Emel Musa
Tunuslu şair ve yazar
TT

Nahda Hareketi ve liderlik mücadelesi

14 Ocak 2011 devriminden sonra Nahda Hareketi, Tunus siyasetinde önemli bir isim olmayı başardı. Bu katılımı sağlamak için Nida Tunus Hareketi ile mutabakat içinde bir politika ortaya koydu. Din ve siyaseti birbirlerinden ayırma adımı attı. Parlamento bloğu ‘cinsiyet eşitliği, inanç özgürlüğü ve vicdan özgürlüğünün onaylanması, hareketin kuruluşunun ilk günlerinde reddedilen Tunus anayasasının birinci maddesinin kabulünün yanı sıra, modernist uluslararası insan hakları mercilerini tıpkı İslami mercii gibi gören yeni bir anayasanın kabul edilmesi gibi’ hareketin projesinin niteliğiyle derin bir ideolojik uyumsuzluk olduğu düşünülen yasaları onadı. Anayasanın birinci maddesi, diğer dinleri tanımakla birlikte Tunus’un dini İslam olan bir ülke olduğunu belirtiyor.
Nahda Hareketi, siyasi katılım uğruna hareketin karşı olduğu hususlarda muhaliflerin ayaklarının altından halının çekilmesi için verilen tavizlerde ağır bir bedel ödedi. Ve bunu, modernizmle uzlaşı ve Tunus’un siyasi gerçekliğini anlamada bir esneklik olarak gördüğü durumu savunmak üzere benimsedi. 
Bununla birlikte bu, Nahda Hareketi’nin yüksek bedeller ödemesine ve bazı liderler de dahil önemli sayıda üssü kaybederek bir tür ilgisizliğe uğramasına neden oldu. Bu ilgisizliğin somut maddi yankısını, 2014 seçim sonuçlarında ve özellikle de hareketin tüm liderlerinin katıldığı ve hayal kırıklığı yaşadığı 2019 seçimlerinde görüyoruz.
Hareketin iç bölünmesine neden olan bir diğer sorun ise siyaseti ahlaka öncelemesiydi. 2014 seçimlerinden önce Nida Hareketi ile faaliyet yürütmenin imkansızlığını ifade ettiği halde ülkeyi birlikte yönetmek için anlaşmasıydı.
Son seçimlerde de Nahda’nın seçim kampanyası, Tunus’un Kalbi Partisi ile faaliyet yürütmeme hususunda açık ve net vaatler içeriyordu. Başkanını çeşitli yolsuzluk davasına  karışmakla suçladı. Ancak  Nahda Hareketi birçok sandalye kazandığı seçim zaferden sonra, iktidarı tek başına tek başına iktidara gelecek gücü elde edemedi. Diğer partilere şartlar da koyamazdı. Nihayet ellerini, Temsilciler Meclisi’nde egemen olmasını sağlayan Tunus’un Kalbi’nin ellerine uzattı.
Bu uzun sunumu, Nahda Hareketi’nin ‘niteliksel istifalarının devamına, içerisindeki ret cephesinin artmasına ve iç çatışmanın şiddetlenmesine’ tanık olduğu mevcut ana ulaşmak amacıyla yaptık. Söz konusu iç çatışma, Raşid el-Gannuşi’nin Temsilciler Meclisi başkanlığına paralel olarak Nahda Hareketi’nin başkanlığını yürütmesini reddeden bir grup ile taraflar bir grup arasında tırmanıyor. İstifa hususunda yeni olan şey, görevlerinde radikal yüzlerle başlamış olması ve şu an, hareketin tüm oluşumlarına yöneltilen tehditler nedeniyle ılımlılıkları ve muhalefet etmeme istekleriyle bilinen isimleri kapsamaya başlaması…
Elbette istifaların genişlemesi, hareketin mevcut liderinin başkanlığa bağlılığının, ayrıca on birinci kongreyi erteleme tehdidinde bulunma girişiminin bir sonucu oldu. Bu durum, Gannuşi’nin görevinin uzamasını reddeden grubu daha da alevlendirdi.
Bu noktada iki soru ortaya çıkıyor; Nahda Hareketi içerisindeki muhalefetin, kendi vizyonunu empoze etme ve reddetme şansı var mı? İkinci soru ise şu; Tunus siyasi ortamının diğer bileşenleri, bu iç çatışmayı nasıl değerlendiriyor?
Çatışmanın liderlik hususunda ve Gannuşi’yi hareket başkanlığından uzaklaştırma gerekliliğiyle ilgili olduğunu açığa kavuşturmak önemli. Siyasi bir çatışmanın sonucu, genellikle çatışma taraflarının niteliklerine ve sahip oldukları güç kaynaklarına göre belirlenir. Bu noktada liderler de dahil diğer ret cephesi bu güce sahip olmazken Gannuşi’nin, parayla ve nüfuzla hareket eden bir dünyada, hem maddi hem de dış destek şeklinde, bölgedeki siyasi İslam’ı destekleyen ülkelerin desteğini aldığını görüyoruz. Açıktır ki Nahda Hareketi’nin seçimlerdeki düşüşe ve liderlerinin popülaritesindeki düşüşe rağmen onu destekleyen güçler, henüz bir alternatif düşünmediler ve hala ona itimat ediyorlar. Bunun yanı sıra içeriden ve dışarıdan tüm dikkatler artık, koronavirüs salgını ve yankıları üzerine odaklanmış durumda. Bu durum da Nahda’nın iç çatışmasını, popüler önceliğin dışındaki bir mesele yapıyor.
Tunus siyasi ortamında Nahda Hareketi dışındaki bileşenlerin iç çatışmayla ilgili tutumlarına gelince bu, takibin ötesine geçmiyor. Durumu, Gannuşi’nin imajındaki gerilemeyi kontrol altına almak için bir rol dağılımına dayanan ikna edici bir mücadele olarak görenler ve tüm Nahda’cıların bir olduğunu, aynı ideoloji ve aynı düşünceye sahip olduklarını belirtenler de var.
Reddeden kısmın sorunu, hareket içerisindeki siyasi anlaşmazlığa odaklanmalarından kaynaklanıyor. Bu nedenle durum, tamamen yerel bir mesele olarak kalıyor. Bu reddin nasıl harekete geçirileceğine ve Nahda’nın dayandığı ilke ve fikirlerin değişmesiyle ilgili algı ve önermelerindeki farklılıkları ortaya koyarak duruma nasıl fikirsel güvenilirlik kazandırılacağına ise dikkat edilmiyor.
Belki de reddedici grup ortaya çıksaydı ve istifalar da Nahda’nın Tunus’un Kalbi ile faaliyet yürütmeme taahhüdünden geri çekilmesi sonrasında gerçekleşmiş olsaydı, muhalefet meşruiyet kazanmış olabilirdi. Nahda Hareketi, bu ret eyleminden sembolik olarak büyük bir fayda sağlardı. Ancak red ve istifa hareketinin Nahda’nın yönetim ve liderliği meselesiyle sınırlı kalması, siyasal İslam kapsamındaki aktörler arasında yönetim arayışı portresini de doğruluyor. Aynı zamanda bu durum, siyasal İslam partileri dışında ülkemizdeki demokrasi ile etkin ilişkilere bakmak için bir pencere açıyor.