Başkan Donald Trump’ın İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı Amerikan politikasını şiddetlendirme yönünde aldığı kararın etkisini değerlendirmek için halen çok erken olsa da net olarak görülen bir şey var: Trump’ın, Başkan Barack Obama’nın dondurduğu yaptırımları tekrar yürürlüğe koydu. İlaveten İslam Devrim Muhafızları’na yönelik yeni önlemler alması ve benimsediği söylemler, hem Batı’daki liberallerin gönlünü kazanmak hem de Batı karşıtı küresel kampta nefret ateşini körüklemek şeklindeki ikili diplomasisini takip etmede Tahran’ın önüne daha büyük bir zorluk çıkardı.
Bu politika, insanlara karınlarından konuşuyormuş hissi veren ve yüksek sese başvuran tiyatrocuları anımsatıyor. Mesela İslam’ın Kissinger’i namıyla meşhur Dr. Hasan Abbasi’nin Amerika’da Noam Chomsky ve Louis Farrakhan; Fransa’da ise Jean-Luc Melenchon ve Marine Le Pen gibi isimlerin ortaya koyduğu ABD karşıtı söylemlerin yarı İslami bir kopyasını pazarlarken kullandığı yöntem bu.
İran, Doğu sahili bölgesindeki liberaller ile Avrupa’daki Amerika karşıtlarının gözünü boyamak için karından konuşma politikasını işletirken de Muhammed Cevad Zarif gibi karakterlere başvuruyor.
Zarif, bu role giren tipik bir kukla oldu. Neredeyse hayatının yarısını ABD’de, bu sürenin bir kısmını da ‘vahşi (uzak) batıda’ bir yerel kolejde öğrenci olarak geçirmesi, New York’tan uzaktaki Peoria kasabasına kadar Yabancı İlişkiler Konseyi şubelerindeki kalabalıkları tatmin edecek sözleri kullanmasında ona büyük bir ustalık kazandırmış. Zarif, ‘al-ver’, ‘iki tarafın da kazanması’, ‘yol haritası’ ve ‘medeniyetler diyalogu’ gibi Amerikan klişelerinin ne anlam ifade ettiğini önemsemeksizin nasıl kullanılacağını iyi biliyor.
BM’nin New York’taki İslam Cumhuriyeti heyeti saflarındaki uzun görev süresince de Zarif, Amerikalıları kandırma amaçlı makaleler yazmak için isimsiz yazarlardan nasıl faydalanılacağını öğrenmiş.
Muhammed isminin bazılarında epey olumsuz izlenimler bırakabileceğine inandığından uzun yıllar boyunca sadece Cevad ismini kullandı. Aynı şekilde imzasını da ‘İslam Cumhuriyeti’ni kullanmadan sadece ‘İran Büyükelçisi’ şeklinde attı. Açıklamalarını da Nobel Barış Ödülü’ne aday İsveçli bir dışişleri bakanı edasıyla yumuşak ve makul bir tona büründürmek için uğraştı.
Öte yandan Obama ve onun yol arkadaşları John Kerry ile Joe Biden, Isfahan’da bir halı tüccarının oğlunun malının pazarlamasında ona destek oldu.
Trump bu şiirsel sahneye züccaciye dükkâna giren azgın bir boğa gibi çıktı ve bu İran kuklasının söylemleri, adım adım yıldızı kaymaya başlayan komik bir palyaçonun konuşması halini aldı.
Kukla bu sefer AB’nin, Amerikalı boğanın önünü kesip bir bedel ödemeden maceralarını sürdürmesi için İslam Cumhuriyeti’ne yol açacağı aldatmasına dayalı yeni bir metin oluşturmaya çalıştı. Zarif, yaptığı her konuşmada ABD karşıtı söylemlerini artırıp AB Dış İlişkilerden Sorumlu Baş Yetkili Federica Mogherini’nin dostluğunu kazanmaya çalışırken ‘Avrupa’ kelimesini tılsım niyetine kullanıyordu.
Bununla birlikte Zarif geçen hafta nihayet anladı ki AB, tutarlı bir dış politika oluşturabilseydi bile mollaların devrimlerini kan dökerek ‘ihraç etmelerine’ yardımcı olacak şekilde ABD’ye tek başına meydan okuyamayacaktı.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Ağustos’ta ev sahipliği yapacağı zirvenin hazırlıkları çerçevesinde Fransa’daki G7 bakanlar toplantısında yapılan açıklamada da bu konuya işaret edildi.
Açıklamada isim belirtilmeksizin ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun belirlediği 12 talep kabul edildi. İran açısından daha da kötü olan şey, açıklamanın İran’ın füze inşa etme projesi ile Tahran’ın diğer ülkelere yönelik şiddetli müdahalelerine ilişkin BM kararlarının ruhunu taşıyor olmasıydı.
Bunun üzerine İran kuklası seri bir şekilde kendi metni üzerinde değişiklik yapmaya koyuldu. Açıklamalar ve Twitter üzerinden yayımladığı bir dizi mesaj yoluyla Zarif, Avrupa yanılsamasından vazgeçtiğine dikkat çekti. Örneğin bir keresinde hüsrana uğramış bir ifadeyle, “Artık Avrupalılara güvenmemiz mümkün değil” dedi ve Avrupalıları biçimini belirtmediği bir ‘intikam’ konusunda uyardı. Zarif aynı şekilde Amerikan liberal hareketten ilhamla kullandığı kavramları da bir kenara bırakarak Humeyni’nin tabirleri bir yana meşhur Zerrak Han ve ‘çılgın’ Molla Hasan’ınkiler gibi ateşli söylemler benimsemeye başladı.
Ancak kimse Avrupa yanılsamasından kurtulduğu için Zarif’i tebrik etmesin zira çok geçmeden şu yeni yanılsama kuyusuna düşüverdi: Çin, Rusya, Türkiye ve Irak ile Batı karşıtı bir ittifak kurma. Zarif, İran’ın Irak’a, AB’ye yaptığının 10 katı ihracat yaptığından gururla bahsediyordu. Aynı şekilde Çin ve Rusya’nın ‘kendilerine daima yardım elini uzatan’ iki ülke olmasıyla da övünüyordu. Tabi bu esnada Türkiye’nin de Tahran’a yakınlaşmak adına Washington’dan uzaklaşması gerekti! Aslında Zarif’in ortaya koyduğu bu analiz, son derece ahmakça ve hatta İran’ın ulusal güvenlik çıkarları için tehlikeli görünüyor.
Belirtmekte fayda var ki Irak’ın İran’dan ithalatının değeri, iki milyarı elektrik ve gaz şeklinde olmak üzere yıllık yaklaşık 10 milyar dolar. Ayrıca Irak, İran’ın değeri düşen ve hükümet tarafından Amerikan dolarına karşı yönetilen para birimine göre Avrupa ve Çin’den ithal ettiği malları ithal etmek suretiyle İran’ın para değerinin düşmesinden de faydalandı. Bu çılgın rejim İran’ın içinde de ciddi sıkıntılara yol açarak soğan patates gibi ürünlerin fiyatlarının epey yükselmesine sebep oldu (geçen hafta hükümet, bu iki ürünün ihracatını yasakladı). Bir fiyat yangını politikasına benzeyen bir ortamda İran, Türkiye ve Afganistan’a yönelik ihracatını da artırdı.
Durum öyle gerektirirse Çin ile Rusya’nın BM’deki veto haklarını kullanarak İran mollalarına destek olmaları muhtemel. Bununla birlikte iki devlet de mollaların gücünün aşırı şişirilmesine izin vermeme konusunda gayretli. Hatırlatmak gerekirse Çin, 22 milyar dolar değerindeki dondurulmuş İran mal varlığının serbest bırakılmasına halen karşı çıkıyor ve İran’ın Çin malı satın alması konusunda ısrarcı davranıyor. Çin aynı zamanda İran’ın Hindistan ile işbirliği yapıp Pakistan’ın Gwadar şehrindeki Çin yapımı merkeze rakip olarak Hint Okyanusu’nda bir ticaret merkezi geliştirmesinden de oldukça rahatsız.
Rusya’ya gelince o da şartlarını dikte ettiği ‘Hazar Anlaşması’nı dayattı ancak İran’ın Avrasya ekonomi ailesine ve Şangay Topluluğu’na katılmasına razı değil. Rusya, kendi çıkarını, İran’ı küresel doğalgaz pazarı dışında bırakmak ve dolayısıyla kılıcını AB’nin boğazında tutmak yoluyla koruyabileceğini düşünüyor.
Türkiye’nin İslam Cumhuriyeti ile bağlantılı ana çıkarı ise Kürt sorununda İran’ın desteğini elde etmek ki bu, İran’ın ulusal çıkarlarına ters düşmekte.
Zarif’in yanılsamalarına dönecek olursak bunlardan ilki, Obama ile ‘yeni başlangıç’ idi. Ardından Mogherini yanılsamasına geçiş yaptı. Ve bugün de ‘ittifak’ yanılsamasına meylediyor gibi duruyor.
Bununla beraber tüm suçu bu zavallı adama atmamak lazım. Nihayetinde o, diplomasiyi kötü gösteren bir rejime vekaleten diplomat rolünü oynamaya çalışan biri. İslam Cumhuriyeti, herhangi bir cezaya uğramadan istediğini yapabileceğine inandığı sürece, karnından konuşan kuklanın kimliği pek önem arz etmeyecek.
TT
İran kuklasının yeni konuşma tarzı
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة