Osman Mirgani
Şarku'l Avsat'ın eski editörü
TT

​İslamofobi’yi tanımlama savaşı

“Bütün Müslümanların devlet memurluklarından kovulmasını istiyorum”. “İngiltere’deki bütün camilerden kurtulmak istiyorum”. “Müslümanlar taş devrine aitler”. “İngiltere’de birçok kültür bulunmakta ancak sadece bir tanesi sorun çıkarmaktadır”. “Hepsini toplayıp asıl ülkelerine göndermek lazım”. “Müslüman kadınlar çirkin oldukları için burka ve peçe giyiyorlar”. “Muhafazakar Parti liderliği için Sajid Javid’e (İngiltere’nin Müslüman İçişleri Bakanı) hiçbir şekilde oy vermeyeceğim çünkü bu, İslam’ın bu ülkeyi yönetmesi için oy vermekle aynı şeydir”. “Biz şimdi müslümanları memnun etmek için geriye gidiyoruz”.
Bunlar, İngiltere’de iktidar partisi Muhafazakar Parti’nin bir grup üyesinin ve destekçisinin sosyal medya hesaplarında yer alan yorumlardan bazılarıdır. Bu yorumlara İngiltere’deki bütün camileri gösteren bir harita, aralarında “Bu bir İslam ülkesi değil”, “İstila hareketine izin vermeyeceğiz” gibi ifadelerin yer aldığı düşmanca tepkiler de eşlik etmektedir. 20 bin üyesi olan bu grubun üyelerinden biri de Başbakan Theresa May’in “İslami teröre” karşı çok müsamahakar olduğundan şikayet etmekte ve May’in:”İngiltere İslam’dan çok yararlandı” yönündeki açıklamasına yer vererek şunu eklemektedir:”Bunu, İslami terör saldırıları nedeniyle İngiltere caddelerinde hayatlarını kaybeden 100’den fazla masum kişinin ailelerine anlat”.
Muhafazakar Parti ise baskılar sonucu, İslamofobi suçlamasıyla sorgulanmaları için bu yorumlara katılan 40 kişinin üyeliğini dondursa da birkaç gün önce sessizce üyeliklerini dondurma kararını kaldırarak partiye dönmelerine izin vermiştir.
Muhafazakar Parti’nin önceki eş başkanı Baroness Sayeeda Warsi gibi bazı liderler; bu olay ve benzerlerinin iktidar partisi içerisinde İslamofobi ve Müslümanlara karşı “kurumsal ırkçılığın” ne kadar yayılmış olduğunu gösterdiğini söylüyorlar. Popülist ve ulusalcı kesimlerin oyuna sahip olmak için aşırı sağa artan bir şekilde yönelmesi nedeniyle parti içinde İslam düşmanlığının arttığı uyarısında bulunarak parti liderlerini “kendi kendine çözümlenmesi umuduyla bu olguyu görmezden gelmekle” suçluyorlar.
Britanya Müslüman Konseyi; bu yorumların “Muhafazakar Parti içerisinde bütün düzeylerde var olan İslam korkusunun şaşırtıcı boyutunu gösterdiğini” belirtti. Konsey ayrıca parti içerisinde Müslümanları kötüleyen düşmanca ifadelerin bağımsız bir şekilde soruşturulması talebini de yineledi. Baroness Sayeeda Warsi de bunu defalarca dile getirmiş ama hiçbir sonuca ulaşamamıştı.
Bazıları da bu olayın, Muhafazakar Parti’nin İngiltere’deki diğer siyasi partileri takip edip bütün siyasi partileri kapsayan bir İngiliz Parlamento Komitesi’nin kabul etmiş olduğu İslamofobi tanımını benimsemeye acil bir şekilde ihtiyacı olduğunu belirttiler. İşçi, Özgür Demokratlar, İskoç Ulusal ve Galler partileri 6 ay süren tartışmaların ardından İngiltere parlamentosunun 50 üyesinden oluşan Parlamento Komitesi’nin onayladığı tanımı benimserken Muhafazakar Parti aralık ayından bu yana maruz kaldığı baskılara rağmen yeni tanımı benimsemeyi reddetmektedir. Öyle ki bazı üyelerinin son düşmanca yorumlarının ardından bile parti hala yeni tanımı benimemeyi reddetme tutumunda ısrar etmektedir.
Parlamento Komitesi’nin önerdiği İslamofobinin yeni tanımına göre kendisi:”Irkçılıkta kökleşmiş bir olgudur ve İslami olan yada İslami kabul edilen her şeyi hedef alan bir tür ırkçılık”tır. Bu yeni tanımı belirlemenin amacı ise gelişmekte olan İslamofobi olgusu ile mücadeleye yardım etmektir.
Britanya Müslüman Konseyi; Muhafazakar Parti’nin kendisine yöneltilen taleplere rağmen bu yeni tanımı benimsememesinden duyduğu büyük rahatsızlığı dile getirerek açıklamasında şu ifadelere yer verdi:”Bu tanıma karşı olanlar arasında birçok fanatik kişi bulunmaktadır. Bu kişiler kasıtlı olarak bu tanımı bozmaya ve karalamaya çalışmaktadırlar. Bunlar yanında diğer azınlıklar için geliştirilmemiş olan bu tanım için bir kriter belirlemek isteyenler ile bu tanımın ifade ve düşünce özgürlüğünü engellemek için kullanılması gibi iyi niyetli korkulara sahip olanlar da bulunmaktadır”.
Aynı şekilde “Nefret Söylemine Hayır” Hareketi de Muhafazakar Parti’nin tutumunu eleştirerek destekçileri arasında İslamofobiyi kökünden kazımak için açık politikalar benimsememek ve katı önlemler almamakla suçladı. Hareket, parti liderlerine hitap ederek belirli olay ve hadiselere, parti içi unsurların davranış ve açıklamalarına yönelik şikayetlere işaret etti. Burka ve peçe giyen Müslüman kadınlara saldıran ve onları “banka soyguncuları” ve “posta kutuları”na benzeten bir yazı yazdığında eski Dışişleri Bakanı ve Muhafazakar Parti’nin lideri olmak isteyen Boris Johnson’un başlattığı tartışmayı hatırlatarak bu durumun bazen parti liderlerini de kapsadığına işaret ett.
Bu yazı Johnson’un müslümanlarla alay eden ya da onlar hakkındaki klişe tanımların propagandasını yapan ifadelere yer vererek tartışma başlattığı tek yazısı değildi. Bir başka yazısında Theresa May’in politikalarını eleştirerek onları Muhafazakar Parti’nin belindeki “patlayıcı kemer” olarak nitelemişti. Aşırı sağcıları memnun etmeye ve müslümanlar hakkındaki klişeleri ve İslamofobiyi beslediğine yönelik kendisine yöneltilen eleştirilere rağmen Johnson, özür dilemeyi reddetti.
Johnson’un tutumu münferit değildir çünkü Muhafazakar Parti’nin kendisi de yeni İslamofobi tanımını kabul etmeyi reddettiği için kendisine yöneltilen suçlama ve eleştiirleri reddetmektedir. Bu yeni tanımın benimsenmesinin fanatiklik ve bölünmeye karşı mücadele çabalarını güçlendirmeyi amaçladığını çok iyi bildiğini ancak “amaçlandığı gibi etkilerinin olumlu olacağını garantilemek için bu yaklaşımın dikkatlice düşünülmesi” gerektiğini açıklayarak tutumunu savunmaktadır. Partinin antisemitizm tanımını benimsemekte gösterdiği gayretli tutum, özellikle de medyadan gelen eleştirilerin baskısı altında kabul etmeden önce başlangıçta bazı çekincelerini dile getirdiğinde İşçi Partisi’ne yönelik topyekun saldırısı ile karşılaştırıldığında doğrusu partinin bu tutumu garip kaçmaktadır.
İslamofobi ile ilgili tek bir tanımı benimsemenin; özellikle de bu tanımın sınırlarının geniş tutulduğu göz önüne alındığında Batı’da yayılmakta olan, uçurumu ve yanlış anlaşılmaları derinleştirmekte olan sorunu çözmeyeceğini söylemeye gerek bile yoktur. Buna ek olarak; bazıları İslamofobi ifadesinin kendisinin dakik olmadığını hatta yanıltıcı olduğunu düşünmektedirler. Zira İslamofobi İslam’dan korkmak anlamına gelmekte ve içerisinde İslam’dan korkulmasını gerektiren bir şey olduğu düşüncesini taşımaktadır. Bu bağlamdan yola çıkıldığında yaşananları en iyi ve dakik şekilde tanımlayacak ifade nefret ya da aralarında İngiltere’nin de bulunduğu birçok Batılı ülke ve hükümet tarafından benimsenen etkili bir tanıma sahip olan antisemitizm gibi “anti-İslam”dır.
Anti-İslam kesinlikle ırkçılığın bir türüdür ve ırkçılıkla mücadele yasası gereğince yasal olarak, din ve ırk ya da etnik ve cinsiyet kaynaklı düşmanlığı ve nefreti körükleyen her şeye karşı benimsenen değerlere göre de etik açıdan kendisi ile mücadele edilmelidir. Yeni Zelanda’daki bir camide Cuma namazını kılan Müslümanları hedef alan ve bütün dünyanın kınadığı terörist saldırı; Müslümanlara yönelik kışkırtmaların ne ile sonuçlanacağına ve gittikçe daha tehlikeli hale gelen bu olgu ile mücadelede ciddi bir şekilde hareket etmenin önemine dair bir başka kanıttır.