Abdulmunim Said
Kahire’de Mısır Gazeteciler İdaresi Meclisi Başkanı ve Kahire Bölgesel Strateji Çalışma Merkezi Yönetim Müdürü
TT

İmkânsız bakış açısına dönüştüğü zaman!

İmkânsız, mantıksal ve insani hesaplamalara göre yapılması mümkün olmayan şeydir, bu, maliyet ve getiri arasında olabileceği gibi, tüm seçeneklerin mümkün olmadığı durumlarda da olabilir.
İmkânsız bazen de bilimsel gerçeklik ve eşyanın tabiatına tamamen aykırı bir durum ortaya çıktığında olur.
Ancak imkânsız, başka bir hesaplama türünün sonucu olarak mümkün olduğunda veya bilimin daha önce hiç bulunmayan fırsatlar ve seçenekler sunduğunda ya da tutkunun, kararlılığın ve sabrın düşünce planında imkânsız gibi görünen hedefleri gerçekleştirdiğinde bakış açısı haline gelir.
Diğer bir ifadeyle çılgınca şeyler gerçekleştirildiğinde bakış açısına dönüşmüş olur. Bu makalenin başlığı, Şeyh Muhammed bin Raşid Al-i Maktum'un "Benim Hikâyem: 50 Yılda 50 Hikâye" adlı kitabından esinlenerek konmuştur.
Dubai Emirliği'nin serüvenini ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin inşa edilmesindeki rolünü özetleyen bir kitaptır. Çorak bir çölün ortasında yaratılan, kendine has bir silueti olan, yarım yüzyılda bir dünya şehrine haline gelen medeniyet abidesi bir “şehir”den bahsediyoruz. Toplumların yıkıldığı, devletlerin başarısız olduğu, toprakların egemenliğinin çeşitli yabancı istila biçimleri ile ihlal edildiği birçok Arap trajedisinin ortasında bu başarı hikâyesi nadir ve olağanüstü görünüyor.
Konuyu ele alma nedenimiz, Arap Medya Forumu'nun 18. Oturumunun Dubai’de gerçekleştirilmesiydi. İlk toplantısına da iştirak etmiştim. On sekiz yıl sonra, imkânsız ve mümkün denklemi daha net bir şekilde görünüyor. Arap gazetecilerin ve önde gelen yazarların iki gün boyunca mesleğe ve geleceğe ilişkin konulara odaklanmak için buluşmaları alışılageldik bir hadise değildir. Organizasyon uzun oturumlar şeklinde değil, özet ve kısa mesajların verildiği oturumlar şeklinde öngörüldü. Katılımcı sadece vermek istediği mesaja odaklandı. Forumun oturumları yarım saati geçmedi ve çoğunlukla yirmi dakika oldu, uzun uzadıya analizler, yorumlar yapılmadığı gibi hikâyeler de anlatılmadı. Ancak, bu gelişme aşamasında küresel medyanın karşılaştığı en önemli sorunlarla nasıl mücadele edileceği ele alındı. Forum Arap medyasına odaklıydı.
Dubai'de ya da Birleşik Arap Emirlikleri'nde, hatta Körfez'de gazetecilik ve medya ile ilgili değildi. Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri gibi bir sınırlamaya da gidilmedi. Körfezden okyanusa kadar Arap medyası ele alındı. Her ne kadar forum, şu anda dünyada yaygın olan ve ABD’de her gün farklı bir hikâyesini gördüğümüz siyasi otorite ile medya arasındaki gerginliği derinliğine analiz etmese de tamamen de görmezden gelmedi.
Arap ülkelerinde iktidar ve basın arasındaki ilişkilerde gerginliğin yaşandığı, baskının ayyuka çıktığı bir dönemde zaten ele alınması gereken bir konuydu. Dolayısıyla İmad Edib’in moderatörlüğünde “gazetecilik ve politika” başlıklı özel bir oturum yapıldı. Oturuma Şarku’l Avsat’ın eski genel yayın yönetmeni Abdurrahman Raşid, Trump’ın Ortadoğu danışmanı Velid Faris, Mısır Gazeteciler İdaresi Meclisi Başkanı -bendeniz- Abdulmunim Said katıldı.
Ancak bu forumun ana teması değildi. “Arap Medyası: Bugünden Geleceğe” teması altında düzenlenen forumda basın dünyasındaki yeni trendler ele alındı. Sosyal ağlar tarafından temsil edilen bir tür "yeni medya" da diyebiliriz. Facebook, Twitter, Instagram, YouTube ve diğer araç ve platformlardan meydana geliyor.
Binlerce veya yüz binlerce okuyucu, izleyici ve dinleyici kitleden ziyade tartışma, diyalog, tartışma ve yorumda bulunan "katılımcılar" ve "takipçiler" den bahsediyoruz artık. Sınırlı sayıda karakterle başlayan birçok komik ve garip resimlerle biten bir dünya… Kelime sayısı, harf, "piksel" gibi ölçülebilen boyutlarda yorumlar var. "beğenme ve 'beğenmeme' (dislike)" şeklinde devam eden bir süreç söz konusu.
Bu sınırsız medya pazarında dört duvar, sayfalar, editoryal düzenlemeler yok. Dolayısıyla “editoryal politika”dan hoşlanmayanları kontrol altına almak, baskı yapmak ve hapsetmek de söz konusu değil. Düşük maliyetle, 24 saat boyunca büyük kitlelere ulaşma fırsatı veriliyor. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, "yeni medyanın" tehdidi sadece yaygın hale gelmekle sınırlı kalmadı, aynı zamanda fenomenler de üretmeye başladı. Eski medya yıldızları için, yukarıda bahsedilen araçlarda olduğu gibi katılımcı, izleyici, okuyucu ve dinleyici sayısının milyonları aşması baş ağrısı olmuştur.
Bu rakamları da zaten şimdilerde sadece meşhur sanatçılar elde edebiliyor. Sözgelimi Sanatçı Muhammed Münir, Nensi Acram’ın seslendirdiği Haretü’s-Sakiin/Sakilerin mahallesi adlı şarkının “Youtube” global günlük video izleyici sayısı 63 milyona ulaştı. Medya mensupları ve gazeteciler yeni fenomenlere kıyasla oldukça zavallı bir konumdalar! Forumdaki bazı katılımcılar, en azından bir sonraki forumda kendileri de bazı ödüllerin verilmesini istediler!
Yeni medya ile beraber gelen "tehlike" veya "fırsat" hakkındaki bir tartışmaya katılmam iki noktaya dayanıyordu: İlk olarak, yeni olan her şeye öcü nazarıyla bakmaktan vazgeçmeliyiz. Bilginin kitaplara dayalı olduğu bir dünyada da aynı korku hâkimdi. Basındaki muazzam teknolojik ve bilişsel gelişmelere kadar asırlarca böyle bir endişe yaşanmaya devam etti.
Radyo ve televizyonun ortaya çıkmasıyla da benzer bir endişe yaşandı, ancak neticede hem yerel hem de bölgesel olan bu varlıklar uyduya dayalı “küresel” bir varlığa dönüştü. Gelişim, sadece yeni katılımcılara değil eski katılımcılara da yeni bakış açıları kazandırıyor. İkincisi, yeni medya esasında kesinlikle medya değildir.
Arap Baharı, Fransa'daki sarı yelek hareketi, ABD'deki Wall Street gösterilerinde olduğu gibi bazı duygu ve hissiyatı harekete geçiren sosyal ağ platformları da denilebilir.
Medya ve medya mensupları yeni zorluğun adresi değiller. Bu zorluğun adresinin, duygu ve hissiyatları sürekli gelişen sanatçılar olması daha muhtemeldir.
Medya ve basına gelince, zamanlama ne olursa olsun, her ikisinin temel işlevi “düşünme” ve “ilim”dir. Her iki kavram da "hakikat" yolunda temel istasyonlardır.
Bu karmaşık sorunları çözme girişimi, Dubai ve BAE'nin hikâyesidir. "Benim Hikâyem" kitabının hemen baş tarafında Mars'a gönderilmesi planlanan "Uzay Sondası”ndan bahsediliyor. Bu proje Emirliği gelişmiş ülkeler arasına sokacak bir adımdır.
Bu girişimin başarısı, 2021'de sondanın Kızıl Gezegene gönderilmesi ile taçlanacak, zira BAE'nin ellinci kuruluş yıldönümüne veya altın Jübile'sine denk geliyor.
Verilmek istenen temel mesaj, gelişmiş ülkelerin ortaya attığı zor sorularla yüzleşmeden ilerleme sağlanamaz.
Bu yüzleşme korku ya da endişeye kapılarak değil, cesaret, kararlılık göstererek olabilir. Bu işler, hak ettiği ciddiyetle ele alınmalıdır.
Neyse ki, Dubai'nin bu gelecek vaat eden dalgasının diğer Arap ülkelerinde yansımaları olacaktır.
Ayrıca reform ve kalkınma vizyonunu yansıtan kendi inisiyatifleri var ki, bu da başka bir hikâye olabilir.