıkardığı belirsizlikle beraber, ahlaki harflerle yazılmış sloganların örtüsü altında harekete geçer. Birçok politikacı duygusal ilişkilerin ağına düştü, bazıları daha az bir zararla kurtulmuş da olabilir. Bu sahadaki en büyük hadise, cinsel taciz ile suçlanan ve kariyeri dar bir hapishane hücresinde sona eren eski İsrail cumhurbaşkanı Moşe Katsav’ın başına gelenler oldu. Bu alanın kahramanlarından biri de, Beyaz Saray'daki stajyer Monica Lewinsky ile özel bir ilişki kurmakla suçlanan eski ABD Başkanı Bill Clinton’dır. Neredeyse Beyaz Saray'dan çıkmasına neden olacaktı.
Gerçekten de bu konu Senato'da ele alındı ve nihayet yirmi yıl sonra Lewinsky’nin dili çözüldü ve bu ilişkinin tüm ayrıntılarını anlattı.
Skandallardan etkilenen liderlerin listesi oldukça uzundur. Dünyanın dört bir yanından liderler var. Eski ABD Başkanı John F. Kennedy, ABD ve uluslararası medyanın yoğun bir ilgisi altındaydı. Kennedy, aynı zamanda Hollywood'un dışında bir politika ve sinema yıldızıydı, Marilyn Monroe ile olan ilişkisi hakkında pek çok şey yazılıp çizildi, dedikodular dillendirildi. Marilyn Monroe’nun ölümü hala gizemini korumaktadır.
Eski Fransa cumhurbaşkanı François Hollande, aşk oyunu sahasına giren isimler arasındaydı, Fransız medyasını adeta ateşledi. Fransa’daki başkanlık yarışından hızla kopması, yaşadığı meşhur fırtınalı ilişkilere bağlanıyor.
Eski Güney Afrika Cumhurbaşkanı Jacob Zuma da bu lanete tutulanlar arasında. Eski IMF başkanı Dominique Strauss Kahn, New York'ta bir otel çalışanıyla yaşadığı kaçamak bir ilişki yüzünden finansal ve siyasi geleceğini mahvetti.
Silvio Berlusconi, halkı, yargı ve politikacıları meşgul ettiği gibi, mitolojinin zirvesine ulaşan romantik ilişkiler ağını en güzel gollerle havalandıran yıldız oldu. Fakat bugünlerde kendisini çok tehlikeli bir davayla karşı karşıya buldu; Fas asıllı model Imane Fadil'in Mart ayının başında, bir İtalyan hastanesinde, aylarca yaşadığı şiddetli mide enfeksiyonundan dolayı şüpheli ölümü.
İtalyan savcılığı meseleyi ciddiyetle takip ediyor. İmane'nin ölümünün kasıtlı bir zehirlenmeden kaynaklandığı söyleniyor.
İmane Fadil'in "bunga bunga" olarak anılan bu partiler hakkında bir kitap yazmakta olduğu ve bazı anıların bizzat Berlusconi ile ilgili olduğu, dolayısıyla ondan kurtulmak isteyebileceği konuşuluyor.
İmane meselesinde çok yönlü belirsizlikler var ve en önemlisi de kendisinden kurtulmak için ne tür bir zehrin kullanıldığıdır. İtalya’daki tıbbi ve adli çevrelerde konuşulanlara bakıldığında kullanılan zehrin, İngiltere’de suikast girişimine hedef olan eski Rus ajan Sergey Skripal için kullanılan zehir ile aynı olduğu iddiası var.
Bu zehir İtalya'da da yok, dolayısıyla suç uluslararası bir boyut kazanmış durumda. İmane Fadil'in ölümü meselesi gündeme gelir gelmez, Berlusconi’nin ismi davaya girmiş oldu. Eski başbakan ve siyasetçi olan Berlusconi böylece bir şekilde yeniden sahaya çıkmış oldu. Faslı kadını tanımadığını ve onunla hayatında hiç tanışmadığını açıkladı. Tüm bu hadiselerin, kendisini politik olarak bitirmeyi amaçlayan bir komplo olduğunu söyledi. Düşmanlarının yargıçlar ve komünistler olduğunu tekrar etmekten de yorulmadı.
Silvio Berlusconi, sevenlerini ve destekçilerini oluşturabilen, rakiplerini ise kendi platformuna çekebilen nadir özelliklere sahip bir şahsiyettir.
Libya’nın Trablus kentinin, dünyadaki en sevdiği yer olduğunu yineledi, neden? Gençliği ile ilgili bir hikâyesi var, zira sanatsal ve finansal pozisyonunun başlangıcı buraya dayanıyor. 1950’lerde İtalya’da kumar yasaklanmıştı, Libya’da ise o dönem serbestti. Bazı İtalyanlar, “la crociera” adı verilen deniz turları aracılığıyla Trablus'a kumar oynamak için seyahat ederlerdi. Genç Berlusconi bu yolculuk sırasında şarkılar söyler, biraz para kazanırdı, ama onun açısından en önemlisi İtalyan kızları ile tanışma imkânı bulurdu. Karşı cinsle bitmeyen yolculuğu bu şekilde başlamış oldu. Sınırları olmayan bir maceracı ile karşı karşıyayız. Hiç bitmeyen bir savaşa katılmış şövalye gibi… Refik el-Mütenebbi şiirinde sanki onu tasvir ediyor:
Doktor diyor ki bana; hastalığının nedeni fazla yiyip içmekten dolayıdır
Doktor zannediyor ki ben, hareketsizlikten ve yorulmamaktan hastalanan atlar gibiyim
Hâlbuki ben atıyla tozu dumana katan bir süvari gibiyim
Bir savaştan diğerine koşup duruyorum
Berlusconi kendisine verilen “şövalye” unvanının kurbanı mı oldu acaba? Şairimizin bahsettiği süvari gibi kendisini bir savaştan diğerine atıyor.
Son savaşına Faslı bir Arap sanatçıyı da karıştırmış oldu. Başlangıcı da zaten bir Arap kentiydi.
El-Mütenebbi elbette Berlusconiyi duymadı, ancak ilk ve son savaşında benzer nitelikler taşıyan bu maceracıyı tasvir ediyor olmasın.