Geçtiğimiz beş yıl boyunca Araplar, devlet ve din konusunda sert bir bölgesel ve uluslararası saldırıya maruz kaldı. Devlet konusunda, idari veya stratejik boşluğun trajik sonuçlarına şahitlik ettik. Bu durum, Ortadoğu ve Mağrip bölgesindeki birçok Arap ülkesinde kaos ve parçalanmanın yaygınlaşması şeklinde kendini gösterdi. Dolayısıyla Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'de bölgesel ve uluslararası dış müdahale giderek artmış oldu.
ABD ve İsrail’in, Kudüs’ü ilhak ederek, Filistin yönetimini bunaltarak, Suriye’ye ait Golan Tepeleri’nin işgalini ilhaka dönüştürerek, Filistin davasını sona erdirme kararları, üst üste gelmeye başladı. Irak’ta İran yanlısı "Haşdi Şabi" milisleri, Lübnan’da İran’ın araçlarından biri olan Hizbullah milisleri, Suriye’de Ruslar, İranlılar ve Türkler, İranlı ve İranlı olmayan milisler, Yemen’de İranlı silahlara ve eğiticilere sahip Husi milisleri etkin konumdalar ve adeta bu devletleri kuşatmış durumdalar.
Dinde ise, din adına hareket eden fanatik ve terörist milislerin yükselişine şahit olduk. Bu milislerin yaptıkları tek şey öldürmek ve yerinden etmektir. Onlar, ABD’nin, Rusya’nın, İran’ın ve bunlara bağlı milislerin terörle mücadele bahanesiyle birçok İslam ülkesine müdahale etmesine, buralarda mezhepçi uygulamaların yayılmasına, milyonların yerinden edilmesine zemin hazırlamışlardır. Daha da önemlisi, ülkeler ve toplumlar kendilerini, vatanlarını, dinlerini savunmaya adamak durumunda kaldılar. İslam ülkeleri, bu terörist milislerin akılsızca eylemlerinden dolayı tüm dünyadan sürekli özür dilemek zorunda kaldı.
Bu endişe verici hadiselerin yayıldığı ve her şeyi tehdit ettiği bir zamanda güçsüz ve çaresiz kalanlar, ABD ve İsrail kışkırtmaları karşısında bazı rejim ve topluluklara boyun eğmek durumunda kaldılar. Kudüs'ü en çok savunan, Filistinlilere en fazla destek veren İranlılara ve Türklere! Ve diğer popülistlere güvenmek ve dayanmak durumunda kaldılar. Öyle ki Arapların artık İran ve Türklerden başka dertleri kalmadı! Elbette, devletlerin egemenliklerini, toplumların birliklerini tehdit eden İran ve Türk müdahalelerini ve bu müdahalelerin ortaya çıkardığı tehlikeleri ve tahribatları göz ardı etmemek gerekir. Ayrıca Suriye devriminin kırılmasından dolayı ortaya çıkan tehlikeyi, “DEAŞ” ve benzeri örgütlerin yarattığı tehlikeleri önemsememek de doğru değildir.
Ancak, devlet ve din konusundaki bu yakın tehditlerle yüzleşmek için Arap girişimlerinin başladığını da unutmayalım. 2015'ten bu yana üç yönlü girişimler ortaya çıktı: ulus devletin öne çıkarılması, dinde huzur ortamının yeniden tesisi ve dünya ile ilişkilerin düzeltilmesi.
İki yıl önce, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz başkanlığında Zahran’da toplanan Arap Zirvesi’nin adı “Kudüs Zirvesi” idi. Bu zirvenin sonuçları, Tunus'taki son zirvenin sonuç bildirgesinde yeniden ilan edildi. Tunus Zirvesi'ne Arap liderlerin büyük bir çoğunluğu katıldı ve sonuç bildirgesinde herkesin başa çıkmaya azmettiği tüm sorunlara değinildi. Hatta Filistin’deki ABD ve İsrail eylemleri, Golan Tepeleri, İran ve Türkiye müdahaleleri, radikalizm ve terörle mücadele konuları öncelikli meseleler halini almaya başladı. Bildirgede ayrıca Libya ihtilafının sona ermesi, Suriye’deki siyasi çözüm ve Yemen’de meşruiyetin üstün gelmesi konularına yer verildi.
İki devletli bir çözüm ve Arap barış girişimi için Filistin Ulusal Yönetimi ve FKÖ'yle birlikte hareket etme kararı alındı. Pek çok kişi şöyle diyebilir: Araplar daha önce de aynı şeyleri söylemişlerdi, özellikle Kudüs ve Filistin hakkında. Tunus’daki sonuç bildirgesini farklı kılan nedir? Bu zirveyi farklı kılan, benzeri görülmemiş bir yoğun katılım, eski ve acil risklerin tespiti üzerinde oluşan fikir birliği, eylem planı konusundaki dayanışma beyanı, sorunlarla başa çıkma konusundaki kararlı tutumdur. Bildirgenin bizzat kendisi, sorumluluk yüklenme ve eyleme geçmeye hazır olmanın açık bir beyanıdır.
Dinde huzur ortamının yeniden tesisi ve dünya ile ilişkilerin düzeltilmesi adına atılan adımlara gelecek olursak, öncelikle radikalizm ve terörizm daha net bir şekilde reddedilmekte ve bunlarla mücadele bağlamında daha kararlı ve sürekli adımlar atılmakta, alternatif yollar denenmektedir. El-Ezher'in din âlimleri, “Müslüman Hukema Konseyi”, Dünya İslâm Birliği (Rabıta), Kral Abdullah Girişimi, Barışı Güçlendirme Forumu, Fas Evkaf Bakanlığı ve Muhammediyye Âlimler Birliği üyeleri, radikalizm ve terörizmle mücadele etmek için sık sık bir araya geliyor. Son yıllarda, yeterlilik ve gelişim kurumları çalışmalarına hız verdi. Birleşik Arap Emirlikleri’nde Papa ile Ezher Şeyhi’nin bir araya gelip “İnsani Kardeşlik Belgesi” imzalaması ötekileştirme hastalığını yenme, müşterek noktaları öne çıkarma adına güzel bir adımdı. Fas’ın Marakeş kentinde gerçekleştirilen “İslam Ülkelerinde Dini Azınlıkların Hakları” adlı uluslararası konferans ve Dünya İslâm Birliği’nin (Rabıta) Mekke'de “Sınıflandırma ve Ötekileştirme Tehlikeleri ve Birlik Olma” başlıklı konferansını yine bu bağlamda zikredebiliriz.
Papa Franciscus ve Kral 6. Muhammed radikalizmle mücadele konusunda ortak bir mesaj yayımladı. Mesajda, inanç ortaklığı, göçmenlere kucak açma konusunda işbirliği, yoksulluk, çevre kirliliği ve İslam karşıtlığı ile mücadele konularına değinildi. İkili, çeşitli dinleri içinde barındıran bir şehir olarak Kudüs’ün özel statüsünü, manevi boyutunu korumayı amaçlayan “Kudüs Çağrısı” adlı bir beyanname imzaladı. Çağrıda Kudüs’ün kimsenin tekelinde olamayacağı, burada ibadet etmek isteyen hiç kimsenin buradan uzaklaştırılamayacağı vurgulandı. Fas hükümdarının dört dile çevrilen muhteşem konuşması ve Papa'nın misyonerlik faaliyetlerinin yasaklanmasına dair konuşmasını da burada zikretmek gerekir.
Araplar, devlet, strateji, din ve dünyayla olan ilişkilerinde yaşadığı ve yaklaşık 20 yıldır devam eden sıkıntılar, işgaller, kuşatmalar, suçlamalar ve İslam karşıtlığından sonra birlik ve şerefli bir yaşam hakkına sahip olma inancını yenilemeye başladılar. Anavatanlarında, topraklarında ve kutsal topraklardaki bütün haklarını korumak istiyorlar. Dinlerinden kaynaklanan haklara sahip olmayı arzu ediyorlar. Dünyayı korkutmak istemedikleri gibi korkmak da istemiyorlar. Barış, güvenlik ve ilerlemeye katkı yapmak istiyorlar.
ABD, Rus, İran, Türk ve İsrail müdahaleleri büyük sorunlar yaratmıştır, dolayısıyla bu ülkeler bundan sonra herhangi bir çözüm üretemez. Uluslararası güçler, yıkımı, öldürmeyi, yerinden etmeyi alışkanlık haline getirmiş bölgesel istilacılarla değil, Araplarla mücadele etmeye çalışıyorlar.
Tunus Zirvesi ve Fas hükümdarının Papa’yla buluşması, uyanışın başlangıcıdır. Gerileme, sorumsuz davranışlar ve zorunlu şartların getirdiği ağır sonuçlardan sonra artık bir uyanış ve diriliş vakti gelmiştir. Hak ve hakikat kültürü, hakkın kazanılması adına gayretle birleştirilirse övgüye değer bir kültürdür. Onlarca yıldır bize şu söylendi: Sizin düzgün bir projeniz dahi yok! Topraklarımızı ve saygınlığımızı koruyamadıktan ve bütün zorluklara rağmen istikrarlı bir yapı kuramadıktan sonra proje ne işe yarayacak ki!
TT
Arapların devlet ve din konusunda yeni girişimleri
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة