Emir Tahiri
İranlı gazeteci-yazar
TT

​Afyonlanmış Mollaların hurafe hayalleri

Akıl, gerçeğin ağırlığı altında ezilirken hayal gücü, umutsuzluğa karşı sizin sığınağınız oluverir. Bu mesaj, yazar Thomas de Quincey’in ‘İngiliz Afyonu İlhamıyla Edilen İtiraflar’ adlı hatıratından bir alıntı.
Bağımlılık edebiyatında kalem oynatan ilk kişi Quincey olmuştu. Bu mesajın İran İslam Cumhuriyeti’nde yolunu ya da hedefini bulduğu ve hayali imparatorluğu inşa etme isteğinin şiddetli bir öfkeyi sonuç verdiği görülüyor. 
Bu ayın başlarında “Yüce Rehber” Ali Hamaney, ‘yeni evrensel İslam medeniyetini’ kurma çağrılarının yapıldığı bir açıklama yayınladı. Bu yeni medeniyet, eski İslam medeniyetinin yerini alacak zira eskisi, dünya ile mücadele edip ‘Kayıp İmam’ın geri dönüşü için gerekli koşulları hazırlamaya elverişli değil.
Geçtiğimiz hafta İran Devrim Muhafızları Komutanı General Muhammed Ali Aziz Caferi, Irak ve Suriye’de emri altında 200 binden fazla askeri bulunduğunu ve miladi yedinci asırdan bu yana İran’ın ilk kez Şam bölgesinde böylesine kalabalık bir askerî varlığa sahip olduğunu iddia etti.
Bundan sadece bir gün sonra Devrim Muhafızlarının güdümündeki basın yayın organları, İran’ın Umman Körfezi’ndeki Şahbahar limanını Suriye’nin Akdeniz’deki Lazkiye limanına bağlayan bir otoyol üzerinden Hint Okyanusu’nu Akdeniz’e bağlamaya dönük büyük projenin haberini verdi.
İran basını, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in tıpkı daha önce Tarsus limanını Rus yönetimine bıraktığı gibi şimdi de Lazkiye limanı üzerindeki hâkimiyetinden İran yönetimi için taviz vermeyi onayladığını öne sürdü.
Tahran’daki resmi haberler ne Irak ne de Suriye’de ‘milli egemenlik sahibi hükümet’ diye bir şeyin olduğuna, her iki ülkenin de tamamen İran’ın egemenliğine boyun eğdiğine işaret etti.
Buyurun size Devrim Muhafızları yandaşı ‘Raca’ internet sitesinde yayımlanan bir haber: “İran yönetimi Irak’ı İran’ın bölgedeki güvenlik ve siyasi etkinliğini sürdürmesini sağlayan bir ekonomik destek birimi olarak görüyor”. 
Sitenin başyazısında da İran’ın Irak’ta oldukça önemli şu beş otoyol üzerinde fiili olarak egemen olduğu iddia ediliyor: Basra’ya giden Şelamce karayolu, Meysan’a giden Şeyb karayolu, Bedra’ya giden Mehran karayolu, Diyala’ya giden Zerbatiya karayolu ve son olarak Irak Kürdistanı’ndaki tüm karayolları.
Böyle bir iddia ne Irak’taki hükümetin ne de Irak Kürdistanı’ndaki yetkililerin bu meselede dikkate değer bir görüşünün olduğu varsayımına yol açıyor.
Buna karşılık Devrim Muhafızları, Hindistan’ın İran’ın Şahbahar limanını 25 yıllığına kiralamasına bakarak Hindistan’ın da söz konusu bu plana dahil olduğunu ileri sürüyor.
Üstelik basının iddiasına göre Moskova’nın Tahran’ın desteği olmaksızın Ortadoğu’da gerçek bir dayanak sağlayamayacağını idrak etmesine bakacak olursak Rusya da İran’ın bu büyük planını destekliyor. Evet! Bunu iddia edebildiler!
Afyon etkisiyle görülen hayaller bununla sınırlı kalmıyor.
Daha fazlası var. Bakınız;
İran’ın Şahbahar limanını Akdeniz’e bağlayan 3 bin km uzunluğundaki otoyol, 800 km’lik başka bir yol ile Afganistan’ın İran sınırlarına yakın şehri Zerenc’e uzanacak. Daha sonra da 600 km’lik başka bir otoyol üzerinden Orta Asya’ya, oradan da Çin’e uzanacak.
Böylelikle İran, yeni İpek Yolu’nun merkezindeki yerini alacak ve Çin’in şimdiye kadar bir trilyon dolardan fazla bir yatırımla inşa ettiği yol ile rekabet edebilecek.
Birkaç sene zarfında, afyonun etkisi henüz devam ediyor tabi, dünyada dört büyük güç olacakmış: Rusya, Çin, ABD ve İran İslam Cumhuriyeti!
Ardından İran, ‘yeni evrensel İslam medeniyeti’ şeklindeki büyük projesinin ikinci aşamasını başlatacak.
Başlangıç fişeği İsrail’i, sonraki de ABD’yi yıkacakmış!
Devrim Muhafızlarının önde gelen düşünürü ve İran basınınca İslam’ın Kissinger’i Dr. Hasan Abbasi’ye göre "tartışılacak tek konu, Washington’daki Beyaz Saray basit bir camiye mi çevrilsin yoksa sadece Şii bir Hüseyniye mi olsun" olacakmış!
Abbasi, İran’daki kitlelere yaptığı konuşmalarından birinde şöyle diyordu: “Şu an İslam bayrağının Beyaz Saray’ın semalarında salındığını ve vaizimizin toplanan kalabalıkları şehit İmamımız Hüseyin için gözyaşı dökmeye davet ettiğini görüyorum!”
Afyon etkisiyle görülen hayaller yayılıp gittikçe alanını genişletiyor ve İran’daki devletin her bir köşesinde duraklayan sefil hayal kırıklığının arkasında kendini gösteriyor.
İran'dan gelen son haberlere göre kamu sektöründekiler de dahil olmak yaklaşık 1.9 milyon işçi, 1.5 yıldan fazla bir zamandır maaşlarını alamıyor.
Yüz suyunu korumak adına İran Hükümeti, Nevruz (İran’da yeni yıl başlangıcı) münasebetiyle ülkede asgari ücreti %20 oranında artırmaya karar verdi.
Vatandaşların maaşlarını zamanında aldıklarını varsayarsak bu oran, sıradan İran vatandaşının korkunç enflasyon ve yerel para biriminin en düşük seviyelere gerilemesi sebebiyle yitirdiği alım gücünün yalnızca yarısını karşılayacak.
Bu arada İran İslam Cumhuriyeti, son zamanlarda yeni bir çevre felâketinin eşiğinde. Nitekim ülke genelinde 300’ü aşkın göl ve en az 60 nehir kurudu. İran Ziraat Bakanlığı’na göre İran, çölleşmeden ötürü 80’lerden bu yana tarıma elverişli dört milyon hektar kaybetti.
Kitlesel komisyonculuk, yüksek enflasyon ve yaygın yolsuzluk neticesinde İran, Venezuela’yı uçuruma düşüren kaygan zeminin üzerine sürüklendi.
Şurası çok açık ki Devrim Muhafızları’nın ortaya sürdüğü epey duygusal bu senaryo aslında başkan ve bakan rolünü üstlenen ve İslam Cumhuriyeti’ni halen ulusal ve meşru çıkarları gerçekleştirmeye çabalayan sıradan bir ulus devlet olarak göstermeye çalışan odakları yok etmeyi hedefliyor.
General Caferi, hayli derinlikli olan(!) şu düşüncesini bu yolla ortaya koyuyor:
“Savaş zamanlarını (1980-88 Irak-İran Savaşı) saymazsak köklü ilkelere dayalı sağlam bir İslam düşüncesine sahip gerçek Müslümanlar, hiçbir zaman ülkede yürütme gücüne sahip olamamışlardır. Bizim esas sorunumuz, özgün Devrim ve Cihad ideolojisinin hayatımızda yankı bulmamasıdır. İslam Cumhuriyeti’nde iktidarı ele alan her hükümet, ulusal kalkınma stratejilerine Batı tarzını dahil etmeye çabaladı ve insanları ‘diğer seçenekleri ele almaya’ çağırdı.”
Kısaca General Caferi demek istiyor ki İslam Cumhuriyeti ile geçen kırk sene boyunca İran’da olan her şey salt İslami değildi.
Belki bu çerçevede özel bir bakış açısına sahiptir.
Peki niçin ‘Cumhurbaşkanı’, ‘Bakan’ ve ‘Milletvekili’ rolünü oynayanları yani ofislerinde oturup iktidar hakkına sahip olmayan kimseleri kovup da ülkedeki gerçek yetki sahiplerine alan açmıyorsunuz?
Öyle değil mi ama! Her biri başka yöne çevrilmiş iki başa sahip bir kuş, hiçbir yere uçamaz...
Velhasılı İran’daki mevcut rejim, çıkmaz yola girdi.
Ülkenin yöneticileri ve liderleri, Thomas de Quincey’in afyonun sahte dünyalarındaki yolculuğunda ilham almasına benzer bir duygusal hayal dünyasında yaşamaya sürükleniyor.