Son zamanlarda aldığımız en mutluluk verici haber, Filistin Ulusal Otoritesi Başkanı Mahmud Abbas’ın çağrısı ile Filistinli grupların liderlerinin Beyrut’ta bir araya gelmesidir. Bu durum sevindiricidir. Çünkü Batı Şeria ile Gazze arasında 13 yıldır devam eden boykot süresince, en son 9 yıl önce toplanmışlardı.
Daha da güzeli toplantının komünistinden İslamcısına Filistinli hareketlerin her rengini aynı masada bir araya getirmesiydi. Bu, uzun zamandır görmediğimiz bir görüntü. Toplantıda kaydedilen büyük başarı ise Filistin birliğinin ve ihtilaflı taraflar arasında ilişkilerin yeniden kurulmasının gerekliliği konusunda varılan mutabakattı. Hatta Devlet Başkanı Abbas yaptığı konuşmada anlaşmazlığın nedenleriyle alay etti ve anlamsız olduğunu söyledi. Bu büyük başarı bizi şunları sorgulamaya itiyor: Neden Filistinlileri birleştirme yönündeki bütün Arap girişimleri başarısız oldu ve onlar tek başlarına bunu başardılar? Bu toplantının anlamı nedir?
Aynı takımın bölünmüş arkadaşlarını bu kadar çabuk aynı masada bir araya getiren, bütün grupların Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Filistinlilerin tek temsilcisi olduğunu, ne Gazze olmadan bir Filistin devleti ne de Gazze’nin de tek başına bağımsız bir devlet olmayacağını taahhüt etmelerini, herkesin Mahmud Abbas’ın etrafında toplanmasını sağlayan değişimler nedir?
Tek değişiklik, 8 ay önce başlayan koronavirüs salgını ile başa çıkmalarına yardımcı olmak için Mahmud Abbas’ın 20 tır tıbbi malzeme gönderme sözü vermiş olsa da Gazze’nin halen boğucu bir ambargoya maruz kalması değildi. Yine tek değişiklik, Gazze’de yaşanan savaş, ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınması, İsrail yerleşim yerleri inşası ve Filistin topraklarının yüzölçümünü 1948’den bu yana yaklaşık yüzde 30’a kadar düşüren toprak ilhakları değildi. Elbette, 2007’de bölünmenin iki temel tarafı olan Hamas ve Fetih hareketlerinin Mekke’de Beytullah’ın önünde verdikleri yeniden bir araya gelme sözü de değildi. Filistin saflarını birleştiren bunlar değildi. Filistin varlığını tehdit eden tüm bu sorunlara kıyasla aslında Filistinlileri yeniden bir araya getiren neden çok basit: BAE’nin İsrail ile ilişkileri normalleştirme kararı.
BAE, Filistinlileri bir araya getirerek ve tek kalp yaparak bir imkansızı mı başarmış oldu? Eğer olan buysa, bu BAE kararının verdiği ilk meyvelerden biri demektir. En azından Filistinlilerin kararı üzerinde halen etkisi olan bir Arap devleti varmış! Ancak bu noktada karşımıza bir soru daha çıkıyor: BAE, İsrail ile ilişkileri normalleştiren tek Arap ülkesi mi ki bu sert Filistin tepkisi ile karşılaşıyor?
Mısır ve Ürdün gibi İsrail’e komşu devletler, topraklarını korumak ya da geri almak için İsrail ile barış anlaşmaları imzalamaya karar verdikleri için hiçbir Arap ülkesi ile onları karşılaştıramayız ama Fas ile Umman’a ne demeli? Eski başbakanı Hamad bin Casim’in ülkesinin Filistinlilere hizmet etmek için İsrail ile ilişkisi olduğunu itiraf ettiği Katar’a ne demeli? Doha'nın Filistin davasına etkisi büyük ama maalesef olumsuz bir etkiydi. Katar direniş ekseninin isteklerini yerine getirerek şu durumu yarattı: Gerek Hamas gerekse İslami Cihat olsun Gazze’deki silahlı direniş, İsrail’in güvenliği ve Doha'nın kendisini İsrail’in güvenliğinin istikrarsızlığı yükünden kurtardığını düşünen Washington'ı tatmin etmek için Katar’ın parasıyla satın alındı.
ABD’nin istihbarat organlarının Katar yönetiminin Şii ve Sünni radikal gruplara doğrudan ve dolaylı desteği hakkındaki bilgilerine rağmen Washington, Doha’nın bu iyiliğini unutmayacak.
Kısacası Gazze, Katar’ın müdahalesinden rahatsız değil. Çünkü kendisine İsrail aracılığıyla finansman sağlıyor. Batı Şeria da geçimi sağlayan paraları sessizce ve kaygısızca Gazzelilerden karşılıyor. İran, bu durumun hareketlerini kısıtlayan ekonomik yaptırımlar ışığında kendisi için en iyisi olduğunu düşünüyor. Ancak daha önemlisi asıl hedefini, yani Filistinlilerin bölünmesi ve anlaşmazlığını pekiştirmeyi başarmış olmasıdır. Çünkü bu bölünmenin devam etmesi, müzakerelerin veya iki devletli çözümün imkansızlığı anlamına geliyor. Sonuç olarak bütün taraflar mevcut durumdan memnundu.
BAE’nin İsrail ile ilişkileri normalleştirmesi bu dengeyi altüst etti. Bunun ilk işareti de söz konusu toplantıdır. Filistinlilerin, BAE’nin bu tutumuna karşılık olarak ve Arap ülkelerinin tespih taneleri gibi birbirlerini takip ederek İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesi korkusuyla yeniden birleşme niyetlerini ortaya koymalarıdır. Çünkü onların bakış açısına göre bu, pratikte Filistinlilerin uluslararası konumunun zayıflaması anlamına geliyor. BAE, İsrail’den toprak ilhakını askıya almasını ve tüm Müslümanlara Mescid-i Aksa’da namaz kılma izni verilmesini talep etti. Yani Arap hayalinin bir bölümü gerçekleşti. Fakat Abbas konuşmasında “Teşekkür ederiz. Hiç kimseden iyilik istemiyoruz” dedi ve şunu söyledi:
“Artık büyüdük. Kendi ayaklarımız üzerinde durabiliriz. Kendi kendimizi koruyabiliriz.”
Madem Filistinliler birden bire büyüdüler, hiç kimseye ihtiyaçları yok ve Abbas’ın dediği gibi Filistin topraklarının ilhakını durdurabilirler, neden kızgınlar? Hiç kimsenin yardımına ihtiyaçları yoksa İsrail’e yönelik Arap tutumlarına karşı bu endişeleri neden?
Hepimizin bildiği gerçek şu ki Arap ülkeleri, özellikle de Suudi Arabistan, Mısır ve BAE’nin aralarında olduğu büyük ülkeler olmasaydı Filistin sadece bugün değil, on yıllar boyunca uluslararası alanda kendisinin ve hakkının tanınmasına yönelik herhangi bir siyasi adımı atamazdı. Belki de pek çok insan, Donald Trump, Filistin Otoritesi'ne Yüzyılın Anlaşması'nı müzakere etmeyi kabul etmesi için baskı yapmak adına yardımları durdurmaya karar vermeden önce onun en büyük mali destekçisinin ABD olduğunu bilmiyor.
Filistinliler, Arap ülkelerinin İsrail'e karşı tutumlarını yönetme veya kontrol etme hakkına sahip değiller çünkü bu ülkeler için aynı şeyi yapmadılar. 3 yıldır Suudi Arabistan, Mısır, BAE ve Bahreyn (Arap Dörtlüsü), terörü destekleyerek ulusal güvenliklerini tehdit ettiği için Katar’a boykot uyguluyorlar. Gazze Şeridi ya da Batı Şeria bu yönde bir tutum benimsedi mi? Bir keresinde Katar tarafından desteklenen Müslüman Kardeşler (İhvan) Hareketi BAE yönetimini tehdit etmişti, Filistinlilerden BAE’yi destekleyen bir tutum, bir açıklama geldi mi? Saddam’ın Kuveyt’e saldırmasına ve işgaline karşı Filistin’in tutumundan bahsetmeyeceğim bile. Sadece bilge bir kadının, merhum Yaser Arafat’ın eşi Suha Arafat’ın söylediklerini teyit edeceğim: Arafat hayatta olsaydı Muhammed bin Zayed’den İsrail ile ilişkisini Filistin davasına yatırım yapmak için kullanmasını isterdi. O da bunu yapardı.
Suha Arafat ayrıca Filistin Otoritesi’ne ve Filistinli gruplara 300 bin Filistinlinin güven içinde BAE’de yaşadıklarını hatırlattı. Körfez ülkelerinde yaşayan Filistinliler bu ülkelere okuma yazma öğretmek için gelmiş öğretmenler değiller. Çünkü Körfez ülkeleri öğrencilerini dünyadaki en prestijli eğitim kurumlarına göndermektedir. Geçmişte yabancı sömürgeciliği altında yaşadıkları için eğitimli olan Arap uyruklu öğretmenlere ihtiyacı olduğu zaman da karşılık olarak onlara maaş ödedi. Ama Filistinlilerin iyi durumda olmasını sağlayan Körfez ülkelerinin onlara ödedikleri değil, Filistin liderlerine gönderilen milyonluk bağış fonlarıydı.
Son olarak; tüm dileğimiz Filistinlilerin Beyrut toplantısında verdikleri sözleri tutmalarıdır. Çünkü sadece onların iyiliğini temenni ediyoruz.
Korona salgınının ikinci dalgasının başladığı bir dönemde, Mahmud Abbas’ın Filistinlilere sağlık önlemleri ile ilgili tavsiyelerini övmeden de geçemeyeceğim. Her ne kadar Beyrut’ta bir araya gelenlerin çoğu maske takmamış, aralarındaki sosyal mesafeyi (sanki Filistinliler ne zaman birbirleriyle yakınlaşıp ne zaman uzaklaşmaları gerektiğini bilmiyorlarmış gibi) korumamış olsalar da.
TT
Filistin birliğinin müjdeleri
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة