Süleyman Cevdet
Mısırlıaraştırmacı yazar
TT

​Form olarak kaybolan ama içerik olarak devam eden DEAŞ

ABD ve SDG tarafından DEAŞ’ın yenildiğine yönelik yapılan açıklamaların ardından bölgede ve dışında birçok kişi az da olsa rahatlamış ve derin bir nefes almış olabilir. Ancak sorun, bu yenilginin aynı zamanda sanki yanıtını arayan şaşkın sorular gibi görünen büyük soru işaretleri de yaratmış olmasıdır.
Suriye’nin doğusundaki Arap hem de Kürt savaşçıları kapsayan ve açık bir şekilde ABD tarafından desteklenen SDG’nin yıllardır dünyayı şaşırtan ve korkutan örgütün “coğrafi” varlığının sona erdiğini açıklaması gerçekten de oldukça dikkat çekici.
İşte bu noktada örgütün coğrafi varlığının ötesindeki soru gündeme geliyor. Bu doğal soru, bir cevap, ya da sağlam bir şekilde üzerinde durabileceği ayaklar bulunmadan öylece havada asılı duruyor. SDG’nin DEAŞ’ın coğrafi olarak sona erdiği açıklaması, açık bir şekilde bu güçlerin kontrol ettiği belirli bir mekanda artık var olmadığı anlamına geliyor. Coğrafi olmayan varlığı, yani kaçan örgüt üyeleri, inandıkları ve benimsedikleri şiddet, terör ve yakıp yıkmakta temel aldıkları uçtaki düşünceleri ise bizlere DAEŞ’ı hezimete uğrattığı müjdesini veren ve ABD tarafından desteklenen bu güçleri ilgilendirmeyen farklı bir mesele gibi görünüyor.
DEAŞ’lı herhangi bir unsurun zihninde muhafaza ettiği düşünce ve ideolojisi ile kaçması silahıyla kaçmasından kat be kat daha tehlikelidir. Zira yolu üzerinde karşısına çıkan ilk askeri barikatta silahı kendisinden alınabilir ancak aynı durum düşünceleri için geçerli değildir. Sadece bedeni ve elinde taşıdığı silah ile değil aklının içeriği, kafasının ve beyninin içinde biriktirdiği, sakladığı düşünceler ile ilgilenen bir kapıdan geçmediği sürece bin tane askeri barikattan geçse de ele geçirilemezler.
Demek oluyor ki örgütün coğrafi olmayan varlığının sona erip ermediği ile ilgili sorunun bir yanıtı bulunmuyor. Bu sorunun görmezden gelinmesi ya da yanıtının bulunmasına önem verilmemesi; her ne kadar SDG dünyaya örgütün varlığını coğrafi olarak sona erdirdiğine yönelik açıklamasında yeterince açık olsa da örgütün sona erdiği düşüncesinin açık bir öz eleştiriye ihtiyacı olduğu anlamına geliyor.
İlk adı “Irak ve Şam İslam Devleti” olan ve Irak’ın batısı ile Suriye’nin doğusunda hilafet devletini ilan eden örgütün coğrafi varlığının belirli ve bilinir bir başlık taşıdığı, hukukçuların tabiri ile seçilmiş bir mekanda ortaya çıkmış olduğu açıktır. Dolayısıyla ona ulaşmak mümkündü. Aynı şekilde mekansal olarak varlığını sona erdirmek ne kadar uzun vakit alsa ve yıllar sürse de bu bir zaman meselesiydi. Olan da zaten budur.
Örgütün ideolojik varlığı mekan dışıdır. Düşünce aşamasından çıkarak eylem ve davranış aşamasına geçmeye karar vermediği sürece onun varlığı fark etmeden ya da kendisi ile karşılaşmadan sokakta, pazarda, şehirde, mahallede hatta toplu taşıma araçlarında bize çok yakın bir şekilde sürebilir.
Yanıtlanması gereken bir diğer soru da şudur: Geçmiş haftalar boyunca sürekli kendilerinden bahsedilen, Washington tarafından desteklenen güçlere ait Suriye’nin doğusundaki kamplarda tutulan ve vatandaşları oldukları ülkelerin kendilerini teslim almalarını bekledikleri söylenen kadın, erkek ve çocuk DAEŞ unsurları ne olacak?
Sayıları 1500 çocuk, 800 erkek ve 700 kadına ulaştı. Hollanda dışında vatandaşı oldukları ülkelerin tamamının kendilerini teslim almayı reddetti. Her ne kadar hangi ülkeye ve ne yöne gitmelerine izin verileceğini açıklamasa da Trump’ın kendilerini serbest bırakacağını duyurmasına rağmen bu kişiler ile ilgili tartışmalar birden kesiliverdi.
Şu anda tam olarak neredeler ve Avrupa devletlerinden her birinin kendi vatandaşlarını teslim almayı kabul etmesi halinde –ki bildiğimiz gibi hepsi de Avrupalı- bu kişilerin kaderleri ne olacak? Şu anda tutuklu bulundukları kamplarda silahsız oldukları düşünülüyorsa akıllarında muhafaza ettikleri, derinliklerinde sakladıkları düşünceleri, dünyaya yönelik taşıdıkları ve vazgeçtiklerini açıklamadıkları kanaatleri ne olacak? Bilhassa benimsemiş oldukları görüşün bu dünyaya uygun olmadığını yaşamış olduğu deneyimin kanıtladığını cesaretle itiraf etmeye aralarından hiçbirinin gönüllü olmadığı göz önüne alınırsa.
Üçüncü soru ise şudur: Örgütün lideri ve birinci adamı Ebu Bekir El-Bağdadi nerede saklanıyor?
2014 yılının başlarında DEAŞ’ın  sözde hilafet devletini ilan ettiği dönemde Musul'daki El Nuri El-Kebir Camii’nde açıkça insanlara namaz kıldırdığı ve hepimizin halen hatırladığı o tek sahne dışında kendisi hiç görülmedi. Bu sahnenin ardından ortadan kayboldu ve hiçbir şekilde görünmedi. Bu nedenle gözlerden kaybolmasının ardından sadece izi, gölgesi ve hayali görülen ancak hiç kimsenin tutamadığı, göremediği ve dokunamadığı bir “hayalet” olarak ünlenmesi doğaldı. Acaba şu anda nerede bulunuyor ve örgütünün çöküşünü, savaşçılarının kaçışını ve devletinin yıkılışını izlerken ne düşünüyor?
Bağdadi’nin Uluslararası Koalisyon’un örgütün mevzilerine düzenlediği hava saldırılarında yaralandığı ve aldığı yaralar ile öldüğüne yönelik birçok haber yapıldı. Ama çok geçmeden bu haberlerin doğru olmadığı, kendisinin halen hayatta olduğu, örgütünün Suriye’nin Rakka şehrindeki mevzileri arasında ve Rakka’yı her yönden çevreleyen bölgelerde dolaştığı ortaya çıktı. Gelen son haberler ise ABD’nin başına koyduğu 25 milyon dolarlık ödül nedeniyle kendisini görenlerin yerini bildirmesinden korkarak şu anda Badiya El-Şam bölgesinde bulunan mağaralardan birinde, aralarında kardeşinin de bulunduğu parmakla sayılabilecek kadar az kişi ile birlikte saklandığı yönünde.
Bağdadi’nin bilinmeyen bir yerde saklanıyor ve örgüt üyelerinin de yine bilmediğimiz yerlere kaçmış olması şu ihtimali de beraberinde getiriyor. DEAŞ, 5 yıl önce Irak ve Şam’da aniden ortaya çıkarak bütün dünyaya yayılmış ve gündemi meşgul etmişti. Bu, herhangi bir zamanda ve mekanda yeniden ortaya çıkma ihtimalinin yüksek olduğu anlamına geliyor.
Coğrafi varlık, kadın, erkek ve çocuk DEAŞ unsurları ve lideri ile ilgili bu üç soru kendisini besleyen düşüncenin kökü kazılmadıkça örgütün sona erdiğinden bahsetmenin dünyanın kapılmış olduğu bir özlem ve beklentiden ibaret olduğunu gösteriyor. Yine bu sorulara göre DEAŞ devletinin yıkılışından bahsetmek, form olarak kaybolan ama içeriğinin varlığını sürdürdüğü bir şeyden bahsetmek gibidir.
ABD’nin kazandığı bu inanılmaz başarıdan dolayı SDG güçlerini tebrik etmesine, İngiltere Başbakanı Theresa May’in bundan tarihi bir dönüm noktası olarak bahsetmesine, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in bunu büyük bir başarı olarak yorumlamasına söz konusu sorular çerçevesinden bakıldığında az da olsa yavaşlamaya ve daha akılcı düşünmeye ihtiyacımız olduğu ortaya çıkıyor.