“İran ile bir savaş olmayacak!”
Kırk yıl boyunca dolaşımda kalan bu eskimiş slogan, Batı’da kendini barışsever olarak adlandıran kimselerin, halkı tarafından kabul görmeyen bir rejime utanç verici bir destek sağlamak adına dut yaprağı sunma çabalarının ortasında yeniden sahanın önlerinde yerini aldı. İngiltere’de İşçi Partisi’ni yöneten neo-Marksistler, radyo dalgaları ve toplantılar üzerinden bu sloganın reklamını yapıyor. Fransa’da ise Putin yanlısı olan ve Jean-Luc Melenchon’un yönettiği Boyun Eğmeyen Fransa Partisi, benzer bir yaygara koparıyor.
ABD’de de bugün önümüzdeki başkanlık seçimlerini Demokrat Parti ile kazanmak için ön plana çıkan isim olarak görülen Senatör Bernie Sanders’ımız var. Senatör, kendisini baş barış yapıcı olarak takdim ediyor.
Radyoda verdiği bir mesajda Sanders, “Son dönemlerde savaş karşıtı olduğum için eleştirilere uğradım. O yüzden bırakın da kendimi net bir şekilde ifade edeyim. Gençken ve henüz bir makama seçilmemişken Vietnam’daki savaşa itiraz ettiğim için özür dileyecek değilim. Savaşın benim neslime neler yaptığını çok iyi biliyorum. İran ile bir savaş çıkmasın diye elimden geleni yapacağım. Kanaatimce Irak’taki savaş bir felâketti. İran ile savaşın akıbeti ise daha ağır olacak” ifadelerini kullandı.
Sanders, bir bakıma haklı. Savaş karşıtlığı yüzünden kimse özür dilemek zorunda değil. Bununla birlikte gerçek şu ki savaş, insanlık hikâyemizin ayrılmaz bir parçasıydı. Muhtemel ki böyle de kalacak. Savaşı görmezden gelmemiz bizim için tehlike doğurur. Kişi ne zaman, nerede, hangi düşmana karşı, hangi savaştan bahsediyor; önemli olan bu. Genel olarak ‘Ben savaş karşıtıyım’ sloganını dillendiriyorsa bu, ahlaki bir batış değilse düşünce tembelliğidir.
Sanders, Vietnam’daki savaşa karşı çıktığını söylüyor ama ne zaman, savaşın tam olarak hangi kısmı, bunu demiyor. Vietnam Savaşı, 1950 yılında Maocu Çin tarafından desteklenen komünist milislerin Fransız Çinhindi’ni (Hindiçin) ele geçirme girişimi ile başladı. Bu teşebbüs Fransa’nın, daha sonra Vietnam’ı ‘kırmızı bir virüse’ çeviren güney bölümünü koruma çabasına dönüşen bir savaşa girmesine sebep oldu. Amerikalılar, askerleri tarafından suikasta uğrayan süreli müttefikleri Ngo Dinh Diem’e ihanet edip 1963’ten sonra güçlü bir şekilde savaşın içerisinde yer aldı. O zamanlar genç olan Sanders’ın savaşın ilk aşamalarından hangisine karşı çıktığına dair bir gösterge yok. Bunu yapmış olsa bu, birine karşı diğerini desteklediği anlamına gelir. Desteklemiş olduğu taraf acaba hangisi? Sanders, yalnızca Amerikalıların savaşa dâhil olmasına karşı çıktığını iddia edebilir. Bu tutum da onu, pazarladığı şekilde daimî bir savaş karşıtı ve barış destekçisi imajına oturtmaz.
Sanders, Irak’taki savaşa da karşı çıktığını söylüyor. Ama işte, en az iki tarafın girdiği hangi savaş olduğunu belirtmeyi yine unutuyor. Açıklamaya cesaret edemediği gerçek tutumu ise şu; O, ABD’nin Irak halkına farklı bir gelecek peşinde koşma fırsatı vermek adına büyük savaşlara kıyasla daha düşük bir düzeyde güç kullandığını görmek yerine Irak yönetiminde Saddam Hüseyin’in devam etmesini, BM Güvenlik Konseyi’nin oy birliği ile aldığı 14 kararın görmezden gelinmesini ve Saddam’ın komşularına ve ABD’nin dostlarına karşı bir işgal ya da işgal tehdidi başlatmasını tercih ederdi.
Sanders aynı şekilde Iraklıların, en azından Saddam’ın safında savaşmamayı seçerek ülkelerini kurtarma çabasına katıldıklarını da unutuyor.
Bu çerçevede Sanders bize şu konuda hiçbir şekilde bilgi vermiyor: Şu iki taraftan hangisini destekliyordu: Saddam Hüseyin’i mi yoksa Irak halkının çoğunluğunu mu? Bundan onun, ABD gerçek veya hayali düşmanlara karşı bir savaşa girdiğinde savaş karşıtı olduğu sonucunu çıkarabiliriz.
Yirmi yıl süren Vietnam Savaşı boyunca başka pek çok savaşın fitili ateşlendi. Mesela Kore Yarımadasının güney kısmını işgal etmeye kalkışan kuzeydeki komünistlerin çıkardığı Kore Savaşı. Ya da Sovyetlerin halkın zenginliğini gasp etmek için Polonya, Macaristan ve daha sonra Çekoslovakya’yı işgali. Veyahut Sanders’ın hiç bahsetmediği Arap-İsrail savaşları. Bu savaşlarda Sanders, hangi tarafın yanında duruyordu?
Sanders’ın dile getirdiği üzere Irak savaşının bir felâket olduğu doğru. Nitekim 2003 yılından bu yana Irak, pek çok meşakkat yaşadı ve ağır bedeller ödedi. Bununla birlikte bugün Iraklıların çoğunun Saddam’ın diktatörlüğü zamanında hayal bile edemediği özgürlüklerden faydalandığını kimse inkâr edemez. Ekonomik büyüme oranı, seçim özgürlüğü, sosyal ve siyasi olarak kendini ifade etme, etnik ve dini topluluklar arasında iktidar paylaşımı gibi ölçütlerin çoğunluğuna bakarak Saddam sonrası Irak, Sanders’ın iddia ettiği felâketten çok uzak.
Sanders, İran konusunda da yanılıyor. İran’a karşı askeri bir operasyonu kimse istemez veya çağırmaz. Ancak gerçek şu ki İran, 40 seneden bu yana ABD ile savaş halinde. İlk kıvılcım da Humeyni destekçilerinin Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’ni kuşatıp diplomatları rehin almasıydı. Aynı şekilde Lübnan, Irak ve Suudi Arabistan’da Tahran’ın harekete geçirdiği teröristler eliyle yüzlerce ABD’li diplomat ve asker de öldü. Amerikalıların bu uzun savaştaki tek askeri icraatı 1988 yılında, Amerikan filosunun İran’ın güney sahilleri boyunca uzanan ve İran Devrim Muhafızlarına bağlı olan kara ve deniz varlıklarına saldırmasıyla gerçekleşti.
Sanders, belki Başkan Donald Trump’ı yaklaşan seçim kampanyasına hazırlık olarak bir savaş çıkarmaya çalışan yeni bir lider olarak çizmeyi umuyordu ama Trump, düşmanlarına yanlış işaretler gönderme pahasına kendini barışın öncüsü olarak sunmaya kararlı duruyor.
Trump, 2019 yılı Kongre açılışında yaptığı konuşmasında şöyle demişti: “Başkan adayı olarak ben, yeni bir yaklaşım izleyeceğimin sözünü veriyorum. Büyük milletler, faydasız savaşlara girmezler.”
Bu, ‘İslam Cumhuriyeti’ ile 1979 yılında başlayan bitimsiz savaşa bir son vermeye niyetlendiği anlamına mı geliyor? Belki, özellikle de bir savaş tutuşturmadan da erişebileceği hedefleri gerçekleştirmek adına ABD’nin ekonomik, ticari, diplomatik ve askeri gücünden belirli bir çerçevede faydalanmayı umuyorken.
Ben ise bu stratejinin istenen sonuçları vereceğine pek inanmıyorum ama zaten bu yazının kastı, Sanders’ın ima ettiği gibi Trump’ın savaş propagandası yapmadığını ifade etmektir.
Bu esnada Humeynici liderler, ABD ile bir savaşın söz konusu olmadığı konusunda ısrar ediyor. “Yüce Rehber” Ali Hamaney de her fırsatta bu mesajı veriyor. Dışişleri Bakanı rolünü oynayan Muhammed Cevad Zarif ise Trump’a barış insanı olduğu için övgüde bulunuyor.
Öyleyse Sanders’ı kaygılandıran şey tam olarak ne?
TT
Bernie Sanders’ı endişelendiren ne?
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة