Rıdvan Seyyid
Lübnanlı akademisyen, siyasetçi- yazar Lübnan Üniversitesi'nde İslami ilimler profersörü
TT

​Askerlerin bizzat kendileri sorun hale gelirse çözüm ne ola ki?

Abdurrahman Raşid bizi (Şarku’l-Avsat 9/4)  Cezayir ve Sudan'daki göstericilerin 2011'deki göstericilerden farklı olduğuna, Cezayir, Libya ve Sudan'daki ordunun bugün ülkeyi 2011'deki gibi yönetmediğine ikna etmeye çabaladı. Söylediklerinin ilk kısmının doğru olduğuna inanıyorum. Yeni göstericiler, 2011 ve sonrasında edinilen deneyimlerden faydalanmış olmalılar ki son derece barışçıl bir yöntem takip ediyorlar, İslami ve İslami olmayan partilerin saflarına sızmasına izin vermiyorlar.
İfadesinin ikinci kısmına gelecek olursak ayrıntılı ele alınması gerekiyor, zira üç ülkenin durumu birbirinden farklı. Cumhurbaşkanı Buteflika'nın 2013 yılında hastalanmasından bu yana Cezayir'de neler olup bittiğini bilmiyoruz. İzlenim, son yıllarda askeri ve güvenlik birimlerinin komuta kademesinde yapılan birçok değişikliğin bir sonucu olarak Buteflika, gerek sağlıklı gerekse hasta olduğu dönemlerde Cezayir ordusunu devletin idari mekanizmasından uzak tutmayı başardı.
Ancak cumhurbaşkanı beşinci dönem için adaylığını ilan ettiğinde göstericiler bunu reddetti ve bütün yönetim mekanizmasını ‘Çete’ olarak nitelendirdiler. Hatta geçici cumhurbaşkanını da bu çetenin bir üyesi olarak nitelendirdikleri için görevde durmasına karşı çıktılar. Başkanın etrafında başkan adına hareket eden, gösterilerin başlamasıyla beraber sahaya çıkan, askerle koordineli olarak çalışan insanlar olduğunu biliyorduk. Önemli olan ordunun şu ana kadarki tutumunun sağlıklı olmasıdır.
Görünen o ki, ülkenin güvenliğini siyasi sürece müdahale etmeden sağlamak istiyor. Göstericiler hala rejime ait tüm mekanizmaların -geçiş sürecinde dahi yer almadan- değiştirilmesini talep ediyorlar. Bazı endişelerin olması normaldir, ancak bu dev kitleler umut veren liderler öne çıkarmaya başlamıştır, dolayısıyla ümitler endişeleri bastıracağa benziyor. Fransa’da Macron örneğinde olduğu gibi meydana bir veya birden fazla sürpriz ismin çıkması pek de uzak değil!
Cezayir'deki kaotik durum veya karmaşık manzara Sudan'da mevcut değil. Ülkedeki bölünmelere ve savaşlara neden olan, ekonomik ve yaşam koşullarını kötüleştiren Beşir'in askeri ve güvenlik öncelikli yönetim tarzı bu krizin nedeni ya da en azından temel sebebidir.
Sudan'daki göstericiler -Cezayir'den farklı olarak- geçenlerde orduya başvurmak durumunda kaldılar, zira tek başlarına değişim gerçekleştiremeyeceklerinin farkına varmışlardı. Ordunun pozisyonu gerçekten zor, göstericilerin komuta merkezinin önünde kalmasına izin verdi. Onları zor kullanarak dağıtmayacağını ilan etti. Güvenlik güçlerinin kendilerine karşı şiddet kullanmasına izin vermeyeceğini, diğer taraftan herhangi bir siyasi parti ile pazarlık yapmadıklarını ve müzakere etmediklerini ve Cumhurbaşkanı Beşir'in silahlı kuvvetlerin komutanı olduğunu söyledi.
Cezayir sahnesinden farklı bir tablo var. Sudan hareketi her ne kadar Sudan Odalar Birliği'nin çağrısı üzerine başlamış olsa da tüm muhalif siyasi güçler gösterilere katılıyor. Peki, kontrol kimde olacak? Ulusal ordunun hâlâ Beşir’in görevden alınmasına ve 1965 ve 1985’te olduğu gibi cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin önünü açacak ve sivil otoriteye geri dönüşü sağlayacak geçici bir hükümet kurulmasına zemin hazırlayabilecek bir bağımsızlığı var mı? Yoksa Beşir her zamanki gibi sürecin uzamasına mı güveniyor?  Zira bu arada Hartum ve Omdurman dışından silahlı unsurlar ve kaosun geri geleceğini mi öngörüyor? Pozisyon, bir girişimden ziyade iki girişimi gerekli kılabilir; Beşir istifaya hazır olduğunu gösterecek, Ordu ise 1985 yılında Abdurrahman Swar Ez-Zeheb’in yaptığı gibi seçimleri yapacak, ülkeyi bu kaotik durumdan çıkaracak geçici bir hükümeti kurma yeteneğinin olduğunu ortaya koyacak.
Sudanlılar huzuru ve sulhu seven insanlardır. Ancak, Müslüman Kardeşler (İhvan) ve benzerleri tarafından kuşatılan askeri otoriteler, ellerinde Hartum ve Omdurman dışında bir yer kalmamış olsa da, 1989'dan beri Sudan'ın birliği ve istikrarı adına hiçbir adım atmadan iktidarda kalmak için her şeyi yaptılar.
En zor durumun olduğu Libya'ya gidelim. Uluslararası güçler buraya alabildiğine müdahale ediyorlar. Libya ile çok ilgileniyorlar, zira burası bir petrol ülkesi. Göçmenler Avrupa'ya buradan geçiyorlar ve Afrika kıtasındaki herhangi bir kargaşa, buradaki kaostan beslenebiliyor. Uluslararası güçler (çıkar ve görüşleri farklı olmasına rağmen), İhvan’a yakın olan veya olmayan silahlı milislerle ortak hareket etmelerine rağmen, Trablus'u Uzlaşma Hükümetine teslim ettiler. Doğu ve güneyde ise General Hafter kurduğu alternatif hükümet ve parlamento ile hegemonyasını kurmuş durumda.
BM Libya Özel Temsilcisi Gassan Selame geçtiğimiz günlerde seçimlerin önünü açacak kapsamlı bir ‘Ulusal Diyalog Konferansı’nın Gadames'te düzenlenmesine karar verdi. Tanıdığımız Libyalılar şöyle diyor: Milislerin olduğu yerde seçim yapılamaz, seçim yapılsa dahi –ki iki ya da üç kez yapılmıştı- hiçbir sonuç çıkmayacaktır. Ancak hiç kimse General Hafter'in (eski Libya ordusunun üçte ikisi ile birlikte) neden Trablus'a saldırmaya karar verdiğini ve ‘Ulusal Diyalog Konferansı’nın sonuçlanmasını neden beklemediğini bilmiyor.
Geçtiğimiz yıllarda, bu adam iyi bir tecrübe edindi: doğu ve güneyde güvenli alanları genişletti, teröristleri kovdu, petrol kuyusu ve plajlarını tehdit eden çeteleri buradan uzaklaştırdı. Mısır sınırında Mısır güvenlik güçleriyle işbirliği yaptı ve sahra bölgesinde terör hareketlerini ve geçişleri önlemek için Afrika ülkeleriyle işbirliğine gitti. Rakipleri ise Hafter’in dik başlılığı ve inatçılığından rahatsızlar. Fayiz es Serrac ile yaptığı anlaşmaları yerine getirmedi. Birleşik Arap Emirlikleri'nin Abu Dabi kentindeki son görüşme de dâhil olmak üzere beş kez bir araya geldiler. Uluslararası topluluk, BM Genel Sekreteri ve BM Özel temsilcisi yani tüm uluslararası güçler Hafter’in bu saldırıları sonlandırmasını, diyalog iklimine tekrar dönülmesini, ‘Ulusal Diyalog Konferansı’nın dikkate alınmasını arzu ediyor.
Uzlaşma hükümeti zayıf duruyor. Hafter’in saldırılarını durdurmak ya da boşa çıkarmak için Mısrata ve diğer bölgelerdeki milislerden yardım alma durumunda kaldı. Artık tüm taraflar, iki ay önce milislerin birbirleriyle çarpıştığı sıralarda olduğu gibi ateşkes istiyor!
Ordunun siyasetten çekilmek istediği –en azından görüntü bu şekilde- iki ülke olan Cezayir ve Sudan’ı ele aldık. Libya’da ise, ordu ülke genelinde kontrolü ele geçirmek istiyor. Toprak bütünlüğü, halkı ve istikrarı bir araya getirmeyi hedeflediğini ve Libya'yı artık komşu ülkeler, Avrupa ve dünyanın güvenliğine yönelik bir tehdit olmaktan çıkarmak istediğini ifade ediyor.
Ancak uluslararası güçler orduyu desteklemiyor ve onunla beraber hareket etmiyor. Yapılmak isteneni gerçekleştirmek büyük bir yetenek ve güç gerektiriyor. Yakın ülkelerden ziyade uzak ülkelerle güvenilir ilişkiler kurulmasını gerektiren bir görevden bahsediyoruz. Her ikisi de şu an yeterince mevcut değil.
2013 yılında askeri rejimlerdeki durum beni ‘Devletten korkmak ve devlet için endişe etmek’ şeklinde bir makale yazmaya sevk etti. Mısır ordusu devletin yıkılmasından endişe ettiği için müdahale etti. Burada ise, ülkenin birliği ve bütünlüğü için müdahale etmeyen iki Arap ordusunu görüyoruz. Libya Ulusal Ordusu bu şartlarda müdahalenin daha gerekli olduğuna inanıyor.
Yeni sivil değişkene alışmak bir Arap ve uluslararası zorunluluktur. Ama biz Araplar kıskanılacak veya gıpta edilecek bir halde değiliz. Ziyad bin Ebih Iraklılara şunu söylemişti: “Her birinizi sadece kendinizle meşgul olur hale getireceğim!”
Evet, her birimiz sadece bedenimiz ve yaşamın ihtiyaçları ile meşgul hale geldik. Ancak Yemen'den Libya’ya, oradan Cezayir, Sudan ve Somali'ye kadar olan bu geniş halkların, kaos ve suç milisleri ve uluslararası toplum arzu etsin veya etmesin, onurlu bir yaşama ihtiyaçları var.