Vahdettin İnce
Yazar
TT

Kürtlerin seçimi

31 Mart seçimlerinin öncesinde ve sonrasında, özellikle Kürt bölgesi ve büyük şehirler bazında ortaya çıkan sonuçlardan sonra en fazla Kürtlerin sergiledikleri tavırdan söz edilmesi son derece normaldir. Çünkü Kürtler bigâne kalınmayacak şekilde seçimlerin sonuçlarına etki ettiler. Bunun böyle olacağı seçimden önce de belliydi. Liderlerin dilinden “Kürt kökenliler”, “Kürt kardeşlerim”, “Kürtçe konuşan vatandaşlar” az da olsa “Kürtler” gibi ifadeler eksik olmuyordu. Seçimlerden sonra da iktidarı ve muhalefetiyle liderler Kürtlere teşekkür etmek için adeta birbirleriyle yarıştılar.
Peki Kürtler ne yaptı?
Seçim sonuçları bağlamında iki farklı Kürt tavrından söz etmek mümkün. Çünkü artık Kürtler açısından iki ayrı sosyolojiden söz edebiliriz ve bu iki sosyolojinin aynı olgu ile irtibatlı olmak üzere iki farklı tavır sergileyebildiği de bir gerçek. Geleneksel Kürt coğrafyasında hayatını sürdüren, ağalık, şeyhlik, melalık gibi geleneksel kurumlarını ayakta tutan ve aşiret ilişkisine dayalı binlerce yıllık kültürünü yaşatan Kürt sosyolojisi ile ekonomik saiklerle de olsa gönüllü veya güvenlik nedeniyle, özellikle doksanlı yıllarda gerçekleşen zoraki göçle büyük şehirlere yerleşen Kürt sosyolojisi. İşte bu iki Kürt sosyolojisi son seçimler bağlamında önemli mesajlar da içeren iki farklı tavır sergiledi. Geleneksel Kürt coğrafyasında ve geleneksel kurumlarıyla hayatlarını sürdüren Kürtler bölgede Ak Partiye kazandırırken, metropollerde yaşayan Kürtler büyük şehirlerin CHP’ye geçmesini sağlayan bir tavır sergiledi.
Ancak birçok Kürt’ün zihninde şu soru hala cevabını bulmuş değildir: Kürt coğrafyasında yaşayan Kürtlerin özellikle kayyumların yaptıkları hizmetlerden sonra belediyecilik anlamında iktidarın hizmetlerinden istifade etmek için Ak Parti’ye destek vermeleri anlaşılır bir şey.  Ama Metropollerde daha keskin bir milliyetçilik bilincine ulaşan Kürtler açısından, Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtlerin yaşadıkları bütün zulümlerin ve mağduriyetlerin, sürgünlerin, katliamların, inkar ve asimilasyonun altında imzası bulunan bir zihniyeti temsil eden CHP’ye hangi gerekçeyle destek verdikleri izaha muhtaç değil mi?. (Nitekim sonuçlar henüz resmi olarak ilan edilmiş olmasa da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazandığı söylenen Ekrem İmamoğlu’nun ilk iş olarak Anıtkabir’e koşmasından sonra ona oy verdiğini bildiğim bazı Kürtlerin pişmanlıklarına bizzat tanık oldum.) Tabi sadece bazı Kürtler değil, birçok tarafsız yorumcu da bu sorunun cevabını merak etmektedir.
Ben sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Her iki Kürt sosyolojisinin tavrını da “kimlik”le ilişkisi belirledi. Bakın nasıl?
Nasılına geçmeden önce tarihe başvurmakta yarar var. O zaman söyleyeceklerimiz yerine oturur. Kürtlerin tarihin akışını değiştiren kritik tavır alışlarından birine sahne olan Çaldıran Savaşı sürecine değinmek istiyorum. Kürt coğrafyası (o zamanlar Kürdistan deniyordu) malum. Osmanlı ve Safevi gibi iki dev imparatorluğun tam ortasında yer alıyordu. Her iki devletin de Kürtlerle ilgili hesapları vardı. Safeviler Kürtleri Şiileştirerek yanlarına çekmeye çalışırken, Sünni olan Osmanlı zaten Sünni olan Kürtleri oldukları gibi kabul etmeye ve kendi kendilerini yönetmelerine hazır olduğunu bildiriyordu. Şiileşmek Kürtler açısından sadece bir mezhep değişikliği anlamına gelmiyordu. Baskın bir dil ve edebiyat gücüne sahip Farsça ile Kürtçe arasındaki bariyerin kalkması anlamına da geliyordu. Kürtçe’nin Farsça karşısında direnme şansı yoktu. Zaten yakın olan iki dilin etkileşimi sonunda Kürtçe’nin ve doğal olarak Kürtlüğün yok olması anlamına geliyordu. Kürtlerle Osmanlılar aynı mezhebe mensup olmakla birlikte aynı dil ailesine mensup değildiler. Kürt- Osmanlı birlikteliği Kürtçe, dolayısıyla Kürtlük açısından bir tehlike oluşturmuyordu. Çünkü Türkçe’nin Kürtçe’yi yutması gibi bir tehlike söz konusu değildi ve tabii kimlik endişesiyle Kürtler çok azı hariç Osmanlı’dan yana tavır koydular ve bölgenin kaderinin tayin edildiği bu kritik süreçte ağırlıklarını kendisinden yana koydukları tarafın yani Osmanlı’nın kazanmasını sağladılar.
Seçimi bir savaşa benzetmek gibi bir niyetim yok. Ama Kürtlerin bu seçimlerde de aynı gerekçeyle, üstelik Ak Parti’ye kazandırdığı bölgede de kaybettirdiği metropollerde de aynı endişeyle hareket ettiğini söylemek istiyorum. Seçimlerde biri Cumhur, biri Millet olarak isimlendirilen iki ittifak yarıştı. Cumhur ittifakı, geleneksel Ak Parti söylemlerinde eşine rastlanmayacak düzeyde (MHP’nin etkisiyle) milliyetçilik söylemini yükseltti. Buna karşılık CHP’nin başını çektiği Millet ittifakı (içinde İYİ Parti gibi Türk ırkçısı sayılacak unsurlar barındıran bir parti de olduğu halde) bu topa hemen hemen hiç girmedi. Bölgede (artık Kürdistan denilmiyor) yaşayan Kürtler, seçim sürecinde kullanılan milliyetçi dilden rahatsız olsalar da geleneksel kurumları ve kesintisiz süregelen kültürel varlıklarıyla bir hayat sürme imkanını henüz yitirmedikleri, dolayısıyla “kimlik” açısından bir özgüvene sahip oldukları için metropollerdeki Kürtler kadar bir endişeye kapılmadılar ve kimlikleri açısından en azından yakın vadede bir tehlike görmedikleri için belediyecilik hizmetlerinden yana tavırlarını koydular.
Metropollerde yaşayan Kürtler ise Kürt milliyetçiliği açısından yüksek bir bilince sahip olsalar da Kürtlük kimliği noktasında büyük endişeler içinde yaşıyorlar (mesela çocukları artık Kürtçe bilmiyor)  ve seçim sürecinde kullanılan milliyetçi söylem bu endişeyi depreştirdi. Çaldıran sürecindekine benzer bir tavır alarak kimlikleri açısından en azından söylem düzeyinde de olsa tehlike oluşturmayan ittifaka, yani CHP’ye yöneldiler.
Artık istediği düzeyde yaşayamıyor olsa da “kimlik” meselesi metropol Kürtleri açısından travmatik bir sorundur. Ve Kürtler bu seçimlerde “kimlik”leriyle ilintili mesajlarını net bir şekilde verdiler. Bakalım Osmanlı torunları ne yapacak?