Cibril Ubeydi
Libyalı araştırmacı yazar
TT

İran rejimi ülkesini felakete sürüklüyor

İran rejimi, Safevi aromalı Humeyni veya sözde İslam "devrimini" komşu Sünni ülkelere ihraç etmeye ve bölgedeki mezhep temelli mücadeleyi kışkırtarak toplumsal barışı bozmaya çalıştı.
İran rejimi, ilk Körfez Savaşı'ndan bu yana bölgeyi çatışmalara ve savaşlara sürüklüyor. İran'ın komşuları bu sorunlardan bitkin düştüler. Basra Körfezi'ndeki gemi geçişlerini engelleme tehdidinden tutun da Hürmüz Boğazı'nın kapatılması tehdidine kadar bir dizi hamleler yapmaktan geri durmadı. Bölgedeki unsurlarına sabotaj eylemleri yapmaları konusunda talimatlar vermiş olmalı ki, dört ticari geminin tahrip edilmesi gibi terör eylemleri yoluyla ticari seyr-ü seferleri engellemeye çalışıyor.
18. yüzyılın sonlarına dayanan kadim ilişkilere ve bağlantılara rağmen, Amerikan-İran çatışması hiç eksik olmamıştır. Tahran'ın yöneticilerinin politikaları ve emelleri, meşhur Pers kini, Kisra’nın ihtişamını yeniden kazanma hırsı, bu çatışmaları sürekli hale getirmiştir. İslam rejimi olduğunu iddia ettikleri Velayet-i Fakih rejimi iktidarı ele geçirdikten sonra bile, sözde Farisi şanını ve zekâsını diğer uluslara göstermeye hevesliydiler. Farisi kökenli olmayan hiç kimse dini liderliğe getirilmedi. Diğer milletlerden olan mensuplarını (Şia) hizmetçi ve teba olarak gördüler, elbette ki Araplar, bu Farisi kibrin ve kendini beğenmişliğin istisnası değillerdi.
Gerginlik, durgunluk ve uzlaşı arasında gidip gelen İran-ABD ilişkileri, sadece Amerikan yanlısı Rıza Pehlevi döneminde sakin kalabilmiştir. Washington Şah’a sınırsız destek sağlamış, iktidarda kalmasına yardım etmiştir, dolayısıyla da Şah Amerikalılarla tam bir uzlaşı içerisinde olmuştur. Hatta gizli istihbarat teşkilatı "Savak"  -1979'da Humeyni taraftarlarının yaptığı darbede Şah’ı yüzüstü bırakmıştı- ABD desteğiyle kuruldu. “Savak” aslında Körfez bölgesindeki ve dünyadaki siyasi ve dini yaşamı bozan Humeyni'nin ortaya çıkmasına neden oldu. Yüce Rehberin politik anlayışında, "Büyük Şeytan" olarak nitelendirdiği ABD  ile diyalog kurmak yasak değildi.
Diyalog, İran tarafından kullanılan diplomatik bir yöntem oldu, Muaviye’nin “İnce Kıl-Açık Kapı” diplomasisini başarıyla uyguladı. Özellikle de İran eski Cumhurbaşkanı Hatemi, Yüce Rehberi nezdinde "Büyük Şeytan" olmasına rağmen, "Amerikalılarla diyalog" çağrısı yaptı.
İran rejiminin Amerika'ya düşmanlık yaptığı dönemler pek çoktur. Belki de en tehlikeli olanı 1979 yılında Tahran'daki Amerikan Elçiliği'nin basılmasıdır. Yaklaşık 400 gün boyunca Amerikan diplomatları gözaltında tutuldu. Provokatif bir vaka olmasının yanı sıra, diplomatik teamülleri belirleyen Cenevre Sözleşmesi de ihlal edilmişti. Humeyni taraftarları Şah karşılığında diplomatları takas etmeyi teklif etmişlerdi. İran-ABD gerginliğinin daha pek çok tezahürleri olmuştur. Sonuncusu da İran nükleer dosyası olmayacaktır. İran bu anlaşmaya dair pek çok maddeyi ihlal etmiştir. Uranyum zenginleştirme düzeyini artırması bunlardan biridir.
Başkan Trump’ın İran’a yaklaşımı önceki Amerikan başkanlarından farklıdır. Önceki yönetimler, özellikle de Obama yönetimi, İran'la işbirliği yapmak ve esnek davranmakla suçlandı. Obama, Irak topraklarını İran milislerinin cirit attığı bir arenaya dönüştürmüştü. Başkan Trump'ın utanç verici ve yetersiz gördüğü nükleer anlaşma şartlarını yazan da Obama yönetimidir.
Abraham Lincoln uçak gemisinin de gönderildiği büyük bir askeri hareketliliğin ortasında Boeing B-52 Stratofortress tipi bombardıman uçakları Katar’daki Amerikan üssüne iniş yaptı. İran’ın en büyük müttefiki Katar’dan herhangi bir açıklama gelmedi. Savaş patlak verirse, Söz konusu uçaklar İran'ın kırılgan müttefiki Katar'dan havalanacak. Amerikan askeri hastane gemisi Mercy, Körfez sınırına gelmesiyle beraber benzeri görülmemiş bir ABD ordusu konuşlandırılmasıyla karşı karşıyayız.
Buna karşılık İran gerginliği tırmandırmaya devam ediyor. İran Devrim Muhafızları Komutan Yardımcısı Muhammed Cokar, "Füzelerimiz Körfez'deki ABD savaş gemilerine ulaşabiliyor" dedi. Bu durum kaçınılmaz bir ABD-İran askeri çatışmasının kapıda olduğu anlamına geliyor ve patlak vermesi sadece bir an meselesi. Her ne kadar Trump, diplomatik arabulucu rolündeki İsviçre Cumhurbaşkanı Ueli Maurer ile gerçekleştirdiği görüşmede ABD’yi İran’la savaşa sokmak istemediğini söylemiş olsa da, yukarıdaki sözlerin sadece bir savaş tehdidi bağlamında söylendiğini sanmıyorum. Tahran'ın Trump'a doğrudan ulaşabilmesi için iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilere aracılık eden İsviçreli yetkililere bir telefon numarası iletilmesinin hemen ardından İran’ın cevabı Tahran’daki yöneticilerden geldi. Şunu açıkça söylediler: “Trump ne kadar uğraşırsa uğraşsın İran'da hiç kimse Trump'a telefon açmaz.” Bu sözler gerçeği yansıtmıyor, İran’ın delegasyonları İsviçre devlet başkanına ulaşmakla kalmayacaklar, başka adımlar da atacaklardır. Çünkü İran’ın ABD ile savaşmaya gücü yoktur. Yenileceğini çok iyi biliyor. Kendisini bir felakete sürükler mi?